Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '15

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
814
 

Ressam Müjgan Özkaya Yılmaz

Ressam Müjgan Özkaya Yılmaz
 

Müjgan Özkaya YILMAZ, Dans, 100x150 Tek:TUYB, 2014


 
1  - ÖZGEÇMİŞ :
 
1951 yılında Muradiye`de doğdu. 1971 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü`nden mezun oldu. 1994 yılında lisans tamamladı. Devlet Resim, DYO ve Tekel yarışmalı sergilerine eserleri katıldı.  "Suluboya Ressamlar Grubu" sergilerinde yer alan sanatçı, özgün baskı, suluboya, yağlıboya tekniklerini kullanmakla beraber son yıllardaki çalışmalarında yoğunluğu yağlıboya eserlere vermiştir.  Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve Birleşmiş Ressamlar Heykeltraşlar Derneği üyesi olan sanatçının, yurt içi ve yurt dışı koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır.
 
Çok sayıda karma ve kişisel sergiye katılmış olup, kişisel sergilerden seçmeler aşağıdadır.
 
2015-Sanko Sanat Galerisi(Gaziantep)
2014-'Işıltılar' Galeri Gözde (Ankara)
2012-'Duygusal Dokunuşlar' Galeri Gözde (Ankara)
2010-MKM Art Show Sanat Fuarı (İstanbul)
2010-Eldem Sanat Galerisi (Eskişehir)
2009-Galeri Gözde (Ankara)
2009-İş Bankası Sanat Galerisi(İzmir)
2008-Altamira Sanat Galerisi(Mersin)
2008-'The Colour of Turkey'National Museum (Bahrain)
2006-Ortaköy Sanat Galerisi (İstanbul)
2005-Deel 2 Art Galerie (Hollanda)
2005-Ares Sanat Evi(İstanbul)
2004-4.Ankara Sanat Fuarı(Ankara)
2004-Deel 2 Art Galerie (Hollanda)
2003-13.İstanbul Sanat Fuarı(İstanbul)
2003-Deel 2 Art Galerie(Hollanda)
2003-İMKB Sanat Galerisi(Ankara)
2003-Vakıfbank Sanat Galerisi(İstanbul)
2002-Ziraat Bankası Tünel  Sanat Galerisi (İstanbul)
2001-11.İstanbul Sanat Fuarı(İstanbul)
2001-İş Bankası Sanat Galerisi (İzmir)
2000-Tayyare Kültür Merkezi(Bursa)
1998-Galeri Gözde (Ankara)
1998-Başak Sigorta Sanat Galerisi(İzmir)
1997-İş Bankası Sanat Galerisi(İstanbul)
1994- Allianz Sanat Galerisi(İstanbul(
!972- Alman Kültür Derneği (İzmir)
 
Yarışmalı Sergiler:
 
1971 DYO
1973 Suluboya Ressamları Grubu (Ödül)
1974 Ankart Sanat Dergisi (Ödül)
1990 Tekel 4. Resim Sergisi
1996 İş Bankası "96 Suluboya Büyük Ödüllü Sergisi
1996 Tekel 9. Resim Sergisi
2000 Tekel 12. Resim Sergisi
 
Gazeteci Bensu Kaya Koyu Kitap Yayınevi’nden çıkan  “Toza Yazılan” şiirlerle süslediği öykü kitabının kapak resmi Müjgan Özkaya Yılmaz’a ait bir eserdir. 
 
2- RESİM ÜZERİNE :
 
İnsanlığın var oluşundan gelen ve kendini ifade etme olgusuyla başlayan birikimlere, zamanla yerel değerlerin, güzelliklerin de katkısı sağlanmış. Bu veriler doğrultusunda aydınlanmacı düşünceyle, sağlam dünya görüşünün ilişkilenmesi sonucu ortaya çıkan yaratıcılık,  güzel sanatları insanlığın hizmetine sunmuştur.
 
Değerli olan her şeyin hızla yozlaştırıldığı,  yok edildiği bir ortamda sanat gelecek için hep umut vermiştir. İnsanoğlu yaratılışından getirdiği ya da sonradan kazandığı yetersizlik duygusunu, hırs, ego gibi alt benliklerin baskısından sanat yoluyla uzaklaşarak,  üst kimliklerine ulaşabilir ve bu gelişim sürecini tamamlayan birey, iyiliğin, kötülüğün, güzelliğin, çirkinliğin gerçek yüzünü görme ermişliğine kavuşabilir.
 
Sanat bireysel gelişim için ne kadar gerekliyse, toplumsal kazanımlar için de ihtiyaçtır. Sanat diğer bilim dallarıyla birleşerek,  düşünmeyi analiz etmeyi öğretir,  bu olguyu içselleştirebilen insanlar, kötüye kötülüğe asla hizmet etmezler. Adaletsizliğin, sevgisizliğin olmadığı toplumlar mutlu ve kişiliklidir,  değer yargılarına sahiptir.
 
Resim yaparken, hareket noktalarımdan biri ve en önemlisi,çalışmalarımın insanlarda; Analiz ve haz duygularının birlikte harekete geçmesini sağlayabilmek. Kişi resmi incelerken ruhunda anılarının tazelenmesi, bu anılarla yeni deneyimleri oluşturacak hayal gücünü yoğunlaştırması, bu süreç içinde insan beyninin yaratıcı görünümler oluşturması ve izleyenin kendini mutlu, heyecanlı,  keyifli hissetmesi. Böylece resmin önünde tüm yaşamdan soyutlanıp,  ölçülemeyen bir zaman diliminde, düşüncelerini,  parçalara ayırıp, sorgulanmış arınmış birleşimlerini mutlu bir biçimde oluşturacak duygular sağlanması.
 
3- SANAT ÜZERİNE :
 
Görsel sanatların görevi, insanlara mutluluk ve yaşama sevinci vermesinin yanısıra entellektüel bağlamda da bir üst noktaya götürmesidir. Sanatçının sorumluluğu burada başlar, t oplumun önünde olmak zorundadır.
 
Bana göre sanat sadece el göz kas koordinasyonu  ya da bir güzelliği estetik kaygılar içinde somut bir biçime sokmak değildir. Sürekli yenilenen  ve toplumun önünde olan entellektüel bir olgudur.
 
Yetenek bir armağandır sanatçı bunun ayırdında olmalı, bağımsız özgür kimliğini koruyarak ve tarihsel bir sorumluluk taşıyarak nasıl daha güzele ulaşabilirim kaygısıyla sanat üretmelidir.
 
Topluma mesajı insanın, özellikle kadının sorunlarını kompozisyonlarımda  kadın bedeninde, ifade etmeye çalışırım. Onun toplumda ötekileştirilmesi, haksız aşağılanması vs. Oysa anne, eş, sevgili olarak tarih sürecinde ne güzel eserlere konu olmuştur.
 
Kadın bedeninin şiirsel, yumuşak çizgilerinin olanaklarından faydalanırken, çizginin rengin öyküyle bütünleşmesi ne güzeldir. Sınırsız zamanlarda, her dönemde her kültürde yaşamış kadınlar masalsı anlatımlarla beni yönlendirir. Mitoloji, efsaneler kadının güzelliğini , özverisini, sabır ve umutlarını yorumlamak için engin verilerdir. Doğadaki efsanevi mistik güzellikler,  yaşadığım bölgedeki ayçiçek tarlaları, renkleri,biçimleri,geometrik devinimleri beni hayrete düşüren doku dizilimleri,ışık ve hareket serbestisi veren büyüleyici konularım oldu hep.
 
Bu arada sanatçı olarak diğer disiplinlerden biri de,  kendini aşma tekrardan korunma, eserim benzersiz olmalı bir öncekini tekrarlamamalı, özgün olmalı. Bu güne kadar herhangi bir ekolun,  modanın, psikolojik baskıların, satış problemlerinin, eleştirel yazıların (Ki;Gerçek anlamda bir eleştirinin varlığı da sanat dünyamızda tartışılıp durmaktadır)  dışında kalarak sanat ürettim ve eserlerimi sanat tarihinin eleğine güvenle bırakmanın ötesinde bir kaygı taşımadım.
 
Aldığım sanat eğitiminin kuralları, kompozisyon, renk,  leke, denge, doku, ışığın kullanımı vs. bütün bunların ötesinde resmim bittiğinde ruhunu hissetmeye çalışırım. Heyecanı, coşkusu, olmalı yaptıklarımın, sonuç yüreğime hitap ediyorsa bu çalışma eser olmuştur.  Aksi yaşandığında yarım bir çalışmadır  ve tamamlanması için biraz daha süre tanıyarak atölyenin bir köşesinde beklemeye bırakırı.
 
Sanatçı eseriyle var olur üzerine düşen toplumsal sorumluluğun da, sanat yaparak üstesinden gelir.
 
Türkiye sanatsal gelişim açısından da özel bir konumda,  doğu batı sentezi içeren dinamiklere sahip bir ülke. Gelecekte sanatın işlevi,sanatçı yetişmesi, sanat eserlerinin üretilmesi konusunda çok iyi noktalara ulaşacağından hiç kuşkum yok.
 
4- KATILDIĞI BAZI ETKINLIKLERİ HAKKINDAKİ DUYGULARI :
 
Müjgan Özkaya Yılmaz ise “Düş Yolcuları”nı sergisindeki eserleri şöyle tanımlamaktadır. “Düş yolcuları,  antik çağlardan akıp gelen insanlık birikiminin, yerel güzelliklerle, aydınlanmacı düşünceyle,  sağlıklı bir dünya görüşüyle de sıkı ilişkiler içinde olan yaratıcılığın yolcularıdır. Değerli olan herşeyin tüketildiği,yozlaştırıldığı,  yok edildiği bir ortamda sanat gelecek için umutlandırıyor  ve direncimizi tazeliyor. Parçalarına ayrılan duyguların,yeniden bir araya getirilmelerinin serüvenini çiziyor, boyuyor ve yaşıyor, düş yolcuları”
 
DÜŞ YOLCULARI;
Uzun ince bir yolda, gerçek sandığımız yansımalarda yürüyoruz.
Her birimiz,kendi düşlerimizde düş yolcularıyız.
Kimi zaman beyaz ,nereye ve nasıl gittiğimizin ayırdında olmadan,
Kimi zaman pembe, şekerine kavuşmuş çocuk gibi yalancı mutluluklara da,
Kimi zaman gerçeğe savrulmuş mavi, mor lacivert gökkubbe altında.
 
Sanatçının  “Kim Der ki; Kadın” adlı etkinlik için kaleme  aldığı duyguları aşağıdadır.
 
KİMİ DER Kİ KADIN;
Kimi der ki kadın;
Su gibi,
Soluk gibi,
Olmazsa olmaz bir yaşam gibi,
Kimi der ki;
Melek gibi,
Şeytan gibi,
Olmazsa olmaz bir tutku gibi.
Kimi der ki kadın;
Renklerin gücünün yetmediği,
Yüreğimize yerleştirdiğimiz,
Anne gibi,
Sevgi gibi,
Huzur gibi.
 
4- HAKKINDAKİ YORUMLAR :
 
Müjgan Özkaya Yılmaz’ı  daha yakından tanıtabilmek amacıyla  sanat çevresindeki geniş bir yelpazeden yorumlar alınmıştır. 
 
**
 
“Bundan yıllarca önce İstanbul Sanat Fuarına adını bir daha asla anmak istemediğim bir galeri ile es kaza  katılmıştım. Çok hastaydım. Elimi bile kaldıracak halim yoktu . Bağırsaklarım bozulmuştu ve ben çok halsiz düşmüştüm. Perişan haldeydim. Standta resimlerimi asmaya çalışıyor ama sancıdan iki büklüm hale gelince de oturmak zorunda kalıyordum.
 
Kimsenin kimseyle ilgilenmediği, herkesin sadece kendi standında işlerini bitirmek ve akşam açılışına hazırlanmak üzere arı gibi çalıştığı saatler yaşanıyordu. Birden yıllardır görmediğim  Müjgan bir melek gibi belirdi yanımda. Elinde bir ilaç vardı. Yaptırdı mı aldı mı bilmiyorum; “Hemen bunu içmelisin “ dedi. İki saate kalmadan iyileşmiş ayağa kalkmıştım.
 
Fuar hazırlıklarında insanların neredeyse birbirinin adını unutur.  Ama Müjgan  benim durumumu hissetmiş ya da sormuş bilmiyorum, koşturmuş ve benim için ilaç temin etmişti. Galericim dediğim kişi elinde sigara, önceden olduğu gibi hala gezinip duruyordu.
 
"Kardeş her zaman dost olmaz, ama dost her zaman kardeştir."  Sanatçı olmanın en önemli vasıflarından biri,  Yaradan'ın meleklerine önünde secde etmeye davet ettiği  "insan" olmaktır. Çok yönlü bir varlık olan sanatçı hem etik hem de estetik değerleri taşır yüreğinde.  Dostuna kardeştir. Müjgan'ın tanımı budur bence.
 
Resimlerinde kaynağı belirsiz ışık onun  yüreğinden gelen ışıktır.  Tertemiz renkleri coşkun doğa sevgisinin, yaratılmışa olan saygısının,  kılcal damarlarına kadar yerleşmiş olan  teknik bilgisinin eseridir. Soyuta yakın figürlerindeki hareketi  ışıltılarla baş döndürür. Kendine has  o özgün yapılanmada konunun hiç önemi yok gibi görünse de, o kızlarını, çiçeklerini özenle seçer, ama öylesine bir yerleştirir ki ; iki boyutlu yüzeyden dışarı fırlayacak gibi geri çekilerek bakma hissi  uyandırır izleyicide. Tuvalin önünde bir şey ararmışçasına yere bakanları da görürseniz şaşırmayın. Duyuları dokunuşlara dönüştüren, o dokunuşları ışıklarla besleyen, muhteşem görselliği kadınlarıyla ,  çiçekleriyle,dans ve müzikle çoğullaştıran,  tuvallerine sığmayan o nedenle tuvalden tuvale koşan  çalışkan bir sanatçıdır  Müjgan  Özkaya Yılmaz.
 
Karakterinin en önemli özelliklerinden biri planlı olmasıdır. Düzenli ve titizdir. Hedeflerini belirleyerek hareket eder. Belirsizlikten hoşlanmaz ama, aceleci değildir. Akılcı ve düşünerek hareket eder. Sürprizlerden hoşlanmadığını düşünüyorum.  İleriyi görmek ister her zaman , ama şimdiyi yaşamaya da önem verir.
 
Onu anlamak için bir kaç resmine bakmak  yeterli olabilir , eğer gönül gözünüz devredeyse. Renklerin kıskandığı  tuvallerinin  hangi serüvenlere göz kırptığını merak etmemek elde değil.
 
Teşekkürler Müjgan..!
 
.............................................................................2005; Serap DEMİRAĞ”
 
“**
 
İçsel bir ışık, yoğurulmuş renkler, evet ne ışık öyle kendiliğinden ve sert,ne de renkler olduğu gibi sürülmüş, ekspresyonlara dönüştürülmüş figürler, mekana ait detaylar ile lirik bir anlatımla etkisi güçlendirilmiş tuvaller.
 
Müjgan Özkaya Yılmaz, ışığı ve rengi bir arada kullanabilmiştir, bu dengeyi kurmak öyle kolay da değildir, biri daha etkili olursa diğerini yok edebilir. Renk kendini ifade ederken ışık da onunla uyumlu ve resimsel beraberliğini sürdürebilmiştir.
 
Figüratif bir resim dili, dışa vurumcu kurgular ile etkili olmuş, objeler konuya direk katılmıştır. Gerçekçi bir ifadeyi tercih etmiş olsa da arka plandaki düzenlemeler ve tercihler soyuta dönüşmeye dair yönelişler olarak görülmektedir, belli ki ileride daha da bir minimal anlatımlar tercih edilebilecek, yani soyutlamalar ağarlık kazanacak gibi ...!
 
Kim bilir, bu yumuşak ve etkili içsel ışık renkle,  biçimle nasıl bir ahenge
dönüşecek ... zaman bunu bize gösterecek ... !.........Celalettin TANDOĞDU - İstanbul 2015 “
 
**
 
“Müjgan Özkaya Yılmaz ın resimlerinde soyut dışavurumcu bir anlatım görürüz. Renk lekeleri arasında soyutlanan figürleri yakalarken,   sanki renk labirentleri arasında dolaşırız. Bizi yaşadığımız dünyadan alıp ta içine çeker,yeni keşifler yapmak için uzun bir yolculuğa çıkarır.
Sanatçının resimlerindeki soğuk,   sıcak ,açık koyu, resmin bütünündeki üçte birlik ve matematiksel denge bizi bir daha düşünmeye sürükler, bu resimlere tekrar tekrar bakmak, düşünmek ve incelemek duygusu verir. Müjgan Özkaya Yılmaz ın resimleri hayatı anlatır …………………………Gülseren SÖNMEZ”
 
**
 
“…Müjgân Özkaya Yılmaz son dönem çalışmalarını “Duygusal Dokunuşlar” başlığı altında Gözde Sanat Galerisi’nde sergiliyor. Yazıya başlarken öncelikle bu vurguya gereksinim duyulmasının nedeni var.  Çünkü, sergide yer alan resimlere bakıldığında bir özellik dikkatleri çekmede.  Resimsel anlatımın,  dokunuş kavramı üzerine kurgulanması söz konusu özelliğin temel noktasını oluşturuyor. Geniş planlar halindeki yüzey üzerine yerleştirilen figürlerin ele alınışı,  boya geçişlerinin esnekliğiyle büyük bir uyum içeriyor. Tuvaller, geniş devinimli hareketleri öne çıkaran dinamik bir anlayışla ele alınmış.  Fondaki açık-koyu lekeler arasında yer yer gizlenen figürler mistik bir havanın varlığını imliyor bizlere.  Daha doğrusu,  büyük kaosun ortasında kimliksiz ve yönsüz birer varlığa dönüşen insanların dramı var orada.  Belki de o büyük boşluğun orta yerinde kalan insanın yalnızlığı, umarsızlığını anlatmak istiyor sanatçı.  Çoğunlukla kullanılan kahverengi-kırmızı değerlerin,  resimlerde egemen kılınmaya çalışılan mistik havaya katkı sağladığı bile söylenebilir.  Ama yalnız bu renklerle sınırlamak doğru bir yaklaşım olmayacak.  Aynı anlayışın gri-mavilerle de anlatıldığını vurgulamak,  sorunu tüm yönleriyle anlamamıza yetecektir.  Zaten rengin bir anlatım aracı olduğunu yeniden belirtmeye gerek görmüyorum.  Önemli olan, gerçekliğin,  sanatçı bilincinden yansıyarak yeniden kurgulanmasıdır. İzleyici,  o gerçekliğin düşlem gücüyle başka bir biçime dönüştürülmüş haliyle karşılaşır orada. Genel görünüşüyle konuları ele alışına bakarak biraz da mitolojik göndermelerin yer aldığını söylemek yanlış sayılmamalı. İzleyici,  böyle bir atmosfer içinde gizlenmiş kimi anlatım yerlerini,   ancak sezgilerine dayanarak çözmek zorunda.  Bu yönüyle resimlerin biraz çaba isteyen,  karşısındakini zorlayan bir anlayışın ürünü olduğunu bilmekte yarar var.  Kabul etmek gerekir ki,  sanatçının sahip olduğu anlatım yetkinliğinde sağlam desen bilgisinin gücü görmezden gelinemez.  Zaten gerçek sanatın olmazsa olmaz temeli değil midir desen?
 
Yılmaz, bugüne değin açtığı çok sayıda kişisel sergi yanında, yarışmalı sergiler ve karma etkinliklere de katılmış bir sanatçı. Bu sergisinde görülen yağlıboya tabloları dışında farklı tekniklerde de çalışmalar yapıyor. Özgün baskı, suluboya, seramik ve heykeli bu alanlar arasında sayabiliriz. Çok yönlü kimliğiyle üretken bir yapı gösteren sanatçının yurt dışında açtığı dört sergi de bulunduğunu yeri gelmişken belirtelim.
 
Yine ayırıcı bir özellik olması anlamında, yaşamını ve çalışmalarını İstanbul ve Vize’de sürdürmesine karşın Ankara’yla bağını hiçbir zaman koparmayan bir kişilik özelliği taşıdığını sözlerimize ekleyelim. Değişik tarihlerde açtığı sergileriyle izleyicimizin yakından tanıdığı bir sanatçıdır o.   … ….  ……Celal  BİNZET”
 
**
 
“….Resimlerinin oluşumunda çok ince suluboya katmanı kullanan Müjgan Özkaya Yılmaz bir obje olarak kadın vücudunu sıkça kullanıyor.  Kadın vücudunun her zaman için daha estetik ve mükemmel formlar içerdiğini belirten sanatçı; resimlerinde özellikle yeşil ve mavi tonları tercih ediyor. Eserlerin tümünde mitolojik ve fantastik çizgiler kullanan Yılmaz; genellikle doğa üstü bir üslup sergiliyor…………………..Filiz Okay”
  
**
 
“”..İlk sergisini 1998 yılında açtığımız,  soyut-figüratif resimlerinde ışığı ve renkleri ustaca kullanan, yapıtlarında rastlantısal olmayan ve dikkatlice izlendiğinde her defasında sürpriz detaylara sık sık rastlanılan  büyük ustanın Ankara sergilerini her defasında büyük bir keyifle üstleniyoruz..   Sergilerinin ve çalışmalarının büyük çoğunluğunu yağlıboya ve akrilik tekniği ile üreten,  ancak suluboya çalışmaları da eskiden buyana büyük beğeni toplayan, zaman zaman seramik-heykel de çalışan bir sanatçıdır Müjgan Özkaya Yılmaz.
 
Onunla gurur duyuyoruz. ………………………………………………………Sami Gözde”
 
GÖZDE Sanat Galerisi
 
**
 
“ Sevgili sanatseverler Ankara’da bu ay açılan sergilerden izlenimlerimi sizlerle paylaşmadan önce baharla birlikte sergilerin de artan bir ivmeyle bizleri adeta görsel şölene sürüklediğini görüyoruz.
İlk sergi sanatçı dostum Müjgan Özkaya Yılmaz’ın ‘’Işıltılar’’ adlı sergisi Gözde Sanat Galerisi’nde 05 -31 Mayıs 2014 tarihleri arasında…
 
Işık pentürde o kadar önemlidir ki… Resim daima ışıkla nefes alır .Müjgan Özkaya Yılmaz’ın resimlerinde de katmanların  arasından sızan ışıklar onun resminin temel yapısını oluşturur. Soyutladığı figürleri kendine has renkleriyle yıllardır sanata sevdalanmış sürekli üreten ve dinamizmini hiç yitirmeyen sanatçının resimlerinde süprizler hep vardır. Tutarlı çizgisinden ödün vermeden sakin ve kararlı adımlarla ilerler, sanat okyanusunda gizemini koruyan izler barındıran dokuları izleyiciyi resminin içine çeker .Sanatçının oluşum kimliği ışık,figür ve renk temellerine dayanmaktadır. 
 
Müjgan Özkaya Yılmaz’ın resminde konunun hiçbir önemi yoktur, neyi resmederse resmetsin üslubuyla kimliğini hemen belli eder. Soyut ve somutun birlikteliği ışık kırılmaları ve yansımaları ile figürleri ve hikayeleri ahenk içindedir .Sanatta bana göre sanatçının kişiliği ile ürettiği eserleri arasında sıkı bir bağ vardır. Sanatçının kişiliği ile eserlerinin kimliği bir bütün olmuş ve bunu da dışavurmayı başarmıştır.  Nerede karşılaşırsak karşılaşalım bu ‘’Müjgan Özkaya Yılmaz’ın resmidir’’ dedirten üslubuyla kollektif sanat hafızamızda kendine yer edinmiştir …………………….Mayıs 2014 BOSPHORUS SANAT GAZETE, Funda İyce Tuncel “
 
**
 
“Müjgan Özkaya Yılmaz Resimleri... Aykırıdır, asidir, görendir, duyandır, araştırandır,düşünendir , yaratıcıdır, sınırsız hayal gücüne sahiptir...Kimdir bu?
Sanatçıdır. Sanatçı; Sestir, çizgidir, renktir, sözcüktür, bedendir...
Sanatçı;kurşunu güzellik olan silahın tetikçisidir...
Müjgan Ozkaya Yılmaz...Tualin karşısında büyüyen bir sanatçı, onunla birlikte tual de büyüyor, merkezden başlayan fırtına dışarıya fırlıyor.
 
Tekniğe hakimiyeti ile renkleri dans ettiriyor.  Merkezden başlayan hareket, renklerdeki ton çubuğu ile daireler çizerek izleyeni resmin içinde dolaştırıyor.  Her renk bir dünyadır Müjgan'ın resminde... Bir rengin bu kadar mı tonu olu?  Evet olur... Bu ton geçişlerinden hemen bir başka renge geçersiniz. İşte bu geçiş çok önemli.  Bir ışık köprüsünden atlayarak geçersiniz.  Çünkü Müjgan'ın resmi IŞIKTIR. Işık ise umuttur... Işık mavidir, sarıdır ama en çok beyazdır, saflığın temizliğin temsilcisi beyazdadır ışığı. Kadınları vardır onun. Rengin, ışığın içine gizlediği. İnce kıvrak belleri, hüzünlü bakışlarıyla saklanan kadınlar, bizi o dinamizm içinde kendilerine çağırırlar ve biz onları bulur ,onlarla dost oluruz.
Evet ...Müjgan Ozkaya Yılmaz; RENKTİR, DİNAMİZMDİR AMA İLLE DE IŞIKTIR………………..Nevin ÖNEN””
 
**
 
100x150 cm adı:Deniz Tekniği:Tuval üzeri yağlı boya tabloya Şair Hasan Özsan’ın  bu resme ithaf ettiği şiiri aşağıdadır.
 
“Bir resmin içine girer mi insan?
 
Ben girdim.
 
Bir derin yalnızlık,
 
Bir kalabalık hüzün, t enha bir sevinç belki,
 
diplerde,  ışığın tükendiği yerde…
 
*
 
Girdim de maviye bulandım,  köpük oldum,
 
Bir rakı bardağına buz atılmış gibi beyazlaşıverdim
 
Ah bu resmin kokusu iyot mudur,  anason mudur bilemedim.
 
O resmin içindeyken ben birden sarhoş oldum.
 
Kayalardaki yosun yeşili oldu ellerim
 
Tuzundan yandı yandı gözlerim,
 
Acısı indi yüreğime
 
Yandı yandı yüreğim…
 
Deniz kuşlarının çığlığı bir çağrı mıydı, y oksa bu acının ünlenmesi miydi bilemedim…
 
Ah işte, balıklar da hüzünlenirmiş onu gördüm,
 
Onlar da ağlarmış gidenlerinin ardından onu da gördüm…
 
Geceleri denizin içinden yıldızlara bakarak kederle iç çektiklerini ben bu resimde gördüm…
 
Denize yağmur yağarken gördüm nasıl ıslandıklarını
 
Yağmur sonrası denizin nasıl aydınlandığını da gördüm.
 
kesik kesik,  ıslak ıslak, parça parça hüzmelenmiş…
 
Işınlar denizden mi güneşeydi, güneşten mi denizeydi bir bunu anlamadım…
 
Baktım,  baktım da kalakaldım:  sarı sarı, puslusundan mavimsi hüzmeler bedenimin içinden geçiyordu;
 
Kesik kesik, ı slak ıslak, t urkuaz turkuaz,  mavimsi mavimsi, parça parça, çizik çizik …
 
Bu koku, yoksa sarının yeşile karışırken açığa çıkan rengin kokusu mu, bilemedim… 
 
*
Bir resmin içine girer mi insan?
 
Ben girdim.
 
Bir derin yalnızlık,
 
Bir kalabalık hüzün, tenha bir sevinç belki,
 
diplerde, ışığın tükendiği yerde…
 
Bir tutam turkuaz, bir fiske sarı, bir çimdik kırmızı
 
Ta derinlerde belirsiz bir lacivertin en koyu özeti…
 
Bir hırçınlık, bir çoşku;
 
 
 
Olup olacağı bir avuç rengi vardı aslında resimdeki denizin…
 
Aslında her deniz fazlasına gelmez renklerin,
 
Dalgalar çarptığında kayalıklara beyaz olmaz mı zaten?..
 
bulutların denizin üstünden geçerken griler içindeki gölgelenmez mi deniz?…
 
Ya kendini unutmuş mercanların derinlerde yitip giden kırmızısı?..
 
*
 
Bir yel ürpertisi titreştirmeye yeter koca bir denizi.
 
Deniz atları herkesten önce anlar bir fırtınanın geleceğini,
 
Deniz yıldızları da öyle,
 
Pavuryaların sesi kendilerine yabancı, anlamaz onlar…
 
İsitiridyeler neyse de bir ahtopotu düşün,
 
Saracak o kadar çok kol varken yalnızlık ne kadar acı,
 
Onu gördüm…
 
*
 
Bu denizin dili olmalı, yoksa kimse anlamaz balıkların dalgınlığını ve ürkekliklerini
 
Bütün denizler tek iklimliymiş meğer onu öğrendim;
 
Çoğullaşan bir aşk gibi, bir aşk gibi tekil ve bir aşk gibi süresiz yaşanan…
 
*
 
Sonu olmayan bir başlangıç gibi bir resmin içindeyim…
 
Baktım, baktım da kalakaldım:
 
Kesik kesik,  ıslak ıslak, turkuaz turkuaz,  mavimsi mavimsi,  parça parça, çizik çizik …
 
Bir derin yalnızlık,
 
Bir kalabalık hüzün,
 
Bir hırçınlık, bir çoşku;
 
Diplerde, ışığın tükendiği yerde, tenha bir sevinç belki,
 
Bu resimden çıkışın iç sokakları olmalı…
 
Kalakaldım bir resimdeki bir denizin içinde…”
 
Sanatçı  5-15 Şubat 2008 tarihinde  Manama/Bahreyn’deki Milli Müzede düzenlenen “Türkiye’nin Rengi” isimli sergiye katılmış  ve bu resim sergi kataloğun kapak resmi  olarak kullanılmıştır.
 
**
 
“Hani bazen,  bir insanla karşılaşırsınız ve size hemen sıcacık güzel bir enerji yayılır, bütün negatifliğiniz onun bir tebessümü ile gider.  İşte ben Müjgan'ın resimleri ile bunu yaşarım. Beni içine çekmeden, sanki önce böyle bir enerji ile saran resimler.  Bu resimlerle çok kolay iletişim kuruluyor. Bu bakmaktan öte bir şey. bazı resimlere bakarsınız ve orada ne olduğu ile ilgilenirsiniz..
 
Ne? sorusunun yanıtını aldıktan sonra da; rahatlarsınız., yani  artık biliyorsunuzdur.  Ama ruhunuzla bir iletişim kurulamamıştır.  İşte ben Müjgan'ın resimlerinde ikinci adıma , neredeyse birinci adımı atlayarak, geçiş yapıyorum. Doğrudan renklerin ve resimdeki ritmin peşine takılıyorum.  Hareketli fırça darbeleri ile birlikte gezinmeye başlıyorum.  Kopmadan, sizi oradan oraya taşıyan ve yumuşak inişler çıkışlar ve geçişlerle tüm yüzeyde keyifle gezinmemi sağlayan hareketler..!
 
Bazen yüzeyden kopup ta gerilere,   resmin arka yada içsel planlarına doğru beni çeken bir şeylerle karşılaşıyorum.
 
İşte o zamanlarda ;  birden  çok sesli bir müziğin,  dingin ve sakin son derece uyumlu melodinin ,  vokaldeki seslerini duyuyorum.  Orada çığlık atarcasına bağıran da var, ancak müziğin genel ritmiyle öylesine uyumlular ki ! Bağırmasaydı keşke ,  diyemiyorum,  ama varlığını hissediyorum.
 
Resimlerinde her zaman bulduğum o güzel ritmi izlerken böyle bir gezintide buluyorum kendimi.   Bu durağanlıktan uzak resimlere dikkatle bakıldığında içlerinde saklı öyküler barındırdıklarını keşfediyorum. Belli belirsiz,  kendini göstermeyen figürlerin eşlik ettiği bu öykülerde de içten ve naif bir duygusallığı hissediyorum.   Renklerin birbirileriyle yarışmadığı, hepsinin kendine ve diğerlerine saygısı olduğu bir dans grubu gibi gerçek bir uyum içinde varlıklarını sergiledikleri bir ortamda dans ediyorlar sanki. Fırçanın bazen dairesel, bazen helozonik hareketleri de beni ve düşüncelerimi sonsuzluğa sürüklüyor.  Dingin  mavilerin arasından süzülen turuncu,   sarı ve beyazlar resmin temposuna  farklı bir ivme katıyor.   Bu dingin ortamdan çıkartma görevi üstlenmişler sanki. Beyazın ustaca kullanımı ile de hem izleyene hem de evrene en naif duyguları yüklüyor.
 
Bu duyarlı yorumun bana geçişini sağlayan,  deneyimli ellerini kutluyorum
 
……………………………………………………Gülay Yüksel/2015“
 
**
 
6- NETİCE :
 
Sanat camiasının konusunda uzmanlar tarafından yapılmış ciddi eleştirilerin yanı sıra,   detaylı olarak hazırlanmış tanıtım yazılarına da gereksinimi olduğunu düşünmekteyim.   Birçok değerli sanatçı hakkındaki bilgilere  letişim yetersizliği ve kaynak eksikliği nedeniyle ulaşılamamaktadır.    
 
Bir taraftan sanatçı hakkında yazılmış bilgilerin, diğer taraftan da  resme bakarak sanatçının resmin arkasından verdiği mesajların sanatçının düşüncelerini anlamak için  yararlı olduğu düşüncesindeyim. Bu düşünceden hareketle resim sanatına katkıda bulunmuş  sanatçılarımızdan biri olan Müjgan Özkaya Yılmaz ‘ın tanıtım yazısını sanatçıya destek ve ustaya saygı düşüncesiyle hazırladım.
 
Gökyüzünde yıldızları, aydınlıkları, yeryüzündeki çiçekleri, umudu, sevinci ve mutluluğu toplayıp bizlere ışık, renk ve figür olarak sunmaktadır. Eserlerindeki ışığı hep olumluluk olarak gördüm. Sanatçı; zaman zaman soyut resmin içine sakladığı nesneleri ve bazen kadınları izleyicinin araması için çağrı yapmaktadır. Onun zahmetlerle  bizim için topladığı renkleri sevdiklerimize götürülecek çiçekler, umut ve mutluluk olarak anlamaya çalışmamızın başlangıç olacağı düşüncesindeyim.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3526
Kayıt tarihi
: 02.03.09
 
 

15 yıldır  İnsan yaşamı ile doğanın kuralları arasındaki benzerlik, kaos, değişim, kaostan düzene..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster