Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '15

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
574
 

Retrica etkisi: "Narsisizm çağı"

Retrica etkisi: "Narsisizm çağı"
 

Geçen yıl “Asrın Vebası: Narsisizm İlleti”ni okuduğumda yazarları Jean M. Twenge ve W. Keith Campbell’e içten içe teşekkürü borç bilmiştim. Sanırım son 3-4 yılki aklımı okumuş gibiydiler ama onlar daha 10 yıl önceden bunu fark etmiş ve kitabını bile yazmışlardı, bize ise okumak kalmıştı. Kitabı herkese şiddetle önermekle birlikte merak edenler için özet geçmek istiyorum:

“Kitap çok genel olarak yetişkin ve ergenlerdeki narsisizmi* ele alıyor. Özellikle son yıllarda artan bu illetin giderek insanları bir çıkmaza sürüklediğini okuyucularına sunuyor.  Narsisizmin bu denli artmasını facebook, twitter,  MySpace gibi sanal ortamlarla birlikte banka kredileri ve ailesel yaşantılara da bağlayan yazarlar son derece bilimsel bulgularla tezlerini başarılı bir şekilde savunuyorlar. İtiraf etmek gerekirse ABD kültürü baz alınarak yazılan bu kitabın onlarda olduğu kadar bize de sıçramış olduğunu söylemekten kendini alamayacağım. Kitaba dair kısa değerlendirmemi burada keserek bizim kültürümüze yansımasına geçmek istiyorum.”

Kısa vadeli zevkler ve getirdiği uzun vadeli bedeller!

Aslına bakılırsa narsisizm bu cümleyle kısaca tanımlanabilir. Anlık zevkler, anlık eğlenceler ve arkasında buhrana sürükleyen patolojik süreçler… İşte tam da narsisiszm illetliği burdan kaynaklanıyor. Günümüzde bunun en büyük silahı ise Retricalar, Facebook like’leri, Twitter takip sayıları gibi nefsi okşayan sanal yanılsamalar. “Retrica” neredeyse en çok indirilen uygulama olmuş ve akıllı telefon çağında TT olması içten bile değil(!). Sahte görüntünün yarattığı popülerlik gerçek görüntüde bozulana kadar:

“Ayşe ve Ahmet Facebook üzerinden tanıştılar. Ahmet beliki Ayşe’yi çok beğenmişe benziyor(ya da Ayşe Ahmet’i). Bu da Ayşe’yi çok sevindirmiştir. Çünkü Ayşe’nin Facebook fotoğrafları like rekorları kırıyor. Pürüssüz bir yüz, sivilceler tarihe karışmış, dişler inci gibi… İnsanlığa verilen en muazzam organ olan göz bile kamaştı kamaşacak… Ahmet ise buluşmayı teklif etmekte geç bile kaldığını düşünüyor. Hemen atağa geçip lüks bir kafede çaya davete koyulur. Büyük gün gelmiş Ahmet heyecanla Ayşe’nin kapıdan girmesini beklerken birden yüzü düşüyor. “O dünyalar güzeli kız bu mu?” diye içten içe konuşurken artık çayların bile tadı kalmamıştır. Ve sohbeti kesmek için bahaneler başlamıştır bile. Daha düne kadar like rekorları alan Ayşe(kısa vadeli zevkler) şimdi ise özgüveni kırılmış, dışlanmış ve tatminsizlik duygularıyla mahvolmuş bir durumdadır(uzun vadeli bedeller). Retrica gerçek dünyada birden silikleşti ve gözler devreye girdi. Arkada ise kaygıya, depresyona, memnuniyetsizliğe davetiye çıkarmış bir hayat…(Bu örnekte roller tam tersi de düşünülebilir)

İşte narsisizm bu kadar acımasız bir illet, önce sevindirir ve sonrasında bedeller ödettirir.  Amerika kültüründe tavan yapmış bu illet maalesef ülkemizde de tavan yaptı yapacak. Özgüven ile narsisizm bu noktada karıştırılmamalı. Dengeli bir özgüven her zaman iyidir. Mevcut yetenekler ile beklentiler arasında uçurum olduğu zaman sıkıntı başlıyor.

Narsisizm epidemisinin büyüdüğü bu çağda ailelere büyük iş düşüyor. Çocuklarını girişimcilikleri konusunda desteklerken gereksiz şişirmelerden de kaçınmalıdırlar. Özellikle hepsi olmasa da çoğu piyasaya sürülen ve hiçbir bilimselliği olmayan kişisel gelişim zırvalıklarında dolaşan “sahte şişirmeler” de epideminin büyümesine yol açabiliyor. “Sen harikasın, sen yaparsın” gibi cümlelerden öte “Eğer çalışırsan yapabilirsin, sana güveniyoruz olmasa da biz hep yanındayız” gibi cümlelerin kullanılması daha yararlıdır. Amerika kültürü birinci cümle biçimlerini çok kullanmaya başladı hatta sıradan başarılara bile saçma ödüller vermek moda oldu. Örneğin 15-16 yaşında okulunu başarıyla bitiren genç Amerikalı kızlara aileleri o yıl ödül olarak “göğüs büyütme” ödülü veriyor. Bunun gibi birçok örnekte olduğu gibi ödül bile nefsi okşayan, narsisizmi tetikleyen sahte zevkler ile pekiştirilmiş enjeksiyonlarla dolu bir sistemden bahsediyoruz. Özellikle bebek patlamışının yaşandığı 1960-70’lerden sonra narsisizm epidemisi hiç düşmedi ve düşmeye de niyeti yok(!)..

Medyanın payını da unutmamak gerekir. Ülkemizde özellikle “Serenay Sarıkaya” etkisi lise çağındaki genç kızlarımızı etkilemişe benziyor ki bir bölümde giydiği bazı giysiler ertesi hafta her 10 genç kızın üstünde(tahmini) beliriveriyor. Yapılan bir araştırmaya göre ortaokula giden kızların %43’ü bir ünlünün asistanı olmayı istediklerini belirttiler. Bu hızlı şöhret kültürü narsisizmin en büyük destekçisi olmuş durumda.  Özellikle kozmetik şirketleri, giysi şirketleri narsisizmin küçük yaşlarda başlamasını da hesaba katarak giderek daha çok gençlere hatta çocuklara yöneldi. Başlangıç pazarı olarak gördükleri bu kitle onları zengin yapmakla kalmıyor gelecekte hepsini patolojik bozukluklara da sürüklüyor.

Peki Facebook etkisi! Yalnızca üniversite öğrencilerine yönelik bir site olarak açılan Facebook, 2006’da kapılarını tüm halka açtı ve şuan milyonlara ulaştı! Artık herkesin bir hesabı var demek bile yetersiz. Nerdeyse herkesin bir sayfası var ve çoğu kişinin de birden çok sahte hesabı var. Benim şuan yürüttüğüm bir çalışmayı özetlersem(sadece kısaca değineceğim çalışma daha tamamlanmadı); “Facebook’ta herkesçe güzel sayılabilecek bir kadın fotoğrafının kullanıldığı hesabın diğer kutusuna 1 günde 43 mesaj geldi, ama aynı tarihte açılmış ve yüzü güzel olmayan biri kullanıldığında diğer kutusuna 0 mesaj geldi. Aynı şekilde yüzü güzel olmayıp ama seksi bir fotoğraf ise 11 mesaj aldı. Bunun gibi birçok değişkenin kullanıldığı bu araştırmanın yorumlamasını da sizlere bırakıyorum.(Not resimler gerçek olmayıp bilgisayarda özel olarak hazırlatıldı)…

Bunların hepsi maalesef anlık ego şişirmeleri olup uzun vadede yarar sağlamıyor. Aksine psikolojik bozukluklara davetiye çıkarıyor. Özellikle ailelerin yeni kuşaklara nasıl davranması gerektiğini iyi bilmesi gerekir. Çocuk doğar doğmaz sanal ortamda cirit atıyor ve aileler de bunu izliyor. Çocuk itaat edeceği yerde artık bizler çocuklara itaat ediyoruz ve narsisizm de burdan doğuyor. O yüzden hem devletin hem de ailelerin bu konuda dikkatli davranması gerekir.

Narsisizm çağında hatta ikoncan* çağında narsisizmi yazmak kitaplara sığmaz bu yüzden bazı tavsiyelerde bulunup bu yazıma son vermeyi düşünüyorum.

Tavsiyeler

1) Aileler çocuklarını çoğu televizyon programlarından uzak tutmalıdırlar. İzleyecekleri TV programlarını iyi incelemelidirler.

2) Bilimsellikten uzak bazı kişisel gelişim kitaplarını okumanızı tavsiye etmiyoruz.

3) Facebook gibi sanal iletişimlerin olduğu ortamlardan çocuklarımızı belli yaşlara kadar korumalıyız.

4) Kendi yeteneklerimizin farkında olup beklentilerimizi o şekilde ayarlamalıyız.

5) Kendimizi sırf ünlüdür diye başkalarına benzetmemeliyiz. Unutmayın ki ünlülerin çoğu türlü ameliyatlardan geçip uzmanlar tarafından saatler süren bakımlardan sonra o şekilde görünüyorlar. Siz kendi doğallığınızı anlık zevkler için bozmayın.

6) Teknoloji hızlı gelişiyor diye sizde çocuğunuzu hızlandırmayın, unutmayın ki en sağlıklı kişilikler gelişimlerini kendi dönemlerinde yaşayanlardır.

…gibi

 

*Narsisizm: Çok kısaca ifade etmek gerekirse; “kendini beğenme”.

*İkoncan: Zamanının çoğunu alışverişte ve sosyal ortamlarda harcayan kadın(bunlara erkeği de ekliyorum) anlamına geliyor.

 

Psk Mehdi Başer

İletişim bilgileri: https://www.facebook.com/pages/Psikolog-Mehdi-Ba%C5%9Fer/392554860918729

 

https://www.facebook.com/mehdi.baser

 

https://twitter.com/psikologamed

 

Ersin Kabaoglu, gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 955
Kayıt tarihi
: 30.12.14
 
 

Psikolog ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster