Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
765
 

Rezalete dönüşen tv programları

Rezalete dönüşen tv programları
 

Düşünen adam


Özellikle son zamanlarda, birçok TV kanalları; reyting uğruna, para kazanma uğruna; insani, vicdani ve ahlaki değerleri hiçe sayıp, bazı zavallıları kandırarak, televizyona çıkarıyorlar. Onlara yaşadığı bir olayı anlattırıp, milyonların önünde köşeye sıkıştırıyorlar. Onur, şeref ve haysiyetini ayaklar altına alıp, hakaret ediyorlar. Yetkileri olmadığı halde yargılama yapıyorlar. Onu gerek stüdyodaki seyirciler ve gerekse telefonla katılanlar tarafından yerin dibine batırıyorlar

Stüdyodaki seyirciler arasından söz alma fırsatı bulanlar da ellerine geçirdikleri bu fırsatı sonuna kadar kullanıp, gösteriye dönüştürerek, mantıklı, mantıksız, el kol hareketleriyle ağzına geleni söylüyor.

Programın sunucusu da bu rezalete göz yumup seyircilerle birlikte reyting uğruna, bu göstericilere alkış tutuyor.

Bu duruma düşen ve iyice köşeye sıkıştırılan o zavallı da ne yapacağını bilemeksizin, savunmasız bir şekilde renkten renge giriyor. Ben buraya hakaretlere maruz kalmak için gelmedim. Kendinize gelin diyemiyor.

Yasalarımıza göre, birisini öldürüp, elinde bıçağıyla, şahitli, ispatlı yakalanıp; karakola götürülen bir adama bile; yargılanarak hüküm giymediği surece, katil diyemiyorsunuz.

Televizyon programı yapan bu kişiler; kandırıp ekrana çıkardıkları bu zavallı kişileri acaba hangi hakla milyonların karşısına geçirip yargılayabiliyorlar?

Hangi hakla onu mahkûm edip, gerek stüdyodakilerin ve gerekse dışarıdakilerin hakaretlerine maruz bırakabiliyorlar?

Hangi hak ve yetkiye dayanarak teşhir edebiliyorlar.

Dün bir program seyrettim. Genelde hoşlanmam bu tip programlardan. Sunucusunu ve kanal adını vermeyeceğim.

Çocukları olmayan, devamlı düşük yapan bir çift, 25 milyar lira karşılığında taşıyıcı anne olması için bir kadınla anlaşarak, kendi yumurta ve spermlerini tıbbi ortamda döllendirtip, onun rahmine yerleştirtiyorlar.

9 ay süreyle, doğacak çocuğun yumurta annesi ve sperm babası taşıyıcı annenin her şeyiyle ilgilenip, masraflarını karşılayarak, sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmesi için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Çocuğun yumurta annesi bu durumu o kadar benimsemiş ki; devamlı taşıyıcı annenin yanında, eli onun karnında ve çocuğun tekme atmalarından bile heyecan duymakta.

Taşıyıcı anne; psikolojik olarak o hale getirilmiş ki; doğacak çocuğun karnında kuluçka makinesindeymiş gibi gelişmekte olduğuna inandırılmış, kendisini aynen bir kuluçka makinesi gibi hissediyor.

Zamanı gelince de çocuk sezaryenle alınıp, taşıyıcı anneye gösterilmeden ve cinsiyeti bile söylenmeden sahiplerine teslim ediliyor.

Doğumdan sonra kuluçka makinesi görevi yapan kadın bu işi benimseyip, kendi kocası ile birlikte başka bir müşteri bulma yoluna gidiyorlar.

Bu: İşin başka bir boyutu…

* *

*

Biz TV deki sunucuya dönelim.

Programda bir din adamı, bir hukukçu, bir de tıp profesörü var.

Din adamı bu işin ahlaki ve vicdani yönünü ele alıp veriyor veriştiriyor. Kadına olmadık hakaretlerde bulunuyor ve onu yerin dibine batırıyor.

Hukukçu; bunun yasalarımıza göre suç olduğunu, buna ihtiyaç duyanların; Kıbrıs’ta ya da Yunanistan’da bu işi yaptırdıklarını, oralarda kanunen serbest olduğunu, oradaki kanun koyucuların gerekçelerine bakılması gerektiğini söylüyor.

Tip profesörü; bu durumda doğacak olan çocuğun gerçek ana babasının yumurta sahibi ile spermi veren kişiler olduğunu, taşıyıcı kadının sadece kuluçka makinesi görevi yaptığını, DNA sı bakımından esas annesi olamayacağını izaha çalışıyor.

Sunucu da bu kadının yaptığının doğru olmadığına inanmış, kendi düşüncesi yönünde sorularla seyircileri kışkırtıyor.

İzleyenlerden bazı anneler de; sunucunun gaz vermesiyle kadının ne kadar vicdansız ve ahlaksız olduğunu, insanın, 9 ay karnında taşıdığı çocuğunu nasıl bir başkasına verebileceğini, kendisinin hiç mi vicdan sahibi olmadığını sorguluyor.

O çocuğun, taşıyıcı annenin kendi yumurtasından olmadığını düşünmeden, milyonların önünde; coşuyor ve el kol hareketleriyle kadına hakaretler yağdırıyor.

Sunucu Hanımefendi de; reyting uğruna, bu hakaretlere göz yumup alkış tutuyor.

Burada taşıyıcı kadının savunmasını yapacak değilim. Onu ayrı bir konu olarak ele alacağım.

Seyircileri de fazla eleştirme düşüncem yok. Hissiyatlarına mağlup oluyor ve TV de görünüp gösteri yapmak hevesiyle, ağızlarına geleni söylüyorlar.

Sözüm bu tip programları yapanlara.

Amacım televizyon programlarında; reyting uğruna, para kazanma uğruna insanların hislerinin bu derece istismar edilmemesini, onur, şeref, haysiyet ve izzeti nefisleriyle bu derecede oynanmamasını, milyonların önünde teşhir ve rencide edilmemesini sağlamak. Onları kınıyorum.

Olayın irdelemesine gelince;

Bir çift düşünelim ki: Çok iyi anlaşıyorlar ama çocukları olmuyor. Kadının rahmi çocuk tutmuyor. Hamile kalıyor ama 3–4 ay sonra çocuk düşüyor. Çeşitli tedavilere rağmen bir türlü çocuk sahibi olmayı başaramıyorlar. Çocuk sahibi olmak ve onu kucaklamak için de milyarlar vermeye hazırlar.

Tıbbi ortamda kendi yumurta ve spermlerini döllendirip bir başka rahimde yetiştirmek mümkün ise; bu olanaktan niçin yararlanılmasın?

Taşıyıcı anne adını verdiğimiz kadın; karnında taşıdığı çocuğun kendi yumurtasından olmadığını biliyorsa, bu işi bir başkası adına yapıyor ve psikolojik olarak kendisinin kuluçka makinesi görevi yaptığına inandırılmış ise; neden ahlaksızlık ve vicdansızlıkla suçlanıp, milyonların önünde, neden bu derecede ağır hakaretlere maruz bırakılıyor?

Ve neden reyting uğruna, Para hırsıyla bazı insanların şerefi, onuru, haysiyeti ve izzeti nefsiyle bu derecede oynanıyor? 16 Eylül 2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

öncelikle yazınızı okudum elinize sağlık bende bazı nedenlerden dolayı bebek sahibi olamıyorum ve tek çarem taşıyıcı annelik yöntemiyle çocuk sahibi olabilmek fakat bu çeşit programlarda okadar iğrenç bi hale getiriliyorki herşey reyting uğruna bizim gibi insanlara umut kapısı olan tek yok bile iğrençlikle rezalet adı altında bahsediliyor çocuk sahibi olan insanlar ne hissettiğimizi bir bebği kucağımıza alabilmek için nasıl savaş verdiğimizi anlayamıyorlar eşim ve benim tek istediğimiz bir aile olabilmek bir bebeğimizin olabilmesi türkiyedede bu yönteme sıcak bakılmasını istiyoruz bunu anlamak birazda bizim gibi düşünebilmek çokmu zor kendi ülkemizde imkanların sağlanması bukadar zormu elinizi biraz yüreğinize koyup eleştiri yapınız

aysen fidan 
 21.09.2008 18:15
Cevap :
Sanırım beni yanlış anladınız. Son cümlenizden bu kanıya vardım. Bu konuya değineceğimden bahsetmiştim ama bloglardaki tatsız kavgaları görünce yazmaktan vazgeçtim. Çocuk evin şenliğidir. Çocuk sahibi olmak her ailenin hakkıdır. Taşıyıcı annelik bence hiç te yasaklanacak bir şey 0lmaması gerekir. Hele hele yumurta ve sperm başkasına ait olunca taşıyıcı annenin kuluçka makinesı olmaktan farlı hiç bir durumu yoktur. Çünkü doğacak olan çocuk ne onun genlerinden ve ne de kanından hiç bir şey almayacak sadece yediği gıdalardan beslenmiş olacaktır. Bu nedenle doğacak çocuk üzerinde genetik olarak ve DNA yönünden hiç bir bağı olmayacaktır. Belki 9 ay karnında taşıdığından dolayı manevi bir etkisi olabilir ama onu da para karşılığında yaptığı ve ücretini aldığı için hiç bir etkisi olmayacaktır. Umarım ülkemizde de bu gerçek anlaşılır ve çocuk sahibi olamayan çiftler bu yoldan çocuk sahibi olabilirler.  22.09.2008 14:56
 

Benim ,size iltifat ettiğimi mi sanıyorsunuz?Benim kimseye yağlama gibi eğilimim olmadığını ve gizemlerimle perde arkasından devamla ,asla gösterge yazılara rağbet etmeyeceğimi anlamadınız mı?Siz kendinizi bu kadar pozitif,olgun ,seviyeli,ve sevgi doluyken ,böyle görmeye hakkınız var mı?Tevazu benim ilkemdir.Ama bunu kendimi hor görerek değil,kendimle barışık olarak devam ettiririm.Lütfen size yolladığım,gönülden temenniler ve benim sizi görüşüm için böyle düşünmeyin..Bunu inkar ederseniz,beni yalanlamış olursunuz.Benim size yalan söylememi gerektirecek bir ortamım yok ki..Hani ağabeyim olsanız ,belki izinsiz odanıza girdiğim için kızabilirdiniz.,Sizi üzmek gibi ,alay gibi,haşa bu sözü hiç sevmedim ömrümde..aşağolama gibi bir niyetim olmadığını anlamadınız mı?

ütopik 
 17.09.2008 11:34
Cevap :
Sevgili Kızım! Artık sana kızım diye hitap etmekte bir sakınca görmüyorum. Umarım bu hitap şeklinden pişmanlık duyup olaylar ve insanlar şeklinde bir yazı yazmak zorunda kalmam. Sizden kabul etme lutfunda bulunmanızı istediğim ricam; gördüğüm kadarıyla yanlış anlaşılmış. Ben size kesinlikle yağlama yapma imasında bulunmadım ki. Hakkımdaki iyi görüşleriniz yapım ve deneyimlerim itibarıyla kısmen doğru olabilir. Ama bilgi birikimi ve görüş açısından sizin tırnağınız dahi olamayacağımın bilincindeyim ben. Beni bu açıdan hak etmediğim şekilde yüceltmeye çalışırsanız: İncinir ve üzülürüm. Söylemek istediğim bu idi. Yazınızın son kısmını okumamış olayım. ( Yalan ya da yalanlamak) onlar ne demek? Lütfen. Saygı ve sevgilerimle;  17.09.2008 12:22
 

Görsel ve işitsel zevkler ,sadece tek düze kişilere hitap etmiyor ki,Değerli arkadaşım;Bazen komşu kızının ,eski türk filim merakına şaşarım,dizileri ,kaçırmamak için kayıda alanları mı,Oturup kanal yüzünden kumandaları kafalarına fırlatanımı,boşanmaları mı,İnsanlara yapılan düzmece programlarda kast ajanslardan paralı yarışmacı tutanları mı,Kadın progralarına götürmek için ,semt semt minibüz şirketi kuranlar mı..Kim dinler ki profları,sohbvetleri ,haberleri,vb.Ezberledim bu sözü ,ve bıktırdım ben de sizi,her şey zıddıyla vardır.Kötüler olmasa iyiler anlaşılır mı?ve sizinle iyi ve kötünün ötesinde bir yerde buluşmak dileğiyle.(Bu söz ,Mevlana dan çalıntı değil ,alıntıdır) Saygılar Pamuk yürekli arkadaşım..değerli üstadım,seçkin eleştirmenim,ve motivasyonum ..saygılar benden..

ütopik 
 16.09.2008 17:51
Cevap :
Evet. İşte o nedenle reyting yapıyor bu tip programlar. Sizden bir ricada bulunsam mümkün mü acabaaa? Lüfen beni layık olmadığım şekilde onore ederek üzmeyin. Ben sizin yanınızda bir hiçim. Bu bir gerçek. Yorumunuz için teşekkürlerimi sunarım. Saygılarımla  16.09.2008 23:48
 

Yazdıklarını çok doğru. Zaten günlük yaşamda yeterince stres yaşıyoruz. Kendime TV'de bu tür programları izlemeyi yasakladım. Yerel kanallarda İzmir'le ilgili haber ve açık oturumlar ile diğer TV'lerdeki belgesel, müzik ve Türkçe alt yazılı dizi ve film izliyorum sadece. Görüşmek üzere, saygılarımla.

İlyas Bayram 
 16.09.2008 12:31
Cevap :
Gerçekten o tür programları izlemek strese girmek ve zaman kaybetmekten başka bir işe yaramıyor. Yorumun için teşekkürler. Selam ve sevgilerimle.  16.09.2008 16:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 334
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 715
Kayıt tarihi
: 11.04.07
 
 

6 Mayıs 1927 Simav doğumlu, İstanbul Yıldız Teknik Okulu’nun ( Bu günkü Yıldız Üniversitesi) son sın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster