Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '16

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
96
 

Rıfat Ilgaz'ın sitemi

Rıfat Ilgaz'ın sitemi
 

Sorun, zamanda ve zemindeydi.


Ustanın "Nerde O Eski Usturalar" kitabını okuyorum.

Kitabın arka kapağında Doğan Hızlan'ın Gösteri dergisinde yayınlanan tanıtım yazısı var. Doğan Hızlan o yazı içinde  bir alıntıyla ömrü yazmakla geçmiş olan Rıfat Ilgaz'ın haklı bir sitemine yer vermiş.

O sitem aynen şöyle;

 

"... Eleştirmenlerden bir ricam olacak. Öykülerimi gerçek bir eleştirmen ciddiyetiyle yeniden ele alsınlar. Hiç öykü antolojisinde benim adım geçmez. Öykü müdür, değil midir bunu değerlendirsinler. Mizah mıdır, değil midire bakmasınlar. Ben onların mizah olduğunu çok iyi biliyorum. Öykü müdür, Nasrettin Hoca'nın fıkra anlayışı mıdır yoksa? Ben daha ileri giderek söyleyeyim, batıda bunun usta mizahçılar tarafından yazılmışlarını görüyorum. Yanlış anlaşılmasın, diyelim ki O'Henry, Çehov, Thunber, Mark Twain örneklerini bir hatırlayalım dedim..."

Okuduklarım yazarın haklı itirazının ete kemiğe bürünmüş haliydi. O bir şeylere kırılmıştı, bir şeylere üzülmüştü, bir şeylere kızmıştı.

Öyküleri, kendisinin de ifade ettiği gibi toplumumuzun yaşam biçimini, değerlerini ele alma, yansıtma yanlarıyla O'Henry'nin hatta Çehov'un öyküleri ile kıyaslandıklarında onlardan çok farklı değillerdi.

Kimse onların Çehov'un öykülerinden daha az sürükleyici olduklarını söyleyemezdi. Kimse onların dil ve üslup yönünden sayılan yazarların öykülerinin gerisinde olduklarını iddia edemezdi.

Belki onun sorunu çok fazla okumayan bir toplumun yazarı olmaktı. Çok fazla okumayan bir toplumun, batıdaki örnekleriyle kıyaslandığında çok fazla eleştiri yazısı yazmayan sınırlı sayıdaki eleştirmenleri ile aynı coğrafyayı paylaşıyor olmaktı.

 

Okuru da, eleştirmeni de az bir toplumda yapıtları ancak "Hababam Sınıfı" ya da "Karartma Geceleri" örneklerinde olduğu gibi filme çekildikten sonra dikkat de çekebiliyorlardı.

 

Kitaptaki "Makam Minderi", "Toraman'ın Yaşama Savaşı", "Sus Terbiyesiz", "Tuh Sana" adlı öykülerle diğerleri bana yakın zamanda okuduğum Çehov'un öykülerini aratmadı.

 

Rıfat Ilgaz belli ki ve haklı olarak bu topluma kattığı kültür değerlerinin görülmesini, manevi anlamda da olsa hakkının verilmesini istiyordu.

 

O aslında bu tepkisiyle kendisi ile aynı durumda olan diğer yazar çizerlerin çoğu kez dile getirmedikleri, içlerinde sakladıkları itirazlarının sesi olmuştu. 

 

Anladığım kadarıyla sorun zamanda ve zemindeydi.

 

Kendisinin dile getirdiği yazarlar farklı zamanlarda ve farklı zeminlerde yazmışlardı. Onlar televizyonun, internetin, hızlı haberleşme ağlarının kullanılmadığı; her şeyin hızla eskiyip yok olmadığı zamanlarda ve gerçekten okuyan, yazan, eleştiren toplumların kalem erbaplarıydı.

 

Onlar yeni fikirlere, bilgilere, sanatsal değerlendirmelere ancak yazılı ve sözlü şekilde ulaşılabilen dönemlerin çok sayıda okur ve izleyicisi tarafından değerlendirilip bu anlamda haklarını almış kimselerdi.

 

Bizim okurumuzun da, eleştirmenimiz de usta yazar Rıfat Ilgaz'ın beklediği pozisyonda bulunmamaları bu anlamda belki de normaldi.

 

Bir başka gerçek de şu ki; o yüksek perdeden alkış alan; kitapları çok satan yazarların bir kısmının arkasında ciddi güç odakları bulunuyordu.

 

Kendi özgün ve kaliteli kitaplarını kendi kurduğu yayınevi ile piyasaya süren bir yazarın bu güç odakları karşısında şansı doğal bir şekilde sınırlıydı.

 

Rıfat Ilgaz'ın öykülerini yazarımızın ifadesiyle eleştirmenler ve okurlar yeterince görmemiş olabilir. Ancak bu onun çok sayıdaki ve çok çeşitli çalışmalarının bundan sonra da okuyanların anlam dünyalarına katkı sağlamayı sürdürmeyeceği, günün birinde yeniden fark edilmeyeceği anlamına gelmiyor.

 

Rıfat Ilgaz bundan sonra da kitap kurdu okurları tarafından aranmaya, okunmaya devam edecektir.

 

07.09.2016 11:08

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazık bize ki değerini bilmediğimiz değerler hakkını istemek zorunda kalıyor.....

Mezopotamya Prensesi 
 21.09.2016 13:23
Cevap :
Kesinlikle haklısınız. Okumuyor, bilmiyor, takdir etmiyoruz. Daha çok okumalı, daha çok bilmeli ve takdir duygularımızı daha çok dışa vurmalıyız. Öyle yapabilirsek her anlamda gelişme kaydederiz. Dostlukla,  21.09.2016 17:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 298
Toplam yorum
: 236
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 230
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster