Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '09

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
705
 

Rijkaard’ın Galatasaray’a katabilecekleri üzerine akıl yürütme

Rijkaard’ın Galatasaray’a katabilecekleri üzerine akıl yürütme
 

Rijkaard


Rijkaard'ın tamirciliği!

Rijkaard’ın Galatasaray’a katabilecekleri üzerine fikir yürütmek istiyorum.

Nam sahibi bir oyuncunun, “nam sahibi olması esas alınarak” futbolu teorik düzeyde iyi bildiği kabulünün yanıltıcı bir kabul olduğunu düşünüyorum. Oyunu oynamak beynin yetenek bölümüyle; oyundan, oyuncudan anlamak, olası gelişimini öngörmek, oyunu, oyuncuyu yönetmek beynin düşünme, kavrama, liderlik etme, güven duyma, öngörüde bulunma vs. yetilerini içeren bölümüyle ilişkilidir. Yani "oynama" ve "anlama" becerilerinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerekir. Futbolculuk sonrası almış oldukları eğitim ve futbolculuk deneyimlerinin "nam sahiplerine" kattıklarını yadsıyor değilim; ama sırf bu unsurlar dikkate alınarak, söz konusu teknik direktörler ve uygulamaları rasyonel temelde sorgulanamaz görülmemeli. Zico’nın futbolu(teorik düzeyde) yeterince bilmediği ya da bilmiyor olabileceği söylendiğinde, bu düşünce, “Zico’nun namı” gerekçesiyle pek kabul görmemişti. Rijkaard'a ilişkin değerlendirmeye geçmeden önce “Fenerbahçe analizi” yazımdan “Zico’nun “teknik direktörlük hali”ne ilişkin fikirlerimi içeren bir bölümü alıntılıyorum:

".....mesela TV tamirinden anlamayan kişi, evde seyrettiği TV’deki görüntünün kalitesi düşse de TV’yi açıp müdahale etmez, doğru olan da budur, müdahalesinin, problemi artırmasından korkar ve bozuk olanı seyretmeyi sürdürür. Zico’nun durumu buna benziyor.. Oyunu da, oyuncuyu da değiştirmekten bu nedenle imtina ederdi, yapacağı değişikliğin sahadaki yansımasını hesap edemediği için “değişiklikten” korkardı.. Bu kaygısında da haklıydı; olağan olmayan belki de tek değişikliğini İnönü'de oynanan şampiyonluk maçında yaptı: Fenerbahçe orta sahadaki üstünlüğüyle Beşiktaş'a top göstermiyordu. Zico, Uğur Boral'ı çıkartıp Semih'i oyuna aldı. "Küçük takımlara karşı cesaret edemediğini Beşiktaş'a karşı uyguladı; sanırım bu sahada varlık gösteremeyen Beşiktaş'ı küçümsemesinden kaynaklandı. TV'ye "müdahalesi" görüntüyü bozdu ve Beşiktaş dirildi; çünkü Beşiktaş'ın varlık gösterememesini sağlayan, Fenerbahçe'nin orta sahaya hakim olmasıydı. Beşiktaş, bu müdahaleden sonra, biraz daha şanslı olabilse maçı kazanabilirdi; hatta son dakikadaki tartışmasız penaltısı (Kazım'ın topa smaç yaptığı pozisyon) verilmiş olsa maç belki de berabere bitmiş olacaktı. Yani Zico bir kez "bilgisine güvendi” ve TV'nin kapağını açtı, anlık bir güven duygusundan kaynaklanan bu tek müdahale bile, az kalsın TV'nin telef olmasıyla sonuçlanacaktı. Takımın yenik olduğu anların dışında, yani mecbur olmadığı takdirde, “hücum silahı olmayan” Anadolu takımlarına karşı bile çift santrafor oynayamaması, bu eksikliğinin farkında olmasıyla ilgili. Bir AZ Alkmaar maçı hatırlıyorum: Alex de, Tümer de dili dışarıda takımı 9 kişi oynatırken, bu oyunculardan birini dahi çıkartmaya cesaret edemedi ve maç 2-0 dan AZ Alkmaar’a döndü. Fenerbahçe’nin geçen yıl Zico’yu araması, Aragones’in TV’yi sevmemesi ve fazla kurcalamasıyla ilgiliydi; yoksa Zico’nun “iyi tamirci” olmasıyla değil."

1- Gordon Shildenfeld’in ilk onbirinde forma giydiği Sturm Graz ile oynanan maç sonrası, başka bir ifadeyle, takımının yaptığı ilk beklenmeyen puan kaybı sonrası verdiği hakem eksenli demeç Rijkaard'ın ilk ciddi açığıydı. Doğru yaklaşım, kaybın ve kötü olanın gerçekçi tespitinin yapılmasıydı; uzun vadede bu takımı daha sağlam kılabilirdi. Hakem maçta Galatasaray’ın oyununu bozmaya yönelik hatalar yapmadı. Bir hakem rakibin çok sert oynamasına izin verir de, bu, yetenekli oyuncularınızı yıldırır ve oyununuzu bozarsa, bu koşulda hakem eksenli bir demeç futbol adına kaliteli bir anlayıştan da doğmuş olabilir; ancak böyle bir durum, hakemin "skora ilişkin olarak" değil, "oyuna ilişkin olarak" yaptığını düşündüğünüz etkinin tartışmaya açılmasıyla geçerli olabilir. Rijkaard, bu demeciyle "esasta farklı" olmadığına ilişkin sinyaller verdi.

2- B planı olmadığına yönelik eleştiriler var. Eskişehirspor ve Sturm Graz maçları sonrasında, berabere süren oyunda oyuncu tiplerinde değişikli yapmaması plansız olma eleştirisiyle muhatap olması sonucunu doğurmuştu. Barcelona yönetimi sırasında kendisine yönelik bu tarz eleştirilerin olması da bazı yorumcuların bu eleştirilerine zemin hazırlamış oldu. Bu düşüncede haklılık payı olabilir; ama bunu test etmemizi sağlayan bir ölçüte şu an için sahip değiliz. Belirli bir maçın berabere sürdüğü anlarda değil, takımın oynadığı oyunda kayda değer bir düşüş gözlendiği anlarda yeni bir plan devreye sokulmuyorsa, bu eleştiriler geçerli olabilir. Takımın iki senedir yaşadığı sorun, rakiplerin üzerine olay gelmesi iken ve bu sorunu çözmeye yönelik olarak takıma bir oyun öğretilmeye çalışılıyor olunması olasıyken, bir puan oyununda topla tüfekle rakip kaleye gitmemesi bir hata değil. Baros’un yerine Nonda, Topal’ın yerine Sarp’ı alması eleştiriliyor: “Santrafor çıkardı, santrafor aldı, ön libero çıkardı, ön libero aldı” diye. Şunu belirtmek gerekir, oyuncu tipinde değişiklik nasıl yeni bir plansa, yeni bir oyuncu da yeni bir plan olabilir; hatta planında ısrar da bir plan olabilir. Adam, takımı ile ilgili bir analiz yapmış; 90 dakika bu analizine güvenip takımının belirli bir oyunu oynamasını istiyor. Skor her aleyhte olduğunda oyuncu tiplerinde değişiklik yapması kendi oyun anlayışına duyduğu güvensizliğe yönelik bir işaret olacaktır; bu nedenle yorulan oyuncunun yerine aynı oyuncunun dirisini alması da bir plan olarak görülebilir. Plan, uzun vadede oyun alışkanlığı kazanmış olan bir kadro yaratma planını da içeriyor olabilir.

3- Aydın’a güveni dikkat çekiyor; öyle ki, Brezilya Milli Takımı’nda zaman zaman ilk on bir şansı bulan Elano’yu bile berabere süren Ankaragücü maçında oyundan alıp Aydın’ı sahada tutabiliyor. “Ligimiz kahramanı Alex” eğer hocaları tarafından sağlıklı olduğu sürece 90 dakika boyunca sahada tutulmasaydı Alex olmazdı. Alex ceza kesme fırsatı ligimizde kendine bu kadar çok verildiği için Alex. O Alex’in oynayamadığı Milli Takım’da oynayan Elano, Panathinaikos maçında attığı golde doğru yerde, doğru zamanda bulunuyor olması ve rakip savunmacının çaylaklığına kestiği cezayla da Alex'i hatırlatmıştı. Elano yerine Aydın seçimi Rijkaard'ın Aydın’a duyduğu güveni yansıtıyor. Aydın seçimi, Elano’nun yeterince iyi/ciddi çalışmaması sonucu Rijkaard’ın Elano’ya kestiği bir ceza da olabilir; ama Kewell’ın da Aydın için kulübede oturduğunu gördüğümüz için bu seçeneğin geçerli olma olasılığının zayıf olduğunu düşünüyorum.

Beşiktaş İ.Akın’ın yeteneklerinin bedelini, bu oyuncuyla kaybettiği zamanla ödedi. Bir oyuncunun yetenekleri bileşenlerine ayrılarak o oyuncu değerlendirildiğinde bu yanıltıcı oluyor. Mesela İ.Akın süratli mi süratli, teknik mi teknik, etkili vurabilir mi vurabilir, zeki mi zeki; ama takım oyuncusu mu değil. Bu İ.Akın'ın bencil olduğuna gönderme yapan bir düşünce değil, bazı insanlar ayırıcı özellikleri olmasına karşın, ekip çalışmasına uygun bir zihin yapısına sahip değildir; kusurları, ekip içinde "bireysel varlğını" gereğinden fazla korumaları ve kendilerini ekibin bir parçası kılamamalarıdır; bu nedenle sahip oldukları yetenekler, ekibin sahip olduğu yetenekler hanesine bir türlü ilave olmaz. Bu da bu tip oyuncuların ancak sıradan ekiplerde, zaman zaman etkili olabilen oyuncular olmasını sağlayabilir. Aydın Yılmaz için de benzeri bir durumun geçerli olduğunu düşnüyorum. Rijkaard'ın Onu Elano'ya seçmesini, Aydın'ın takıma sağlayacağı olası katkıya ilişkin olarak yaptığı analizin hatalı olmasına bağlıyorum.

4- Ankaragücü maçında, olası duran toplardaki olası Elano katkısını ihmal etmesi, geçmiş maçların farklı kazanılmasında duran topların sağladığı katkıyla ilgili tam bir bilinç sahibi olmadığı yönünde bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aydın’ı, daha diri olmadığı halde Elano yerine sahada tutmuş olması, Rijkaard’ın ligimiz ve bugüne kadar takımın aldığı farklı galibiyetlerle ilgili doğru bir analiz yapamadığını gösteriyor olabilir. Bu değişikliğin ardından Arda, sahada duran top kullanabilecek tek oyuncu olarak kalmış oldu; oyunun devamında fiziki düşüş yaşayan bir oyuncunun(=Arda) tek duran topçu olarak kalması söz konusu oyuncuyu "artı" yormayla birlikte, bu, kullandığı duran topların kalitesinin ve oyun içi performansının düşmesi olasılığının da artmasıyla sonuçlanacaktı (ve sonuçlandı).

5- Sturm Graz maçı sonrası demecinde, takımın oyunuyla gurur duyduğunu söylemişti. Maliyeti ve oynadığı Milli Takım’ın adı dikkate alındığında Elano’nun kulübede oturduğu bir takım, Gordon Shildenfeld’în savunmasında oynadığı bir takıma karşı bile güçlü bir baskı kuramadığı, yeterince pozisyon bulamadığı halde, söz konusu takımın hocası oyunlarıyla gurur duyulması gerektiğini söylüyorsa, burada anlaşılmaya muhtaç, çarpık bir durum var demektir. Mesela Rijkaard, bu oyunun daha iyi bir oyuna geçmek için bir araç olduğunu, bu nedenle mevcut oyun üzerinden takımın geleceğiyle ilgili bir hükme varılmasının doğru olmadığını söylese, yani mevcut oyunun iyi ve gurur duyulması gereken bir oyun olduğunu söylemese, söz konusu çarpıklık ortaya çıkmış olmazdı. Mevcut durumda geçerli olması olası iki seçenek var:

a) Rijkaard oyunu görece önde oynamış olmanın, rakibe kurulan baskıyla ve oynanan oyunun kalitesiyle ilgili ana ölçüt olduğu inancında. Türkiye, Ukrayna ile oynadığı eleme maçında topa fazlasıyla sahip, rakip yarı sahada yerleşik, yani baskılıydı(!); ama maçı 3-0 Ukrayna kazanmıştı + Ukrayna’nın, ihtiyacı olması durumunda daha fazla atmasını da olanaklı kılacak bir oyun oynanıyordu. Baskının esası, kontrol edenin yaptığına denir. Söz konusu maç özelinde değerlendirmek gerekirse Sturm Graz'ın oyunu kontrol ettiği söylenemez; ama oyun Sturm Graz'ın istediği oyun.

b)Rijkaard baskının ve iyi / kaliteli oyunun esasının sadece görece önde oynamaya ilişkin olmadığının farkında ama takımının daha iyisini yapmasını sağlayacağına inanmıyor, yani kendisine yeterince güvenmiyor ve “var olanı” olduğundan iyi göstermeye çalışyor.

Galatasaray’ın genel oyun anlayışındaki zaaflarının halen sürmesi (hücum oyununda değişim yok, geçen sene de Bülent Korkmaz gelene kadar, takım kazandığı hiçbir maçı tek farklı kazanmamıştı; savunma oyununda ise rakipler Galatasaray'ın üzerine kolay gelmeyi sürdürüyor.) ve yukarıda vurgu yapılan unsurlar, Rijkaard'ın tamirciliğiyle ilgili bir fikir verebilir. Rijkaard'ın kariyerinde Barcelona başarıları olması ise yanıltıcı olabilir. Barcelona'yı yönetenlerdeki Cyruff saygısı ve Rijkaard'ın futbolculuk geçmişi, onun bu göreve gelmesini kolaylaştırmış olabilir. Barcelona görevi sırasındaki etkinliği bu değerlendirmede esas alınabilir bir unsur; ama Sparta Rotterdam görevi sırasındaki etkinliği de bu değerlendirmede esas alınabilir bir unsur.

Fenerbahçe’nin de Galatasaray’ın da geçen sene oynadıkları oyunda esasen bir fark yok. Fenerbahçe Daum ve Koch ile daha ciddi çalışıyor. Galatasaray ise duran top ve “biraz” Keita etkinliği dışında, geçen sezon ile hemen hemen aynı. Bu takımların “verimsiz oyunlarına” karşın, biraz güç ve duran top etkenlerinin, önüne geleni devirmelerini sağlamaya yettiği bir ligimiz var; bu nedenle, bu ligde kazanılan bir şampiyonluk, “şampiyon teknik direktör”ün başarısını ve etkinliğini ölçmek için yeterli olmayacaktır.

futbolteknik@hotmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 120
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 779
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Felsefe okudum. Sıkıldıkça yazıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster