Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '07

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
389
 

Risk algılama yetisinin kaybı

Risk algılama yetisinin kaybı
 

Ekonomideki seyir, konumları farklı gibi görünen ama tamamen birbiriyle bağımlı olan kesimler arasındaki ilişki akışının, deneyimlere uygun olarak şekillenen beklentilerden koptuğunu göstermekte. Bu durum belli hareketlere yol açması beklenen gelişmelerin artık farklı algılamalara yol açtığını göstermekte.

Bir tango dansında eşlerin birbirini tamamlayan hareketlerine benzerlik taşıyan reel sektör ve finans piyasasındaki karşılıklı kıvrak pozisyonlara ise son gelişmelerde rastlanmıyor. Ülkemizde siyaset ve ekonomi alanında görülen ve toplumun ağırlıklı bir kesimince hissedilen risk ve belirsizliklere karşın finans piyasasının başlıca göstergelerinin büründüğü hal oldukça ilginç.

Üretim artışı, istihdam, açanan/kapanan işletme sayıları, ithalatın ihracatı ikame etmesi, fiyat hareketleri gibi tamamiyle resmi istatistiklere yansıyan gelişmeler reel sektörde bir tıkanmaya işaret etmekte. Bu negatif tonlu gelişmeleri pozitif imgelerle süsleyen haberler ise yabancı yatırımcıların gerçekleştirdikleri bazı doğrudan yatırımlar.

Ekonomideki tıkanma ve ileride ekonomiye yansımaları kuvvetle muhtemel olan siyasetteki yüksek riskli gelişmelerin para/sermaye piyasalarında fazla bir etki uyandırmadığı gözleniyor. Döviz, faiz, borsa gibi temel para ve sermaye piyasası araçlarında sinir sistemi alınmış ve algılama yeteneğini kaybetmiş bir insan tipinin gösterebileceği tepkiler izleniyor.

Burada başlıca iki yorum ortaya çıkıyor. Olumlu olan birinci yorumda; ileriye dönük beklentilere uygun hareket eden para ve sermaye piyasası yatırımcılarının umutlu bir bakışla Türkiye’nin geleceği açısından muazzam beklentilere sahip olduklarına dair. İkincisi ise global gelişmelere (ağızdaki sakız gibi sürekli çiğnenen küresel likidite gibi) bağlı olarak ülkemize akan yabancı sermayenin mevcut kar haddinden son derece memnun olması ve buna göre zihninde bir profil çizmiş olması.

Aslında ikinci yorumun geçerliliği açık ara farkla doğru gibi görünmekte. Ama bunun ifade ediliş tarzının sadece “para bolluğu var, insanlar parasını ülkemize yatırıyor, beklentileri yüksek” gibi basit yorumlara dayanması yanlış.

Birinci yorumun kaynağı olarak yanlış bölge işaret ediliyor. İleriye dönük beklentiden ziyade mevcutun beklentiyi tatmin etmesi sözkonusu. %10’dan fazla reel faizle Türkiye en çok kazandıran ülkelerin başında. Buradaki tek risk liraya dönen dolar/avro/yenin ana para birimine dönüşü esnasında pahalı fiyattan alım gerçekleştirilmesi. Yani devalüasyon riski. Muhtemelen yabancı sermaye çok sığ olan ve bir kaç milyar dolarlık alım-satım işlemiyle hoplattırılabilen ya da vaziyetin aldığı şekle göre süründürülebilen piyasalarda kimsenin kendisinin bileğini bükemeyeceğini düşünüyor. Yani zaten hareketin zamanını ben belirlerim diyor. Tabiki beklentilerin ötesinde hiper risk ortamında çakan bir kıvılcımın herkesi aynı anda aynı yönde harekete geçirtebilecek yangına dönüşmesi olasılığı dışında kayıp olasılığı yok gibi.

Ama birincisinden daha da önemli olan ve dünya ekonomisinin neredeyse %80’ini oluşturan ABD, AB ve Japonya ekonomilerindeki reel gelişmeler önemli. Örneğin arttırıma gitmesi beklenmeyen tersine yılın ikinci yarısından itibaren düşürülebileceği umulan FED faizleri ile gücünü yitirmeye başladığı düşünülen ABD ekonomisinin dolar üzerinde baskı kuracağı ve doların başını yukarı kaldıramayacağı, değerini kaybedeceği beklentisi. Ya da yakın dönemde resesyon ve deflasyon sarmalında bulunan Japonya’nın faizdeki çeyrek puanlık hareketlerinin Türkiye’de ki kazanç yanında komik kalması gibi.

Tüm bu gelişmeler yabancı paralardan liraya dönüşün ileride doğurabileceği devalüasyon türü riskleri minimize ediyor. Böylece reel ve finans piyasalarının beklenen karşılıklı hareketleri arasındaki ahenk bozuluyor. Ama tarihte yaşanan en büyük krizler ve realize olan riskler; herkesin rahat olduğu, risk algılamasını kaybettiği, mevcut göstergeleri kayıtsız şekilde görmezden geldiği, kendisini pozitif yorumlamaya zorladığı ve herkesin aynı beklentiye sahip olduğu durumda yaşanan ani bir gelişmenin tetiklemesiyle meydana gelmiştir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1619
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

İstanbul'dan tarih, ekonomi, siyaset ve kültüre ilgi duyan, güzel bir dille ifade edilen, edebi v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster