Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
140
 

Rivayet sanılır belki...

Rivayet sanılır belki...
 

Avazı çıktığı kadar;

“Ben anlamam… Söz vermiştiniz… Alacağız demiştiniz… Artık alın ya” diye bağırıyordu evin bu sene liseye başlayan kızı.

Annesi olabildiğince alttan alıyor;

“Tamam, yavrum, güzel kızım alacağız dedik, elbette alacağız, ancak senin istediğin o ‘ay-fon bilmem kaç’ şeysi çok pahalı, düzenimizi bozar valla. Gel sana daha makul bir telefon alalım. Şöyle kameralısından. Ha ne dersin?” diye dil döküyor lakin ‘ay-fon’ marka cep telefonu isteyen kızını bir türlü ikna edemiyor, konu komşu duyacak korkusu ile sesini alçaltıyordu.

 

Bu tür konularda ilk ısrarı değildi kızın davranışları. Daha öncede benzer tepkiler vermiş, gideceği okula uzakta diyerek ‘servis’ ısrarında bulunmuş, giyim-kuşam konusunda ise ‘marka’ diye tutturmuş ve istediklerinin büyük bölümünü de koparmasını bilmişti. Dar gelirli aile yeter ki kızları okusun diye çeşitli sıkıntıları göze alarak bu istekleri yerine getiriyor ancak bu son istek ‘el yakıyor’ ve bütçeyi aşıyordu.

 

 

Yukarıda yaşanan olayların benzerleri ülkemizde birçok evde yaşanıyor ne yazık ki.

‘ay-fon’ örneğinde görüldüğü üzere bir nevi afyon bağımlısı, marka tutkunu, teknoloji çılgını, bencil insanlar topluluğu durumuna getirildi gençlerimiz.

 

Bu olumsuzluğu sorgulamaya kalkanlar ise “çağın gerisinde kalmış” olmakla suçlanıyorlar.

 

Peki, dudak bükülen ve beğenilmeyen “o çağlarda” neler oluyordu? İşte sizlere 1940’lı yıllarda bu coğrafyada yaşanmış iki örnek.

 

“İkinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli yaşandığı bir süreçte Balıkesir yakınlarında denetlemelerde bulunan dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü dönüş yolunda karşılaştığı fakir bir köylü çocuğunu durdurur. Çocuğun kıyafeti ve ayağındaki çarık onun yoksul durumunu yeterince göstermektedir. Çocuk yanında resmi bir arabanın durması ve hiç tanımadığı “büyük” insanların arabadan inmesiyle iyice heyecanlanmıştır. İnönü çocuğa yaklaşır ve elinde taşıdığı azık torbasında ne olduğunu sorar. Çocuk torbasını açar ve gösterir. Torbadan çıkanlar bir parça köy peyniri, bayat ekmek, soğan ve zeytinin yanında Milli Eğitim Bakanlığı klasiklerinden olan “Sophocles’in Antigone” dur. Çocuk babasının yol parası olarak verdiği parayı kitaba yatırmış 12 kilometrelik yolu yürümeyi tercih etmiştir. Bunun üzerine İnönü yanındaki Genelkurmay Başkanı Gürman Paşa’ya dönerek ‘Ekmeğin yanında kitap. Ne zaman yurttaşımız ekmekle kitabı bir tutacak düzeye ulaşırsa Türkiye o zaman gerçekten kurtulacaktır.’ der. [1]

 

Bedri Rahmi Eyüboğlu aynı yıllarda Hasanoğlan Köy Enstitüsünde tanık olduğu olayı anlatır. Gecenin bir yarısı olmuştur ahırdan bir ışık huzmesi görülmektedir. Merak eder ve yaklaşır; “Okulun büyükbaş hayvanlarını barındıran ahırda bir çocuk gördüm. Gece nöbeti ona düşmüş, elinde bir kitap vardı, dalmıştı. William Shakespeare okuyordu. Okuduklarını nasıl kavradıklarını da ertesi gün oynadıkları piyeste gördük.” İlköğretim çağında fakir bir köylü çocuğunun bu kadar olumsuz şartlarda Shakespeare okuması inanılır gibi değildi. [2]

 

 

Nereden nereye? Aradan yıllar ve kuşaklar geldi geçti. Bu günlere geldik.

 

O yıllarda yaşananları aktaralım ve not düşelim istedim. Kim bilir, gün gelir ozanın dediği gibi;

Rivayet sanılır belki…

[1] Mahmut Makal, Bozkırdaki Kıvılcım, Güldiken Yayınları

[2] Cumhuriyet, 1 Şubat 1954

 

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 262
Toplam yorum
: 1320
Toplam mesaj
: 253
Ort. okunma sayısı
: 1498
Kayıt tarihi
: 27.09.07
 
 

Anadolu'nun doğusunda sonradan ismi değiştirilen köylerden birinde zemheri zamanına denk gelen bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster