Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '19

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
342
 

Rize’nin Tanıtım Öncelikleri

I.BÖLÜM

        Bir nesne veya kavramda tanıtıcı nitelikler birden çok olunca, nereden ve nasıl başlayacağınızı kestiremezsiniz. Ben de bu nedenle, benzer bir şaşkınlık içindeyim. Her ne kadar fiziki varlığım yıllardır doğup büyüdüğüm o güzelim diyarlardan uzak olsa da, ruhum çocukluğumun geçtiği, kişiliğimin şekillendiği, hayallerimi süsleyen bu cennet köşesi doğal güzelliklerde yaşıyor. Rüyalarımda bile çocukluk ve gençlik yıllarımı yaşıyor ve yaşatıyorum. Sahile paralel dağların ve derin vadilerin dik yamaçlarında serpiştirilmiş görkemli eski ahşap evleri, her avluda otantik serenderlerleri olan iç içe girmiş köyleri ve ilçeleri ile doğal çevre, birbirini tamamlayan ama çok farklı manzaralar arz eden bütünsellik oluşturmaktadır. Sosyal ve kültürel özelliklerde de bu yeknesaklığı gözüyoruz. Zihnimizde rüyalarımıza girecek kadar kalıcı hayaller oluşturan bu doğal çevreye, farklı mevsimlerde değişik açılardan bakmak bile, gözlere hoş ve çekici görünen birbirinden güzel zengin bir görüntü çeşitliliği sunmakta, gözlere ve gönüllere huzur verip neşe katan doyumsuz bir estetik seyir zevki vermektedir.

         Siz hiç binbir çeşit bitki ve çiçek türünün doğal ortamı içinde kendiliğinden yetiştiği, nebatat yoğunluğundan kara toprağın gözükmediği bir tabiat gördünüz mü? Dünyada var olduğu bilinen bin bir çeşit bitkiden, iki bin endemik bitki türünün ayni yörede kendiliğinden yetiştiği düşünüldüğünde, çevrenin ne kadar zengin bir floraya sahip olduğunu rahatlıkla tasavvur edebilirsiniz. Bu yörenin çay tarımı ve sanayisi ile özdeşleşen tanıtıcı marka olma özelliği günümüzde öne çıkmış olsa da,  geçmişte esas tanıtıcı simgesi hamsi ile yakın akrabalığını hala koparamamıştır. Sofraların vazgeçilmezi olan birçok geleneksel mahalli yemek çeşitleri arasından, hamsi ve türevleri birinci öncelikli yerini hala korumaya devam etmektedir. Ancak yerel lezzetler arasında karalâhana yemek çeşitleri ve özellikle de, parça etli karalâhana sarmasının sofralarda özel bir yeri vardır. Dibine etli kemiklerin yatırıldığı dolma tenceresi pişirilince,  etrafında oturan hemen herkese açık olan ortadaki otantik siniye boca edilir. Çevreye yaydığı kokusuyla ve tadıyla hep birlikte yeme keyfinin yanısıra, Rizelinin bilinen zengin olma tutkusunun aksine, misafir ağırlamada sofrasını paylaşımcı cömertliği, toplumsal genel niteliklerinden en önde gelenidir. Bir de kenarından cimdikleyerek yenen kavurmalı pidesinin tadı, yiyenlerin damağında adeta kalıcı lezzet haline dönüşmüş gibidir.

        Merhum edebiyatçı, hitabet ustası, şair ve eğitimci Cafer Tayyar Tuzcu hocamız, bir şiirinde hamsıya olan doyumsuz özlemini, “Oy hamsi gözüne kurban olayım” diyerek, yerel lezzetlere olan özlemini, yine ilgi çekici bir yöresel ağızla dile getirmiştir.  

        Deniz Gürsoy’un, Denizin Çitiri HAMSİ adlı kitabından alınan manilerde hamsinin lezzeti Ömer Turhan Eyüboğlu ve Ömer Kayalıoğlu tarafından şöyle tarif ediliyor:  

         “Sıra sıra dizerek kızart onu tavada,
          Bak ki onun lezzeti, var mıdır baklavada.”
         “Gurbetlerde düş idi, tava idi, kuş idi,
          Saysam yirmiye çıkar, yemeğinin çeşidi

         Şehrin ismiyle ünlenen satsuma mandalinası, öz kimliğini kaybederek İzmir Mandalinası adı altında iç ve dış pazarlara arz edilerek, üretildiği orijinal ana vatanı şehrin, tanıtım markası olma değerini yitirmiştir.   

        Salkımını tırmandığı ulu ağaçların tepelerine, yüksek dallarına sarılarak veren asmaların yöreye özgü “kokulu üzümü”, geçmişte şölen havasında pişirilen geleneksel üzüm pekmezi de son yıllarda üretim değerini tamamen kaybetmiştir. Anılarda kalan, kaynamakta olan üzüm pekmezinde pişirilen kabakların tadı, hala damağımızdaki nefasetini korumaktadır. Son yıllarda, üzümün yerini asmaya benzer sarmal yapısıyla almaya çalışan “kivi” meyvesi, alışılmışın dışında farklı bir lezzet ve görünümüyle, kendisinden sıkça söz ettirmeye başlamıştır. Zengin bitki çeşitliliği içinde yetişen meyve ve sebzelerin arasında, farklı türleriyle vitamin deposu olduğu bilinen “karayemişi” anmadan geçemeyiz. Karayemiş, meyvesi tadı ve çeşitliliği ile farklılık yaratan, çevreye has, doyurucu özelliği olan nefis bir yemiştir. 

        Yörenin geleneksel yaşam biçimine damgasını vuran, geçmişi çok eskilere uzanan, tamamen yerel olduğu bilinen el sanatı, “feretiko” bezidir. Kenevir liflerinin çok farklı işlemler aşamasından geçirilip ipliğe dönüşüm sonrasında, özel ev tezgâhlarında pamuk ipliği ile işlenerek üretilen yörenin yerli dokumasıdır. Sağlam ve şık görünümü ile “feretiko bezi, kendine özgü kokusu olan, geçmiş yıllarda giyim kuşamda ihtiyaç duyulan, yoğun emek ürünü günümüzde turistik değeri yüksek bir kumaştır. Yıkanarak ağartılan, giyim ve süs eşyası olarak da kullanılan feretiko bezi,  farklı kullanım alanları olan sağlıklı bir yerel dokuma mamulüdür. Ne var ki, geçmişte üretildiği şehrin adıyla piyasalara arz edilen bu el dokuması kumaş, sonradan sahip çıkan ilçenin adını alarak “Şile Bezi” adıyla hiç de hak etmediği yeni ve farklı bir yöresel marka kimliği unvanı kazanmıştır. Adını, sanını değiştirerek, genetik atasının vatanı olan doğduğu şehre ihanet etmiştir.  

      Benzer tezgâhlarda üretilen, ancak boyanmış renkli pamuk ipliğiyle dokunan yörenin geleneksel kadın örtünme aracı, “peştamal” ve “keşan”, Doğu Karadeniz yöresi kadınlarının belinde duruşuna ve başında bağlanışına türküler yakılan mahalli kıyafetlerdir. Rengârenk görünümleri ile çarşıda-pazarda, düğünde-dernekte bir renk harmonisi oluşturmaktadır. Bu renkli görünümü tamamlayan ve bedeni soğuğa karşı koruyan, alacalı rengin hâkim olduğu şal kuşağı üretimi de artık eski resimlerde kalmış görünüyor. Düğünlerde kadınların tek tip giyindikleri, ellerinde şemsiyeleri ve içlerinde giyindikleri pembe ipek gömlekleri ile kara çarşaf, bugün çağdaş giyime karşı ideolojik bir örtünme aracı olarak kullanılmaktadır.     

     Zengin bitki örtüsü, varlığını her mevsim yağış alan ılıman iklim şartları ve tabiat koşullarına borçlu olan, adının önüne şirin sıfatı eklenen, eşsiz doğal güzelliklerine ve niteliklerine türküler bestelenen bu ayrıcalıklı il neresidir dersiniz? Türküler, söze gerek bırakmayacak şekilde, şehrin tasvirini ve tanıtımını yapıyor zaten.

 “Şirindir Rize çayı, pembe güller açayı.
 Bu ne kadar hoş koku, benim aklım şaşayı.”

 Söz konusu şehrin coğrafi konumunu ve tanıtıcı değerini, yanı başında coşku ile çağlayarak akan, kenarları koyun sürüsünü andıran beyaz oval taşları ile CEM KARACA’NIN ünlendirip Türkiye’nin diline doladığı gözde türküsü, “ASKOROS DERESİNİN YAN TARAFI DERİNDUR” düzenlenmesi belirlemiştir. Bu türkünün sözlerinin ve otantik müziğinin folklorik ve lirik özellikleri, derenin adını dillere pelesenk etmiş, Rize’nin algısını geniş kitlelerin zihinlerinde kalıcı olacak şekilde kazımıştır. Ancak denize dik olarak akan Doğu Karadeniz derelerinin önüne setler çekilerek sularının HES’lere akıtılması, yıllık ortalama debilerinde çok büyük düşüşlere neden olmuştur. Birçok tatlı su canlı türünün yaşadığı bu derelerdeki suyun azalması, balıkların ve diğer canlıların doğal yaşam ortamını bozmuş, farklı yönlerden çevreye zarar vermiştir.    

Askoros vadisi boyunca bir yolculuk yapacak olursak, derenin kaynağına yakın bir yerde böbrek hastalıklarının şifa kaynağı olan ANDON ılıcası yer almaktadır. Uzak yerlerden hastalıklarına çare arayan ziyaretçilerin iyileşip geri dönüşlerinde, şifa bekleyen yeni ziyaretçilerin ilgisini çekecek kerameti gösteren bu şifalı su, kendi marka değerini oluşturup, dönüşümlü şekilde kendini tanıtma sürekliliğini göstermektedir. Andon içmesini ziyarete gidenler, yedikleri Rize’nin leziz telli mıhlaması ve çoban kavurmasının ardından, içtikleri 40-50 bardak şifalı su ile idrar yollarını çalıştırıp, böbreklerini kum ve taşlardan arındırmış olurlar.

 Diğer bir şifalı memba suyu ise, Kaçkar Dağları’nın yamaçlarında ve Çamlıhemşin ilçesi yakınlarında bulunan AYDER sıcak su kaplıcasıdır. Bilim insanlarının yaptığı araştırmalar sonucu, romatizmal eklem hastalıkları, sinir, sindirim, dolaşım, kireçlenme ve daha birçok hastalığın tedavisine iyi geldiği deneyimlerle sabit olmuştur. Çevresinde yapılan konaklama tesisleri ile sağlık cazibe merkezi oluşturan AYDER kaplıcaları, kendi marka değerini oluşturmuş olup, yurdun her tarafından, hatta yurt dışından gelecek hastalara şifa dağıtmaya devam etmektedir. Hazır yerel kaynağına gitmişken, hafif tatlı lezzetinde Lâz Böreği’ni yemeden veya tadımlık bir miktar satın almadan hiç geri dönülür mü.?   

Son yıllarda İkizdere ilçesi sınırları içinde yer alan ve mineral değerleri farklı iki kaynaktan beslenen yeni bir Termal kaplıca daha bulunmuştur.  Kaynak suyu 40 metre derinlikten gelmekte olup, 2,5 litre debisiyle bor, sodyum, kalsiyum, bikarbonat mineralleri ihtiva etmektedir. Yine aynı mineralleri ihtiva eden, 70 derece sıcaklıkta ve 8-10 litre su debisi olan ikinci kaynak, mineralojik değerler bakımından birinci kaynaktan daha zengindir. Modern tesisleri ile yurt içi ve dışından şifa bekleyen romatizma, nefrit, nevralji, kolinvrit, kırık-çıkık, kadın hastalıkları sorunları olanları beklemektedir.

Söz İkizdere ilçesinden açılmışken, bir başka dünyaca ünlü değer, bütün hastalıkların şifa kaynağı olarak tanınan ve bilinen, Menkul Kıymetler Borsası gibi kendi piyasa değerini rekabetsiz belirleyen, ANZER BALI’NA değinmeden geçemeyiz. Her yıl üretim miktarına göre kooperatifçe belirlenen değeri, 2018 yılı için 940.-TL olarak tespit edilmiştir. 

Askoros vadisinin devamında önemli bir yerel nirengi noktası da, adını çağırılan sesin geri yankılamasından alan, yayla yolu üzerinde “han” denilen, yaylacıların konaklama noktası ünlü “ÇAĞIRAN KAYA” mevkiidir. Gidenler özellikle bağırarak, çağırarak, türküler söyleyerek, seslerinin hayret verici eko sistemle kendilerine yankılandığını test ederler. Yayla çıkışı ve dönüşü burada konaklama, hayvanları dinlendirme ve yemek molası verilir.

Şehrin sahil kesimiyle ASKOROZ vadisi köylerine hâkim konumundaki AYANE ZİRVESİ, herkes tarafından görünen ve dikkat çeken, ama henüz turizmde değerlendirilemeyen bir seyir zirvesidir. Bir başka seyir terası da, içinde yöresel lezzetlerin tadıldığı, ziyaretçilerin uğrak yeri, Rize’nin ardındaki Dağsu Mahallesinde yer alan,  “Dağmaran” turistik işletmesidir.

Son yıllarda eski dik patika yolunun yerine, yeni araba yolunun trafiğe açılmasıyla zirvesinde cami yapılan KİBLE DAĞI, önemli kutsal mekânlar arasındaki yerini alarak, ziyaretçilerin namazgâhı haline dönüşmüştür. Kuzey Anadolu dağlarının Doğu Karadeniz bölümünde yer alan Verçenik dağı,  3937 metre yükseklikteki Kaçkar dağından sonra, 3711 metre ile ikinci en yüksek zirvesidir. Dağcıların her yıl tırmanmaktan haz duyduğu ve Türkiye’nin genelinde de sekizinci en yüksek dağıdır. Günümüzde bu coğrafi oluşumlar dağcıların, yamaç paraşütçülerinin ve kayak sporcularının ilgisini çekmekte, bu özellikleri ile önemli bir turizm potansiyeli oluşturmaktadırlar. Karın yoğun yağdığı son yıllarda, yamaç kayakçılarının uğrak bölgesi olan KAÇKARLAR, aynı zamanda özel av turları bakımından da yabancı avcıların ilgisini çekmektedir.

Son yıllarda yabancı ziyaretçilerin ilgisini çeken bir diğer coğrafi oluşum ise, dünyada 6 ülkede bulunan ve Türkiye’de sayısal olarak en fazla Rize ili sınırları içinde yer alan, Buzul Göllerdir. Kaçkarların zirvesinde meydana gelen bu doğal oluşumlar, gelen yabancı turist sayısının yoğunluğu ile yeni bir çekim merkezi oluşturmaktadır. Bu yeni cazibe merkezlerine ulaşımı sağlamak için çevre değerlerine zarar vermeden kuşak otoyol projeleri yerine, kayak sporu ve av turizmine de hizmet verecek uzun vadeli mastır plân çalışmaları yapılmalıdır. Bu projeler hazırlanırken birilerine rant yaratmaktan kesinlikle uzak durulmalı, doğayı tahrip etmekten uzak, teleferik havai hat sistemi tercih edilmelidir.        

         Yaylacılık geleneğinin yerel kültürün ve yöre insanının kimlik oluşumunda çok önemli payı vardır. Hayvanlarını yaylacıya emanet edenlerin de katıldığı yaylaya çıkışlar, bir şölen havasında yapılmaktadır. Bu eğlenceli yürüyüş, kızlı-erkekli grupların katılımı ile atma türkülerin yakıldığı ve düzlüklerde horonların tepildiği adeta bir şölene veya coşkuya dönüşür. Baharın canlılığıyla şenlenir dağlar, renklenir yamaçlar, kırlarda yayılır inekler, koyunlar, kuzular. Kemençe ve tulum yayla yollarının değişmez çalgısıdır. Atma türkülerin yakınlaştırdığı genç kızlar ve delikanlılar arasında doğan efsanevi aşkların hikâyeleri, ağızdan kulağa aktarılan türkü sözleri sayesinde günümüze kadar gelmiştir. Yayla çıkışında öz güveni yüksek genç kız veya erkeklerin ayakları yere basmıyor, sanki kanatlanmış uçuyorlar.

“Eski sevdalarımdan hangisine yanayım,
Çıkıp de yaylalara yenisini bulayım.”

Sevdasına özlemini dile getiren kız ise şöyle diyor;

“Yayla yolundan aştım, çimenlere bulaştım.
  Konuştuğumuz yeri adım adım dolaştım.” 

     Doğu Karadeniz insanının yaşam tarzı, coşkulu ve neşeli kimliği bu türkü ve mani söyleme maharetinde gizlidir. İletişim araçlarının olmadığı dönemlerde, yayla şenlikleri, düğünler, kına geceleri gibi ritüellerde müzik icra eden kişilerin yer değiştirmesi, söylenen sözleri günümüze kadar taşımıştır. Söylenen manilerde ve türkülerde humor olmasaydı, Türkiye’de hiciv sanatı da olmazdı ve gelişemezdi. Atma türkülerdeki hazır cevap verme yeteneği, yöre insanının kıvrak zeka yapısından kaynaklanmaktadır. Son derece estetik duyarlılıkları olan, horonuyla, manisiyle, türküsüyle, espri anlayışıyla kendini dışa vuran bir halk kesiminden, merhamet ve inayetten gayrı, zalimce ve gaddarca bir tavır ve davranış beklenmez.  Rizelinin genel karakteristik özelliği, folklorunda kendini olduğu gibi göstermektedir. Bir başka ifade ile Rize’nin folkloru, insanının doğal karakterinde olduğu gibi yansımıştır.    

Hayvanları güderek günlerce yaya yürümeyi gerektiren daracık ve engebeli yayla yolları, Rizelinin kimliğini belirlemiş, belli bir kültürü de günümüze kadar taşımanın aracı yolu olmuştur. Bu kültürün sosyal boyutunda dayanışma, yardımlaşma ve güven vardır. Toplu emek gerektiren işlerin hep birlikte imece usulü ile yapılması, kadınlar ve erkekler arasındaki yardımlaşma şekli her alanda kendini göstermektedir. Bu işlerin toplu yapılmasında özendirme ve performans aracı, yine maniler ve atma türkülerdir. Bağbozumu şenlikleri, yaz boyunca üretilen yağ, peynir, kaymak gibi hayvansal ürünlerin bereketini de farklı bir coşku ile hayvanlarını yaylacıya teslim eden evlere taşımaktadır.  

Erken gelen kış nedeniyle, coşkunun hüzne dönüştüğü, yaylalarda mahsur kalındığı, yayla dönüşü hayvanların yollarda telef olduğu, benzeri elim olayların yaşandığı yıllar da olmuştur. Yakılan ağıtlar, darbımeseller, sözlü hikâyeler,  söylentileri doğrulamaktadır.  Bunlar arasında, “Korkma kışın kışından, kork Aprilin beşinden, öküzü ayırır eşinden.” veciz sözü, üzücü yayla dönüşlerinin manidar ifadesidir. “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” sözleri, değişen mevsim şartlarının maruz bırakacağı tehlikenin uyarısını yapmaktadır.

Bundan sonraki bölümde, Rizelinin bireysel karakteristik özelliklerine yansıyan tutkuları, ihtirasları, hırsları, kıskançlıkları, inatçılıkları, öfkeleri ile kültürel yaşamın temel dayanakları olan düğünleri, örf adet ve gelenekleri, tarihi eserleri ile birlikte “Gurbetteki Rize’yi tanıttmaya çalışacağım.

 

Hızır Kabil,

İSTANBUL - ÜMRANİYE - ATAKEN, 6 Mart 2019

Ohannes bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 177
Toplam mesaj
: 65
Ort. okunma sayısı
: 1120
Kayıt tarihi
: 09.12.07
 
 

Rize merkez ilçeye bağlı Yiğitler Köyünde doğdum. Lise bitinceye kadar ilk gençlik yıllarımı geçi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster