Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
145
 

Robin Yaşar

Bugün günlerden Pazar. Bugün Topkapı pazarı var. İlk defa gitmeyi düşünüyorum Topkapı pazarına. Ortağım Cahit ile birlikte hazırlıklarımızı tamamlayıp yola koyulduk. 


Bohçamızda yüze yakın tişört var. Bugün bunları satmalıydık, ama nasıl? Topkapı pazarında yer bulabilecek miyiz? Yer bulunsa satabilecek miyiz? Yol boyu ortağımla bunları tartışarak Topkapı pazarına vardık. Elimizde koca bir bohça ile pazarın bulunduğu sokağa girdik. Girdik de bu pazarda hiç giyim eşyası satan yok. Makine parçaları, eski kullanılmış el aletleri filan. Belki daha cazipti böylesi bizim için. Esnafa satarız düşüncesi ile ilk bulduğumuz boşluğa açtık bohçamızı. Oldukça pratik bir bohçamız vardı. Öyle olmak zorundaydı. Dört köşesinden geçirilmiş olan ipler ortada toplanıyordu. Zabıta korkusu bu sistemi geliştirmemize yaramıştı. Ortadaki ipi çekince tüm bohça toparlanıyor, kaçmak için en ideal hale geliyordu. Böylece zabıta sinyali alır almaz birkaç saniye içinde kaçmak mümkün oluyordu. Tezgahı açtığımız yer yolun tam ortası. Sağından solundan rahatlıkla geçmek mümkün. Bize en yakın tezgah, her iki tarafımızdaki kullanılmış tarım aletleri, metal parçalar satan kişilere ait.

Yolun ortasındaki yere bohçamızı henüz açmıştık ki, yan taraftan küfürle karışık, belli ki bizi orada istemeyen homurtular gelmeye başladı. Önce aldırmama kararı verdik. Duymamış gibi davranıp işimize baktık. Sen misin duymayan... İri yapılı çirkin suratlı bir adam yanımıza kadar geldi ve hiçbir şey söylemeden bohçamızı tuttuğu gibi on metre ileriye fırlattı. Durum hiçte hoş değildi. Belli ki diğerleri de aynı fikirdeydiler ve biz dahil kimseden ses çıkmıyordu. Pazarda yer sorununun ne demek olduğunu az çok biliyorduk. Benzer olay çarşamba pazarında başımıza gelmişti. Bu yüzde fazla şaşırmamıştık. Ama şimdi ne yapmalıydık? Pılı pırtı toplayıp çekilmek mi, mücadele vermek mi? Ne mücadelesi? Koca pazar esnafı ile nasıl mücadele verecektik? Don Kişot'u oynamanın hiç gereği yoktu. Savrulan mallarımızı toplarken bir yandan bunları düşünüyorduk. Bize bu pazarda ekmek yoktu anlaşılan. Ama tüm pazarlar aynı sayılırdı. Ya bu işi bırakacaktık ya da bir yolunu bulmak zorundaydık. İkinci seçenek doğru olandı. Bir yolunu bulmak gerekiyordu. Bu adamlar doğuştan sahip olmadılar ya bu tezgahlara.

Tam o sırada arkamızdan ''çocuklar bakar mısınız'' diye yumuşak tonda bir ses geldi. Dönüp baktım. Zararsız bir sesti bu. Kendini pek belli etmek istemeyen bir adam bizimle konuşmak istiyor gibiydi. Usulca yanına gittim. Adam benimle konuştuğunu çevredekilerin anlayamayacağı şekilde usulca bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Bende adamın niyetine ayak uydurdum ve fazla belli etmeden dinlemeye çalışıyordum. Yüz yüze gelmeden sadece kulağımı vererek dinliyordum. Adam da sadece benim duyabileceğim tonda konuşmaya başladı.

'' Bakın çocuklar, beni iyi dinleyin ve benden duyduğunuzu kimse bilmesin. Şu karşı ki dükkanın yanından girin, bir alt kata inin. Orada size soranlara Yaşar abinizi görmek isteğinizi söyleyin. Nedenini sorarlar. Önce istemezler sizi buluşturmayı. Israr edin, sonunda götürürler sizi Yaşar'a. Isrardan sakın çekinmeyin'' dedi ve dönüp işi ile ilgilendi.

Kimdi bu Yaşar? Bu adam neden bizi ona gönderdi? Başımıza bir belamı alacaktık yoksa? En iyisi gidiyormuş gibi yapıp tüymek. Aksi halde bu işin son kötüye varabilirdi. Bunları düşünürken adam bir ara yanımıza geldi ve '' Çocuklar söylemeyi unuttum. O size yardımcı olacak'' dedi.

Biraz rahatlamıştık. Bohçamızı kaptığımız gibi doğruca tarif edilen yere gittik. Alt kata indik. Loş bir yerdi. Kimseler yoktu ortalıkta. Biraz ilerledikten sonra karşımıza iki kişi dikiliverdi.

Hele elinizdekileri şöyle bırakın bakayım' dedi biri. Der demezde diğeri , sanki laf ona söylenmiş gibi bohçamızı kaptığı gibi bir köşeye bıraktı. '' şimdi deyin bakalım ne işiniz vardı burada''dedi.

Ben kararlı ve kesin bir tonla'' Yaşar abimi görmeye geldik'' dedim. Etkilemiş olmalıyım ki bir birlerine baktıktan sonra biraz daha normale döndüler ve '' Nesi oluyorsun sen Yaşar abininki'' dedi biri.

Neyse ki görüşmemiz gerektiğine inanmış olmalılar ki peşlerinden gitmemizi isteyerek dar bir koridorda yürümeye başladık. Koridorun sonundaki kapıyı çaldı ve içeriden olumlu cevap alınca açtı kapıyı. Arkasından girecek gibiydim ki sen dur dercesine işaret yaptı ve içeriye yalnız girerek kapıyı kapattı. İki dakika sonra kapı açıldı ve içeri girmemizi işaret etti. Biraz da çekingen bir halde girdim içeriye. Cahit kapıda kalmıştı nedense. İçerisi doğal bir şark odası şeklinde çok büyük olmayan bir yerdi. Karşımda yerde oturan kişi Yaşar olmalıydı. Oturduğu minderden hiç kımıldamadı bile. Sadece diğer arkadaşını da alın diye seslendi. O sırada korkmadım desem yalan olur doğrusu. Hiç gelmemeli miydik buralara? Neydi bütün bu başımıza gelenler? Sanki buradan hiç çıkamayacak gibi hissediyordum kendimi. Oysa Yaşar pek de korkulacak bir gibi gözükmüyordu. Koskoca adamların abi diyeceği biri hiç değildi sanki.. Her şey den önce yaşı yirmi beş bile yoktu belki de. Spor giyimli, atletik yapılı temiz yüzlü biriydi karşımdaki. Cahit de içeriye girmiş yanımda duruyordu.

Birden ayağa kalktı ve bize doğru bir adım atarak'' evet çocuklar sıkıntınız nedir? Öğrenci misiniz? O elinizde getirdiğiniz torbada neler var? Anlatın bakalım'' dedi. Üst üste gelen sorulara cevap vermeye hazırlanırken.. öğrencimi siniz ? Sorusunu tekrarladı. '' öğrenciyiz abi yaz tatillerinde işportacılık yapıp harçlığımızı çıkarmaya çalışıyorduk, ama....

''Ama ne? Ne oldu?'' dedi

''Bu pazarda maalesef tezgah bulamadık. Galiba buradan gitmemiz gerekecek.'' dedim

Aniden durdu ve arkamızdaki adamlarından birine bizim pek anlayamadığımız ama anlamını daha sonra öğrendiğimiz bir işaret yaptı göz ucuyla. Adam hemen dönüp gitti. Onun dönüşünü bekler gibiydik. Bir taraftan odada volta atıyor bir taraftan da sohbete başlamıştık. Bana öğrenciler için ve eğitim için her şeyi feda edebileceğini ve sorunumuzu hemen halledeceğini rahat olmamızı söylüyordu. Belli ki adam gidip bizim işimizi çözecekti. Beş dakika sonra adam geri gelmişti. İçeri girdi ve tamam abi dedi Yaşar'a. Bu işimizin tamam olduğu anlamına geliyordu herhalde. Sevinsem mi, üzülsem mi acaba diye düşünürken hadi çocuklar gelin bakalım peşimden diyerek odayı terk ettik. Olacakları tahmin ediyordum endişem ondandı. Pazarcılar bize hatır için yer verecekler ama daha sonra kim bilir neler gelecekti başımıza.

Yaşar abi önde biz onun arkasında adamlarından biri Yaşar'ın önünde diğeri bizim arkamızda olmak üzere merdivenlerden çıktık. Çıkış kapısı pazar sokağının hemen yanında olduğundan evden çıkan birini pazarcıların rahatlıkla görmesi mümkündü. Yaşar pazar sokağına girmesi ile beraber koca pazar bir sessizliğe büründü. Esnafın tamamı ayakta, adeta denetleniyormuş gibi, biraz da endişeli bakışlar altında ilerlemeye başladık. İlerlerken aniden durdu Yaşar hepimiz durduk. Bana döndü ve ''seç kendine bir yer, nereyi istiyorsan'' dedi. Onu duyan birkaç esnaf kendi yerlerinden bir bölüm vermek için, istemeyerek de olsa yer gösterdiler. Ben hala endişeliydim. Kimdi bu Yaşar? Bu gücü neden alıyordu? Pazarın sahibi desem; sahibi olamazdı pazarın. Bu arada bizi kovmaya kalkan adam yoktu ortalıkta. Yaşar'ın da bundan haberi yoktu. Olsa ne yapacağı bilinmezdi.

Kafamıza göre bir yere yerleştikten sonra, Yaşar abi çevresine kısa bir nutuk çekti. Onu tüm pazar zoraki de olsa nefessiz dinliyordu. Bu çocuklara kimse müdahale etmesin. Eden olursa, en küçük bir şeyden haberim olsun diyordu bana dönerek. Ayrıca alın bakalım birer tişört kendinize, kurtulun şu üzerinizdeki pisliklerden diyerek, biraz da neşe katmak istemişti olaya. Ama esnafın neşeyle filan bir işi yoktu. Yaşar ne dese oluyordu. Adeta tişört almak için kuyruğa girdiler. Hepsi Yaşar'ın gözünün önde almak için can atıyordu. Yarıya yakını satılmıştı. Artık rahatlamıştık. Belli ki bu Yaşar gitse bile bıraktığı rüzgar yetecekti bize. Yaşar gerekli ortamı sağladıktan sonra selamlaşıp gitti. Esnafla baş başa kalmıştık. En çok merak ettiğim andı bu. Şaşırtıcı ama sanki Yaşar oradaymış gibi aynı davranış devam etti. Bizi kovmaya kalkan adam yoktu ortalıkta. Kopmuş gitmişti adeta.

O gün nasıl satarız diye düşündüğümüz malların çoğu satılmıştı. Henüz pazarın kapanmasına çok süre vardı. Ama biz ertesi günkü pazar için mal almamıştık ve gitmemiz gerekiyordu. Erken ayrıldık. Giderken Yaşar abiyi ziyaret etmeliydik. Yanına gittik. Bizi ayakta karşıladı. Hal hatır sordu. Kendisine teşekkür etmek için geldiğimizi, ona çok şey borçlu olduğumuzu söyledikten sona hediye olarak hazırladığımız iki adet tişörtü masasının üstüne bıraktım. Aldı, açtı ve ödemek için cebinden bir tomar para çıkardı. Hemen, parayla satmayacağımı, bunların hediye olduğunu söyledim. Biraz şaka ile karışık sertleşerek, '' hediyenizi ancak böyle kabul ederim, tamam bunlar bana hediye ise bu para da size hediye benden'' dedi ve parayı cebime koydu. Parayı koydu ama miktarı fazlaydı sanki, saymaya kalktım, sert bir tavırla ' sok onları cebine '' dedi. Daha sonra bu paranın yaklaşık on tişört parası olduğunu gördüm.

Vedalaşıp çıktık. Çıkarken her zaman bu pazarda yerimiz olduğunu, ne zaman istersek kendisini ziyaret edebileceğimizi, bundan mutluluk duyacağını söyleyerek bizi kapıya kadar uğurladı. Bize Yaşar'ı ilk tavsiye eden adamı gördüm bir anda. Yanına gittim. Oturduk. Bir yandan çayımızı söylerken bir yandan da merakımızı anlamış gibi başladı anlatmaya.

'' Merak içinde olduğunuzu biliyorum çocuklar, ama siz de gördüğünüz gibi Yaşar işte böyle biri. Onun lakabı Robin Yaşar'dır. Eğitimi yoksulluk nedeni ile yarım kalmış, bu yüzden sizin gibi okumak için çabalayan öğrencilere saygı duyan bir insandır. İnsan gibi bir insan. Hani derler ya adam gibi adam. İşte öyle biri. ''

'' iyi de bu saygınlığı nereden geliyor?'' diye sordum.

''Yaşar'ın yaşı yirmi dört. Ama yaşına rağmen feleğin çemberinden geçmiş biri. Saygınlığı hem bileğine hakimiyetinden hem de kişiliğinden kaynaklanıyor. İlk okulu bitirmiş, ailesini kaybetmiş daha sonra ve devam edememiş eğitimine ama çok kitap okur. Oldukça kültürlü biridir.''

Robin Yaşar. Onu bir iki kere ziyaret ettim daha sonraları. En son gidişimde ise nerede olduğunu kimse bilmiyordu ya da söylemiyorlardı. Nedenini hiç bir zaman öğrenemedim... 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 351
Kayıt tarihi
: 10.07.11
 
 

54 yaşındayım. Lise mezunuyum. 35 yıldan beri inşaat sektörünün içindeyim. Uzun yıllar altyapı mütea..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster