Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Nisan '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
10572
 

Roma İmparatorluğu Yahudiliği kabul edecekken neden ..? Hıristiyanlığı tercih etti

Roma İmparatorluğu Yahudiliği kabul edecekken neden ..? Hıristiyanlığı tercih etti
 

Resim: wikimedia.org.dan alıntıdır.


Pagan Greko-Romen Dünyası ile tek Tanrı inancına sahip Yahudi alemi arasında’ki ilişkiler Yunan Roma kültürü içerisinde tek Tanrıcılık anlayışına dayalı İsevi Hıristiyanlık dininin taraftar bulmasıyla başlar. Hz. İsadan sonra yaklaşık üç asırlık bir durgunluktan sonra, Roma Kıralı Konstantinin Hiristiyanlığı devletin resmi dini olarak kabul edip, tahrife maruz kalan incillerin yanısıra muharref Tevratın’da Kitab-ı Mukades olarak kabul görmesi, bu iki din arasında rekabetin oluşmasını hazırlayan sebep olarak görülür. Hz. İsa’nın ölümünden Yahudilerin sorumlu tutulması ve Romalıların Yahudileri mezhep ve fraksiyonlara bölme girişimleri, bu yeni dinin tarfatarları Hıristiyanlar ile Yahudiler arasında isyan, başkladırı ve savaşların çıkmasına sebep olmuştur. Bu konuyla ilgili siyonist düşünürler Romalıların İsrailoğullarını sadece İsrail topraklarından çıkarmak değil, Yahudilikten’de çıkarmak istediklerini idda ederler. Tarihci Berel Wein, konuyla ilgili görüşlerini ‘’Echoes of Glory’’ (sh.217) adlı kitabında şu şekilde ifade eder: “Romalıların Planları Yahudiler ve İsrail’in gerçek dini liderleri olan bilgeleri ortadan kaldırmak ve İsrail’in yaşam kanı olan Yahudiliğin uygulanmasını yasaklayarak, Yahudilerin Roma kültürü ve hegemonyası altına girmesini temin etmek için Şabat, Sünnet yasağı yanında, Tora’nın halka açık bir şekilde öğretilmesi gibi tüm Yahudi geleneklerinin uygulanmasını yasaklamıştı.” diye yazar.

Yahudiliği Helenleştirmek ve kutsal toprakları işgal etmek isteyen putperest Romalılara karşı Yahudilerin tepkileri çok yönlü ve degişik alanlarda cereyan etmiştir. Helenleşmiş ve asimile olmuş varlıklı Yahudiler ‘’Sadusiler’’, Roma işgalini memnuniyetle karşılarken, çoğunluğu temsil eden ‘’Farisiler’’ Yahudiliğin ayakta kalabilmesi için dini ilkelerden sapmamak şartıyla Roma hakimiyetini kabullenirler. Romalılara yaranmak yada onlara karşı başkaldırı hareketine destek vermek istemeyen diğer Yahudi fraksiyonlara kızan milliyetçi akımları temsil eden ‘’Zilotlar’’ ve milliyetçilik maskesi arkasına gizlenen genelde suç örgütlerinin oluşturduğu ‘’Sicariler’’ ise, Zilotların yanında yer alarak başkaldırı harekatına destek verdiklerini görürüz. Yahudilikte hizip mezhepleri olarak sınıflandırılan ‘’Essenler ve Ölüdeniz Mezhebi’’ gibi sair mezheplerde başkaldırı hareketini destekleyerek Zilotların yanında yer almışlardır. Günümüzde’de Yahudiler arasında dini inanç ve mezhep bakımından zayıf olarak tabir edilen Aşkenaz (Alman), Sefarad (İspanyol), ve laik siyonist Yahudilerin yanında, Hasidim, Mitnagdim gibi aşırı dindar olarak tanımlanan hizipler arasında görüş ayrılıkları devam etmekte olup, kesin bir birliktelik sağlanmış değildir.

M.S. 1. yüzyıl içerisinde cereyan eden ve Kral Herod tarafından başlatılan zulümlerin ardından, tarihe büyük isyan olarak geçen ve Yahudiler adına intihar anlamına gelen Roma’ya karşı başkaldırı hareketi, Yahudilerin manevi olarak zayıf düşmelerine vesile olup, 19 asır süren sürgün hayatı ve Hiristiyan zulümlerine maruz bırakan zemini hazırlamıştır. Yahudiler M.S. 67’de bir yandan Romaya karşı isyanı teşvik ederken, diğer tarftan’da kendi aralarında anlamsız kin diye niteledikleri ‘’sinat himan’’ iç savaşlarına devam ederler. Yahudilerin bu karışık durumundan yararlanmak isteyen Roma ise, en deneyimli ve en büyük kumandan olarak bilinen Vespasianus’un komutasında büyük bir kuvvetle saldırıya geçerek savaşırlar. Yaklaşmakta olan felaketi sezen Rabi Yohanan ben Zakay bir şeyler yapabilmek için kendisini bir tabutun içine koydurarak tabutu gizlice komutan Vespasianus’a göndertir. Tabut açılıp huzura çıkarılınca komutanı bir imparatormuş gibi selamlar ve Vespasianus’a Tanrı’nın Yeruşalayim’i (Küdüs) ancak büyük bir hükümdarın almasına izin vereceğini söyler. Tam o esnadada Roma’dan Sezar’ın öldüğü haberi komutana iletilir ve habercinin: “Ayağa kalkın çünkü Sezar öldü ve Roma’nın ileri gelenleri sizi Sezar yapmaya karar verdiler heberini iletir. Gelen haberi Rabbi Yohanan’ın geleceği görmesi şeklinde yorumlayan Vespasianus, ben Zakay’a bir isteği olup olmadığını sorması üzerine Yohanan fırsatı değerlendirerek Tora’yı kurtarmak şeklinde cevaplandırır. Vespasianus zamanın Tora bilgelerinin Kudüsten ayrılması ve Yavne’de bir Sanhedrin toplaması için ben Zakay’a yetki ve güvence vererek, komutanlığı oğlu Titus’a bırakıp Romaya döner. Romalılar Rabbi Yohanan’ın dileğini yerine getirdikleri içindir ki Yahudi geleneğinde aktarma zinciri olarak bilinen gelenek hayatta kalır ve yaşatılır. Yahudi kavminin hayatta kalabilme macerası ise 19 asır sürecek olan bir tilki kurnazlığı ve efsanevi bir yaşam öyküsü olur. Bu öykülerinde ancak Romalılara karşı, M.S. 66 yılında başlayıp ve yaklaşık 70 yıl süren mucadelelerinde nispeten küçük bir grup olmalarına rağmen, Roma’yı defalarca nasıl altedip, insan gücü ve maddi kayba ugrattıklarıyla övünüp gururlanırlar. Tektanrı inancı ve Tora kanunlarının kendilerine normal insan sınırlarının üstünde bir ruh ve güç verdiğine imanla savaştıklarını dilegetirirler. Romalılara karşı malubiyetlerini ise, savaşa rağmen aralarında devam eden mezhep ve çıkar çekişmelerine dayandırırlar. Aralarında ki husumet ve çıkar çatışmasının cezay-ı müeyyidesi olarak Bet-Amikdaş’ın yıkıldığına inanırlar. Bu münasebetle 9 Av günü günahlardan arınmak ve günahlarının kefaretini ödemek için, Kotel-Batı Duvar’nın “Ağlama Duvarı” diye bilinen yere gelir ağlar ve baş düşmanları Hıristiyanlar ile nesli tükenmesi için Filistinlilere beddua ederler.

Romalı Adrianus’un zulümleri sırasında Yahudi halkı İsrail’den kaçarken saklanmak zorunda kalan Yagudi bilginleri M.S. 122 yılında Uşa’da yeniden toplanmayı başarır ve M.S. 158 yılında Yavne’ye yerleşirler. Burada aralarında son derece varlıklı ve büyük bir Tora bilgini olan Rabbi Yeuda HaNasi yani “Prens” Yeuda’nın bulunduğu bilginler, “Sözlü Kanunu” yazma ve Roma İmparatorluğu içerisine sızma karırı alırlar. Rabbi Yeuda HaNasi, Adrianus’u izleyen Roma imparatorlarıyla özellikle de Markus Aurelius ile çok iyi dost olmayı başarır. Tarihçi Berel’in “ Echoes of Glory” (sh.224) adlı kitabında yazdığına göre: “Parta savaşı sırasında, büyük şans eseri, Markus Aurelius Rabbi Yeuda HaNasi ile karşılaştı; dost, hatta sırdaş oldular... Markus Aurelius Yehuda dostuna devlet politikası konularında olduğu kadar, kişisel konularda’da danıştı”... Markus Aurelius’un, M.S. 180 yılında ölümüne kadar hükümdarlığı sırasında Roma ile Yahudiler arasındaki ilişki doruğa ulaştı.” Yahudilerin Yeuda HaNasi liderliğindeki bu dönemi köşede bekleyen karanlık günlerin mücadelesine hazırlanmak için kullandıkları ve Mişna’nın bu dönemde, M.S.177-200 yılları arasında doğduğunu yazar.” Buraya kadar Roma istilası sırasında Yahudilerin konumunu kısaca özetledikten sonra, Roma İmparatorluğu Yahudiliği kabul etmek üzere iken, Hıristiyanlığın nasıl yayıldığı faslına geçebiliriz.

Roma İmparatorluğu’nun Yahudiliği kabul etmek üzere olduğu bir dönemde İmparatorluk içerisinde birden bire Hıristiyanlığın hızlı bir şekilde yayılmasını sağlayan etkenlerin başında, Yahudiliğin ‘’Mesih’’ inancının sebep olduğunu düşünüyorum. Hatırlanacağı gibi, Kral Büyük Herod’la başlayan zulümlerin artarak devam etmesi üzerine başlatılan Bar Kohba büyük isyanıyla birlikte, Yahudilerin kendi aralarında ‘’sinat himan’’ denen iç savaşlarınında devam ettiğini görmekteyiz. Fakat yinede Yahudiler bu gergin kaos ortamından kurtuluş için iyimser bir beklentisi içerisinde olurlar. Kendilerini kurtaracak ve arzulanan Yahudi birliğini kurarak, Romanın boyunduruğundan kurtaracak, İşaya, Miha, Zefanya ve Ezekyel dahil, peygamber ve kitapların tescil ettiği Yahudi “inancının 13 prensibin”den birisi olan kurtarıcı Mesih beklentisine girerler. Bu beklentiyi fırsat bilerek mesih olduğunu idda eden ama Mesihsel kehanetleri yerine getiremeyen bir çok sahte Mesihler türer. Halbu’ki Yahudi dini inancında Mesihin gelişinin, Yahudi takvimine göre 9 Av’da ve halkın başında en büyük felaketlerin döndüğü sırada gerçekleşeceği açık bir şekilde bilirtilmesine rağmen, yine’de bir çok sahte Mesihin türemesine mani olunamamıştır. Aslında Roma işgali Yahudi tarihinin en karanlık bir kesitini temsil eder. Bununla birlikte sahte mesih mücadelesinin verildiği bu karanlık dönemde Yahudilerin üç büyük gruba bölünmüş olduğunu görmekteyiz: 1. Varlıklı Sadusiler; Sözlü Kanunu reddederek, Roma’ya sadakat yemini ederler; 2. Fanatik Zilotlar: Roma’ya karşı intihar savaşı yapmayı teklif edecek kadar fanatiktirler; ve 3. Tora’ya ve Sözlü Kanuna sadık coğunluğu temsil eden Farisilerdir. Yahudiler açısından Anti-semitist bir yaklaşımla Yahudilere karşı acımasız bir zulmün reva görüldüğü bu kaotik dönemde, üyeleri arasında Apokalips’in (kıyametin) yakın olduğuna inanan birtakım hiziplerin Ölüdeniz, Essenler vb. gibi, bir çok hizip mezheplerin’de bu devirde ortaya çıktığı görülür. Bu mezheplerin insanlığın Mesih tarafından kurtarılacağını belirten vaazlarına, sıradan insanların acı dolu yılların sona erdiği müjdesini duyma umuduyla onların vaaz ve dualarına katılarak alaka duyup taraftar olduklarını’da görmekteyiz. Bu vaizlerin en efsanevi olanı Yeoşua’dır ki o’daha sonra tarihte Christ (Mesih’in Yunanca’sı) diye anılarak, tarihe Hıristiyanlığın propogandacısı olarak geçecektir.

Yahudi tarihçiler ise Hz. İsa’nın yaşadığı dönemlerde çok etkili bir kişi olmadığı kanaatını taşırlar. Onlara göre eğer İsa etkili olsaydı, çağdaşı Yahudi tarihçi Josephus’un ona önem verip ondan bahsetmesi gerekirdi diye düşünürler. Ve Josephus’un Hz. İsa konusunda sessiz kalmasını hatırlatarak, Yahudi kaynaklarında Hz. İsa’ya atıfta bulunan pasajların Hıristiyan keşişler tarafından kilise kütüphaneleri için kopya edilip eklenen İbranice metinler olduğunu idda ederler. Bu düşünceden hareketle Yahudilerin Hz. İsa Hakkında görüşleri İsa’nın Tora’yı iyi bilen bir Musevi olduğu gibi “Moşe’nin Kanun ve Emirlerine” uyan ve öğreten fakat, bazı kanunlardan sapan bir Yahudi olduğunu ileri sürerek, Hz. İsanın Peygamberligi ve “Yeni Ahit” konusunun batıl ve tartışmalı bir mezu olduğunda ısrar ederler. Bu iddalarının delili olarak Matta İncil’inde yazılan bir metne atıfda bulunarak, Hz. İsa’ya en büyük emir nedir diye sorulduğunda, İsa’nın “Tanrı’yı bütün kalbinle, bütün ruhunla ve bütün gücünle sevmektir, şeklinde açıklamasına işaret ederek, bu ögretilerin İsa’dan 1.300 yıl kadar öncesinde Yahudi kaynaklarında Devarim 6:5’te ve Vayikra 19:18’de yer aldığı örneğini misal gösterirler. İsa’nın öğretilerini kaydettiği İncillerin, ölümünden (Hıristiyan kaynaklarca M.S. 35. yılı verilir) uzun yıllar sonra Yunanca yazıldığınıda kayda değer bir kunu olarak öngörürler.

Hz. İsa ile ilgili İslam kaynaklarına baktığımızda Allah’la (c.c) olan ilişkilerinde ahitlerini (sözleşme) bozan, yeryüzünde fitne-fesat çıkaran, azgınlık yapan, hak yolundan şirke sapan ve delalete düşen İsrailogullarını gerçeğe, doğruya, hak yoluna devet için kulumuz İsayı Peygamber olarak seçip gönderdik şeklinde beyanlarla izah edilir. Ve Hz. İsanın hak yolunun davetcisi bir peygamber olduğu bildirilir. Bu açıklamadan sonra tekrar Yahudi kaynaklarında Hz. İsanın peygamberliği hakkında yapılan yorumlara dönersek. Yahudilere göre, Hz. İsa’nın en önemli takipçilerinin O’nun Mesih olduğuna inanmış Yahudi hizip mezhepleri üyelerinin temsil ettiği dindar Yahudilerin oluşturduğunu söyleyerek, Hıristiyanliğın yeni bir din değil, Yahudilikten türetilmiş bir İsevi mezhebi olduğu iddasında bulunurlar. Ve Hz. İsa’nın “Tanrı’nın oğlu” olduğu gibi sapık bir inancını savunmanın Greko-Romen putperest inanışlara daha yatkın olduğu ve bu yüzden de İsanın İsaril Ülkesindeki mezhebi kısa ömürlü oldu dereler. Gerçekten de İncilerde Mesih’i kasteden “İnsan oğlu” tabirinin çok sık kulanılmasına rağmen “Tanrı’nın oğlu” kavramının Hıristiyan teolojisine daha sonradan ilave edildiği anlaşılmaktadır.

Bar Kohba İsyanı’nın başarısızlığa uğraması ve Yahudilerin Romalılar tarafından İsrailden kovulmasını takiben ve Hz. Isanın en yakın Yahudi takipçileri arasında bulunan Essenler, Sadusiler gibi Mezheplerin, ortadan kaybolduğu görülür. Bazı tarihçiler bu durumu Hz. İsanın Mesih olduğuna inanıp onu takip eden Yahudilerin isyan sonrası vukuubulan sürgün olayından sonra onun kastedilen Mesih olmadığının anlaşılmasından kaynaklandığını ileri sürereler. O halde şöyle bir sual sorulabilir; peki Hıristiyanlık nereden çıktı..? Hıristiyanlar nereden geldi..? Bu sorunun yanıtı olarak dikkatleri Yahudi kaynakları ve tarihcilerin genelinin üzerinde ittifak ettikleri Yahudi olduğu bilinen renkli bir kişiliğe yöneltir. Yahudilerin arasında ‘’Şaul’’ olarak bilinen ve Hıristiyanlıkta ise “Aziz Paul” olarak ünlenen bir kişiye Hıristiyanlığın Aziz Paul’üne odaklandırır.

Saul’un, Aziz Paul’a dönüş serüvenine bakacak olursak gerçekten renkli bir kişiliğe sahip birisi olduğunu görürüz. Vakti zamanında Hz. İsanın takipçilerini sapkın olarak değerlendiren ve Yahudi inancını kirlettikleri gerekçesiyle bu hiziplerin kovulması gerektigini savunan Yahudi din adamlarının arasında tarsus kökenli bir Yahudi olan Saul’unda bulunduğu yazdığı mektuplardan anlaşılmaktadır. Ancak Saul, İsevilere yapılan zulümlere katıldıktan sonra, Hz. İsayı rüyasında gördüğü ve kendisini ikna eden Mistik bir buluşma gerçeklestiğini beyan ederek, 13 yıl kadar süren bir inziva (M.S.47-60 yılları) ortalıktan çekilme döneminden sonra misyoner Paul olarak Hıristiyanlığa yönelik bir dizi reformist fikirlerle ortaya çıkarak İsanın Tanrı’nın oğlu olduğu gibi günümüzün bir çok sapık fikirlerini Hıristiyanlik içerisene dahil ederek, kabul görmesini sağlar. Paul Kudüste Hz. İsa tarftarlarıyla yaptığı toplantılarda yeni dinin Yahudilikten ayrılması gibi bir dizi radikal kararlar aldırmanın yanında, dönmelerin Hıristiyanlığa kazandırılması için misyonerlik çalışmalarına ağırlık verilmesi fikirini’de kabul ettirir. Hıristıyanlık inancı içerisine Hz. İsan’nın Tanrı’nın oğlu olduğu fikrini sokan ve benimsettiren Yahudi dönmesi Aziz Paul olmuştur.

Romanın M.S. 1. yüzyıl içerisinde imparator Neron doneminde başlayan ahlaki çöküntü ve Helenizmin yarattığı gerilim, insanların egzotik inanma arayışlarına yönelmesi bu yeni dinin, Hıristiyanlık dininin yayılmasını kolaylaştırır. Diğer bir etken’de Yahudi dinine geçişin kolay olmaması gerçeğidir. Yahudiliğin sadece dinsel inancı temsil eden bir unsur olmaması, ayrı bir millet ve ayrı bir ulusal kimlik olarak görülmesi Hıristiyanlığın tercih edilmesini kolaylaştıran en önemli faktör olmuştur. Yani Yahudi olmak sadece dini inanca sahip olmak değil, farklı bir milli kimliğide kabul etmek anlamına geldiği için Yahudiliğin doğuştan kazanılan bir edinim olma zorunluluğu vardır. Bu konuda John G. Gager’in, Kingdom and Community: The Social World of Early Christianity (Krallık ve Toplum: İlk Hıristiyanlığın Sosyal Dünyası) adlı eserinde şöyle yazar: Hıristiyanlık Yahudi mirasının bütün avantajlarını koruyordu sadece iki unsuru dışında: ritüel kanun zorunluluğu ve din ile ulusal kimlik arasındaki ilişkilendirme hariç der ve ekler: Helen Hıristiyanlığı, İsa’nın gelişini “Yahudi kanunun sonu” olarak görüyor ve kendisini dünyanın “yeni ruhani İsraeli” olarak tanıtıyordu der. Hıristiyanlığın başarısında, “Yahudiliğin Roma içinde yaklaşık 300 yıl boyunca ektiği siyasi ve sosyal tohumların meyvelerini toplamayı beceren dönme Paul’un katkısının büyük olduğu hiç bir zaman unutulmamalıdır şeklinde yazar. (sh.140) Gerçekten dönemin en önemli siyasi gelişmesi olarak Roma içerisinde Hızla yayılma eğilimi gösteren Hıristiyanlık ve Paul’u durdura bilmek ve Yahudilik adına verilen çaba ve emeklerin boşa çıkmaması için Yahudilere kalan tek seçenek, Paul’u şikayet edererek idam edilmesini sağlamak olmuştur. Hıristiyan mitolojisine göre Hz. İsanın baş havarisi Peter ile Paul’’un buluşup görüştükleri ve her iksinin mezarlarının’da Vatikan’da Katolik Kilisesinin bulunduğu tepede olduğu varsayılır.

Bir sonra’ki konu başlığımız “Yahudilerin Sürgün Hayatı, Babil ve İspanya Sürgünü” olacaktır.

Metin YAZAREL

Kaynakça:

John G. Gager: Kingdom and Community: The Social World of Early Christianity

Berel Wein: Echoes of Glory

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 2843
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji bölümü  terk. Hollanda'da ikamet etmekte. Hollanda'da ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster