Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '12

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
980
 

Roma'nın ‘parçala ve yönet’ siyasetine kurban gitmeyelim

Roma'nın ‘parçala ve yönet’ siyasetine kurban gitmeyelim
 

Orta Doğu içerisinde Türkiye ile İsrail'i gösteren bir harita (Alıntıdır)


Giriş

Yenice anlamaya başladım ki Hükümetin Komşularla Sıfır Sorun arayışı ‘savunma’ içerikli bir çıkışmış. Ne yazık ki bu iyi niyetli tasarı İsrail’le birlikte Batı’nın çıkarları ile örülü Orta Doğu paylaşım duvarına çarparak tuz buz oldu.

Batı destekli Arap Baharı’nın ardından Türkiye’de PKK ile K. Irak’ta KDP ile K. Suriye’de ise KUK desteğindeki PYD’nin ‘hayali haritalar’ destekli yeni bir siyasi saldırı açılımları ile ortalık iyice karışmıştı. 26 Temmuz Perşembe günü Başbakan Erdoğan‘ın ‘Suriye'de hayali haritalara eyvallah etmeyiz’ direnişi  kamuoyundaki pek çok beklentiye de uygun düşmüştü.

Ancak 14 Ağustos 2012 Salı günü TBMM’de bakalım Başbakan Erdoğan ile Bakan Davutoğlu gelişmeleri nasıl açıklayacaklar. Bu bakımdan Orta Doğu Sorunu özellikle son terör saldırıları ve Suriye’nin parçalanarak önce İsrail’e sonra da ABD’ne hizmet etmesinin tartışılmaya başlanması yeni bir aşamaya gelindiğinin en güçlü kanıtı olsa gerek.

‘Hayali haritalar’ gibi diğer ‘hayali’ ve ‘şişirme bilgiler’ kanıt olabilir mi?

Gerçekte Orta Doğu’da kimi hayali haritalar yanında hayali arkeolojiler, hayali tarihler, hayali diller ve lehçeler ile kimi haritalar içersine de serpiştirilen şişirme nüfus dağılımları bile var. Bunu öğrenebilmek için sanal ortamdaki pek çok İngilizce ve Fransızca yayın alanına kısa bir göz gezdirmek yeter. Gerçekte Batı'nın uzak doğu, Balkanlar ve Arap dünyasi için yaklaşık (300) yıldan beri uygulayageldiği yönetim güçlükleri içerikli bu oyunda Batı o ülkelerdeki bendelerinin de yardımı ile her şeyi kendi çıkarına döndürmeyi başarmıştır. Bu tür gelişmelerin içerisinde eğitimin yaygınlaşması yanında Batı uygarlığının eleştiriye açık yönleri ile yönetimleri paylaşmak konusundaki kimi yaklaşımlarının varlığıdır. Bu konudaki bazı örnekler için Benedict Anderson'un hayali haritalar ile müzeler olgusu yanında değişik dil ve milliyetçilik akımlarının kökenlerini de irdelediği Hayali Cemaatler (1983) adlı araştırması ve yorumları önerilebilir.

İşte son üç yıldan bu yana Tunus'tan Yemen'e kadar yaygınlaştırılmaya çalışılan Arap Baharı şiddeti de bu kapsamda kimi düşler yanında Batı'ya diyet borçları olan kimi oluşumların birer başarısı olarak karşımıza çıkmaktdır. Bu yaygın açılımda ise her şeye rağmen yanlış giden bir olay da özellike Mısır'da ortaya çıkan Siyasal İslam uygulamalarına dönük eğilimlerin ağır basöaya başlamış olmasıdır.

Çok geniş bir propaganda malzemesi olan bu tür ‘hayali harita’ yayınlarının çok geç de olsa Başbakan Erdoğan tarafından ilk olarak kamuoyuna duyurulması takdire şayandır. Onun bu çıkışından sekiz gün sonra özellikle KUK Başkanın açıklamalarının ne kadar ‘hayalperest’ içerikler taşıdığını okuyup da gülmemk elde değil. Söylenegeldiği gibi ‘konuşana değil, konuşturana bak’ türünden nice yaklaşımlardan biri işte.

Umarım ‘atı alan’ kimi gözü açıkların ‘suyun gözünü tutmaları’ mümkün olamamıştır. Bu da AK Parti Hükümetinin öne süreceği bilgiler ve güçlü kanıtlar ile mümkün. Yine umulur ki kimlerince, ‘Şimdiye kadar nerelerde idiniz?’ denilmez de ortalık daha bir karışmaz.

Sıfır Sorun Türkiye’nin kendisini Batı’ya karşı bir savunma aracı idi ancak tutmadı

El Kaide’nin 11 Eylül Terör Saldırısının ardından gerçekleştirilen 2. Irak Savaşı ile birlikte Batı’nın adım adım genişletmeye çalıştığı Orta Doğu paylaşımı karşısında Ankara kendisini korumak için bir çözüm arayışına girmek zorunda idi. Bu amaçla Prof. Dr. Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik yaklaşımları kapsamında geliştirilen Komşularla Sıfır Sorun Siyaseti uygulamaya konulmaya çalışılıyordu. Bu amaçla bir bütün olarak Batı destekli İsrail’e karşı silahlı direnişi örgütleyen bazı Filistinli önderler ile görüşülüyor, Milli Birlik ve Kardeşlik Açılımı sahneleniyor, İsrail ile ticari ve askeri ilişkiler geliştiriliyor, Başkan Bush damgalı BOP’nin uygulanabilirliği konusunda Başbakan Erdoğan da görüşlerini açıkayarak geleceğe daha umutla bakmamıza yardımcı olmaya çalışıyordu.

Hükümet Irak’ta yaşanan şiddeti de Irak’ın fiili olarak üçe bölünmesini de göremiyordu. Öyle ki KDP Başkanı Mesut Barzani’nin de musamahası ile dağılma aşamasındaki PKK başta Kandil Dağı olmak üzere K. Irak’ın Türkiye sınırları boyunca eğitim kampları kuruyordu. O sıralar öğrendiğimize göre Türk Müteahhitler Bağdat’a yerleşen ABD Yönetiminin izni ile 36. Paralelin üstündeki K. Irak’ta kurulan Kürt Bölgesel Yönetiminin her türlü bayındırlık işlerininin inşaası ile uğraşıyor, Türkiye’ye sıcak para akışı sağlanıyordu.

Terör Sorunumuz Musul ve Kerkük Petrollerinden ayrı düşünülemez

Bu süreçte her ne hikmet ise Hükümet yetkilileri Gazze’deki İsrail şiddetini görüyor ise de ne Bağdat’taki şiddeti ne Türkiye'ye yönelik terör saldırılarının eğitim çalışmalarının yapıldığı PKK kamplarını ne de Kerkük Petrollerini ele geçirmek için girişilen sinsi oyunları görebiliyordu. Görse de duysa da görmezden gelmek gibi bir eğilim içerisinde ABD’nin işine karışmak istememek gibi siyasi bir yol izleniyordu, denilebilir. Bir gün çatışmalar durulur, her şey eskisi gibi ‘yağ bal’ olur sanılıyordu.

Gerçekte kimi Hükümet sözcülerinin de açıklamaya çalıştığı gibi PKK terörü uluslararası destekleri ile düşünülmesi gereken bir beladır. Ne ki bana göre PKK örgütlenmesi kaynaklı terör sorunumuz Musul ve Kerkük Petrollerinden ayrı düşünülemez. Bu sorunun içinde belgesellerini de çekmiş olduğum Dicle, Fırat ve Asi su kaynakları ile pek çok HES’nin varlığı da su götürmez bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Korkulur ki son kertede ABD Orta Doğu paylaşımı bakımından bu konuya da bir neşter vuracaktır.

Terör Sorununun çözümü AK Partinin iradesine bağlı

Son üç yıldan bu yana giderek artan PKK terör saldırıları kaynağında kurutulmak yerine savunma içerikli çatışmalar ile durdurulmaya çalışılıyor; hiç kimsenin ‘akan kan üzerinden’ siyaset yapmaması isteniyordu. Sorunun ahlâki boyutu bu olsa da ‘analar ağlamasın, barışalım, uzlaşalım’ denilse de analar, babalar, eşler, çocuklar ile bacılar da ağlıyordu. Her şehit haberini gördüğünde değilse bile bazı haberler karşısında seksenlik anam bile göz yaşlarını tutamıyordu. Katılmış olduğum bazı şehit cenazelerinde de gördüğüm gibi şehit yakınları acılarını içine gömerek sabırlı bir bekleyiş içerisine girmiş bulunuyorlar.

Yıllardan beri neden, niçin, nasıl gibi soruların bir yana bırakılarak; çözüm bekleyen terör sorununun bir an önce bitirilmesi ne büyük beklenti. ABD ile kurulmuş olan siyasi ve askeri anlaşmalar kadar Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan arsındaki yakınlaşmalar da bu beklentinin bir an önce çözüme kavuşturulması umudunu yaygınlaştırmış bulunuyor. Görüştüğüm kimi kişilere göre ‘merhametten maraz hasıl olmuş’ ve çok acı da olsa Türkiye bölünme aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Her şeye rağmen AK Parti bu konuda zaman kaybetmiş olarak görülüyor. Bu bağlamda Salı günü topalacak olan TBMM’de nelerin konuşulacağı kadar ne gibi gerginliklerin yaşanacağı da oldukça önemli.

İsrail’e meydan okumak yerine dengeli ve uzlaşmacı bir siyaset uygulanmalı idi

30 Ocak 2009 Cuma günü Davos’ta ‘One Minute’ çıkışından sonra İsrail ile kurulan ilişkiler gerginleşmiş önce İsrail Büyükelçimizin bir odada engin bir koltuğa oturtulması ve peşinden Mavi Marmara olayları daha dün gibi hatırlarımızdadır. Yıllar boyunca gelişen siyasi, ticari ve askeri ilişkiler en alt düzeyde geliştiğine göre İsrail için Türkiye gözden çıkartılmıştır diye bakabiliriz. Bilindiği gibi İsrail kurulduğunda onu ilk tanıyan Devlet olmak bakımından Arap devletleri Türkiye’ye karşı sürekli bir olumsuz tavır alma yolunu seçmişler, uluslararası boyutlardaki Ermeni olayları ile Kıbrıs olayları konularında tarafsız olmayı tercih etmişlerdir. Son gelişmelere göre İsrail Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunansitan ile ilk olarak köklü bir yakınlaşma sürecine girmiştir. Bu tür gelişmeler uygulanan kimi karanlık siyasetin de birer uzantısı olmasın?

Bir bütün olarak düşünüldüğünde Suriye konumu yönü ile İsrail’in önündeki en büyük engel. Türkiye’nin Şam’da uzlaşma içerisinde bulunabileceği bir yönetim ise Ankara’nın gücü demektir. Batılı ülkelerin özellikle de ABD’nin uzlaşmak ya da karşılıklı çıkar bakımından nice totaliter yönetim biçimi ile kol kola geçinip gittiğini Ankara bilmiyor mu? Bize de yakın olmaları bakımından Kuveyt, B. Arap Emirlikleri, S. Arabistan, Fas ve Ürdün bu tür ülkeler değil mi?

Geleneksel Arap emirlikleri biçiminde yönetilen bu ülkeler için ne Batı Avrupalı ülkeler ne de ABD ‘demokrasi’ dayatmasında bulunmuyor. Oysa Türkiye Batının dayattığı demokrasi egemenliği içerikli Arap Baharı esintisine kapılarak Suriye’de de demokrasi istemeye başlamıştı on sekiz aydan bu yana. Tunus, Libya, Yemen ve Mısır örneklerinden dolayı şerbetli olduğu için Şam’daki totaliter Baas Yönetimine de ver yansın sözlü darbelere sarılmıştı. Bu dış siyasetin arkasında Bakan Davutoğlu ile çok iyi anlaştığı  görülen ABD Dışişleri Bakanı Clinton vardır.

Roma İmparatorluğu’nun mirası parçala ve yönet (divide et impera) siyasetine kurban gitmeyelim

Basında yer alan bazı açıklamalara göre ABD Suriye için yine kendi çıkarına yeni bir yönetim biçimi oluşturmak için kolları sıvamış. Benzer durum 2003 Martı ayında başaltılan 2. Irak Savaşı’nın peşinden Irak topraklarında da uygulanmış olduğu için hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. Bütün bu durumlar Stratejik Derinlik peşindeki Bakan Davutoğlu’nun barışçı yönelimleri yanında siyasal İslam’ın bir başarısı olarak da görülen AK Parti iktidarının Batı karşısındaki hezimetine yol açacak olmasın? Bir başka deyişle Batı iki bin yıldanberi içinde taşıdığı İslam korkusunun öcünü dolaylı yollardan da olsa Roma İmparatorluğu’nun da uyguladığı parçala ve yönet (divide et impera) siyasetine göre yoluna koymaya çalışamaz mı?

Gerçekte sorunun giderek karmaşıklaşması karşısında pek çok soru sorulabilse de çözüm için güçlü bir kadronun çalışması gerektiğinde kuşku yok. Sorunun içerisinde başka hangi açmazlar ile hangi gizli paylaşımlar bulunduğunu bilecek kadar akıllı olmadığım için ancak kimi fotoğraflar ile bazı okumalarım ile yetinmeye çalıştığıdan, kendi çapımda ancak bu kadar yorumlamalarda bulununabiliyorum.

Gelecek yazı: Barzani Batı’ya olan diyet borcunu nasıl ödeyecek?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 984
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster