Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '08

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1355
 

Roman yazmak mı!..

Roman yazmak mı!..
 

180 dakikalık uzun metrajlı bir film çekmeye karar verdiğinizi düşünün. Bu filmin senaryo yazarı, rejisörü ve sanat yönetmeni siz olacaksınız. Zaman ve mekân seçimleri size ait olacak. Filmdeki tüm karakterleri kendiniz yaratacak, kostümlerini kendiniz dikecek, makyör/makyöz kendiniz olacak ve üstelik tüm rolleri de kendiniz oynayacaksınız. Müzik, ışıklandırma, koreografi, suflaj, dublaj, senkronaj vs. hepsi sizin üstünüze yıkılmış olacak. Bunlar yetmezmiş gibi, yapım şirketinin tüm masraflarını da kendi cebinizden karşılayacaksınız. Bütün bunlara karşın, yapacağınız filmin herhangi bir sinemada oynayıp oynamayacağını bilemeden -ve büyük bir risk aldığınızı bile bile- bütün bu zorluklara katlanmayı göze alacaksınız.

Roman yazma işi bu kadarı ile bitse kolay... Olağanüstü bir hafıza gücünüz ve konsantrasyon beceriniz olmalı. Yine film çekimi benzetmesiyle sürdürelim anlatımı: İlk yarım saatini hızla çekebileceğiniz film ilerledikçe, atacağınız adımlar giderek yavaşlayacak; çünkü daha önce hangi sahnede kimin ne söylediğini, ne giydiğini, neler yaptığını, neler plânladığını vs. anımsamanız gerekecek. Renkleri, yüz ifadelerini, ışığın yönünü, karakterlerin alışkanlıklarını, hepsini, her şeyi sahne sahne zihninizde capcanlı tutmaya mecbur kalacaksınız. Veya söylenen her cümleden sonra, daha önce söylenenleri geri dönüp tekrar tekrar, belki yüzlerce kez izleyeceksiniz.

Ve onca alın teri eğer yeni bir dil kurmuşsanız, anlatmak istediklerinizi daha önce kullanılmış üst dillerden daha farklı bir edebî dille anlatmışsanız boşa akmamış olacak.

Film bittiğindeyse, bu kez bittiğinden emin olamayacaksınız. Filmi nadasa bırakacak, birkaç aylığına unutacaksınız. Sonra oturup herhangi biri gibi filmi izleyecek, ilk izleyici siz olacaksınız. Eleştirel bir gözle, sahne sahne kusur arayarak, bulduğunuz her hataya sevinerek, daha başkaları var mı diye endişelenerek... Kötü sahneleri ya tüm ekibi tekrar sete çağırıp yeniden çekeceksiniz ya da silip ağırlıklardan kurtulacaksınız.

Ve son perde kapandığında, şöyle derin bir nefes almayı dahi vakit kaybı sayarak, en usta film eleştirmenlerini aramaya koyulacaksınız. Onlar filmin kopyalarını izlerken, gelecek eleştirileri beklemekten uykularınız kaçacak, ölüp ölüp dirileceksiniz. Ufak bir haber, bir rapor geldiğinde define bulmuş kadar sevinecek, işaret edilen sahneleri derhal değiştirmeye koyulacak ve bunu birkaç hafta veya birkaç ay böylece sürdüreceksiniz.

Gücünüzün tükendiği yerde, “Artık benden bu kadar!” diye haykıracak; fakat daha teriniz soğumadan, filmi nasıl pazarlayacağınıza kafa yormaya başlayacak, filmi, yani basıma hazır olduğuna inandığınız romanı, çoğaltıp bilinen her şirkete birer kopyasını yollayacaksınız!

Sonrası mı?... Ne zaman biteceği belli olmayan bir ödül veya ceza süreci...

Brainstorm, yelda kanca kocabaş bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

harcanarak yazılmış romanları kopyalayarak satışa sunaN emek sömürücülerini de sayarsak cidden çok zor iş... ELİNİZE SAĞLIK.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 03.06.2008 0:42
 

Roman ve senaryo farklı şeylerdir. Senaryo ve çekim senaryosu farklı şeylerdir. Hepsini kendiniz yaptınız diyelim, biraz hesap kitaptan anlıyorsanız, bakanlıktan 50-250.000 YTL para koparırsınız. Batı'da 200 kişinin parayla yapacağı işleri, Türkiye'de bedavaya yapacak 20 kişi muhakkak bulursunuz. Para ham film alımına gider. Daha da uyanıksanız, dijital çeker, o masraftan da kurtulursunuz. (İnsanların ilk filmlerini böyle çektiğini epeyi örnekle biliyorum.) Artık, prodüktör ve film pazarlayıcılarımız da var. Çeneniz kuvvetliyse, akan suları durdurur, onları ikna edersiniz. Sonra da, sinemanın tüm kurallarını ihlal eden 3. Dünya filminiz, festivalden festivale koşar, ödül üstüne ödül alır. (Bunun böyle olduğunun da onlarca örneği var.) 1 filmin parasıyla 200 kitap basılırmış ne gam. Moda sinema ya. Anlayan anlamayan film yapıyor, sonra da 500 kişi seyirci toplayıp, apışıp kalıyor. İş aslen böyle yürüyor, diye yazdım. Aynı şeyi siz de yapacaksanız, tezgahınızı bozmuş olmayayım.

Reha Ülkü 
 09.05.2008 20:28
Cevap :
Çok teşekkür ederim Reha Bey, film konusunda da aydınlanmış oldum sayenizde. Benim asıl anlatmak istediğim roman yazma sürecinin zorluğuydu. Bunu da film yapımcılığı benzetmesi ile yazmak istedim. Katkınız yazıyı zenginleştirdi. Saygıyla... MS  10.05.2008 14:36
 

bilgilerinizin yanısıra tecrübelerinizin de kaleme geldiği bir yazı okudum gibime geldi... doğru mu acaba? şu yüzden soruyorum: ne kadar yazmış olduğunuz kitaplarınız içerik olarak başka bir kategoriye ait olsalar da, her kitabın, konusu ve kategorisi ne olursa olsun, yazınızda belirttiğiniz gibi romanın oluşum ruhuna benzer bir ruhu yok mu? ben şu ana kadar mesleğim icabı üniversitede yazdığım oldukça kapsamlı ilmî yazılarımdan edindiğim tecrübelere dayanarak konuşacak olursam, kendimi yazınızın birçok satırında yeniden buldum diyebilirim... tamam, kahramanlarım farklı, setim farklı, diyaloglarım, monologlarım, prologlarım farklı, ama ‘birinci sayfada yazdığını, kitabın bilmem kaçıncı sayfasında da unutmadan yazabilmek’ konusu fazlasıyla tanıdık... bilimsel yazıları elbette edebî yazılarla bir tutamayız... ama salt bilimsel denilen birçok eserin inanılmaz derin edebî boyutu olduğu düşüncesindeyim... tabiî bu durumun tersi de mümkün... bu konudaki düşüncelerinizden birkaçını paylaşırs

Brainstorm 
 06.05.2008 18:33
Cevap :
Uzun ve değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Evet, siz beni anladınız, ben de sizi anlıyorum. Üç bilimsel araştırma kitabı, bir deneme ve bir de bilimkurgu yazarken hissettiklerim ve deneyimlerin aynen blogda yansıttığım gibiydi. Sanıyorum yazma serüveni her tür için aynı; fakat öykü, roman, tiyatro ve şiir için ayrıca farklı bir dil kurmak gerekiyor. Selamla, saygıyla... MS  06.05.2008 20:21
 

Hocam yine döktürmüşsünüz...Harika bir benzetme yapmışsınız. Gerçekten romanlar insanı dehşete düşürecek kadar harika şeyler. Bir romanın yaratım süreci benim de hep zihnimi bulandırmış, bende hayranlık uyandırmıştır. Yazmak zaten akıl karı değil, romancılık hepten delilik... Bir gün delirmeyi ümit ediyorum:) Saygılar hocam...

yelda kanca kocabaş 
 05.05.2008 13:46
Cevap :
Hiç bulaşma derim Sevgili Yelda! Yazık değil mi sana! :-)  05.05.2008 18:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 3492
Toplam mesaj
: 296
Ort. okunma sayısı
: 2830
Kayıt tarihi
: 05.05.07
 
 

İngilizce öğretmeniyim, çevirmenim, dilmaçım, araştırmacıyım. / Beş kitabım var: Beynin Kimliği, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster