Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Efsane FB 1907 Baterist Metin

http://blog.milliyet.com.tr/efsanefb1907

10 Ocak '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1506
 

Romantik Aşk Deyince...

Romantik Aşk Deyince...
 


Oldukça modern aşk sınıflandırmalarının yanında, bir de çok daha eski fakat hâlâ kullanılan ve önemini hiç yitirmeyen bir ayrım vardır... Gerçekçi aşk ve romantik aşk. Gerçekçi aşk sözüyle kastedilen şey biraz belirsiz ve bulanıktır. Sanırım bununla, insanların birbirlerinden ne istediklerini iyi bildikleri, aşkın yanında cinsel doyuma, rahatlığa, eşler arası uyuma ve maddi olanaklara da yer ayıran bir ilişki türü anlatılmak istenmektedir. Daha genel olarak, gerçekçi aşk, karasevdanın karşıtı olarak da düşünülebilir.


Romantik aşk ise, daha ziyâde Batı'ya özgü bir tutum olarak ortaya çıkmıştır. Doğu toplumlarına çok sonradan, Batı'nın etkisiyle girmiş bir kavramdır. Türkiye'ye ilk olarak Tanzimat edebiyatıyla, Halit Ziya Uşaklıgil'in romanlarıyla beraber girmiştir. Romantik aşkta kastedilen, erkeğin eşini kazanabilmek adına bir yığın kahramanlık yaptığı, erkekle kadın arasındaki erotizmin çok ağır ağır belirdiği ve derece derece yükseldiği, cinsel birleşmenin belki de hiç yeralmadığı bir ilişki türüdür.


Orta Çağ şövalyelerinin bakire kızlara, evli kadınlara, hâttâ hiç bir zaman bir erkekle yatamayacak olan rahibelere duydukları aşk, bunun en klasik örneğidir. Daha genel olarak, romantik aşk, erkeğin kadını kendine çekebilmek için yerine getirmek zorunda olduğu bir dizi törensel eylem ve davranış olarak tanımlanabilir. "Flört" de bunun günümüze uzanmış bir şeklidir.


Törensel davranışların insan yaşamında önemli bir yeri olduğu yadsınamaz tabii. Törensellik ve şatafat, insan edimlerine anlam kazandırır, durumun ciddiyetine uygun bir havanın yaratılmasını sağlar. Üstelik, bu tarz davranışların bir çoğu da kendi başına zevkli ve okşayıcıdır. Lâkin törensel davranışlar zamanla içi boş kalıplara, formalitelere dönüşebilir. Bilhassa insanların bu davranışları kendileri yaratmayıp, kendi kültür ve geçmişlerinden miras aldıklarında bu böyle olur.


Bu tür aşkın kaynakları Orta Çağ Avrupası'nda yatar. O tarihlerde henüz yaşam kaba ve gaddarken ve cinsel doyum da sadece erkeklerin kaba güç yoluyla elde ettikleri bir özgürlükken, Avrupa aristokrasisinde yeni bir eğilim belirir. Erkekler bir başkasının karısını kendilerine sevgili seçme ve ona "kur yapma" yoluna giderler...


Bu ilişkide soylu aşık, seçtiği kadına çiçek göndermekte, şiir yazmakta, onun için müzik bestelemekte ve çalmakta, yarışmalarda sevdiği kadının renklerini taşımaktadır. Aşık, sevgilisine olan aşkını dile getirebilmekte, fakat hiç bir zaman fiziksel doyum elde etmeye kalkışmamaktadır. Kadın, kaba cinsellikle kirletilemeyecek kadar yüksek, tanrısal bir yaratıktır çünkü burada. Sevgili için ölünebilmekte, lâkin ona kesinlikle el sürülmemektedir. Cinsellik çok az, o da ancak aşık şövalye kendini mahvetmeye karar verdiği zaman sözkonusu olabilmektedir.


Daha sonra, modern zamanlara yaklaşıldıkça, büyük aşklar da cinsel birleşmeyle sonuçlanmaya başlamışsa da, romantik aşkı tanımlayan şey, ilk tanışmayla cinsel doyum arasındaki sürenin uzunluğu ve çetrefilliği olarak kalmıştır.


Erkeğin kadına karşı aşırı bir incelik ve nezâket göstermesi, kur yapması, çok yakın zamanlara kadar geçerliliğini korumuştur. Fakat günümüzde gençler bunun gereksiz ve çağdışı bir tutum olduğunu düşünmektedirler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1907
Toplam yorum
: 4304
Toplam mesaj
: 437
Ort. okunma sayısı
: 2906
Kayıt tarihi
: 28.07.07
 
 

03 Şubat 1967 İstanbul doğumlu, romantik bir müzisyenim işte... Müzik, bateri, spor, Fenerbahçe, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster