Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
636
 

Romantizm, idealizm ve gerçekçilik

Romantizm, idealizm ve gerçekçilik
 

Bir kişinin romantik hayali, onun bu romantizmi yaşaması için birilerinin sefil olmasını gerektirir. Her kız prenses olmayı hayal eder ama, prenses prenses olabilmek için, en az 30 hizmetçiye ihtiyaç duyar. Piramitlerin tepesinde güneşin batışını izlemek romantik olmakla birlikte, o piramitlerin yapımı için, kırbaç altında ölecek binlerce köle bulmak lazımdır.

Daha önce Rastlantısal düşünceler 1 yazımda da bahsettiğim gibi gösterilen ve işaret edilen, birbirinden farklı olabilirler. Sosyal kalıplar ve tarafsız gerçeklik, aynı şeyi,  değişik şekilde algılayabilirler. Bu farklı algılama, tercüme sırasında yaşanan anlam kaymaları gibidir. Anlam kaymasının en yoğun olarak yaşandığı yerlerden biri de, cinselliktir.

Olayı temelinden ele alırsak cinsellik, türün yeni elemanlarını ortaya çıkarmak için gerçekleştirilen eylemdir. Yaşadığımız dünyadaki en karmaşık prosedürler, bu eylemi gerçekleştirmek için uygulanır. Çiftleşme dönemi geldiğinde her cinsin erkeği dişisine kur yapar ve o türün en seçkin bireyi olduğunu kanıtlamaya çalışır. Dans eder, sesler çıkarır, vücudunun güzelliğini gösterir ve en önemlisi, rüşvet olarak yemek sunar.

Bu konudaki en önemli farklılık, insanların cinselliği yaşarken, belirli kızışma dönemlerini bekleme zorunluluğu olmamasıdır. İçgüdü baskısının yanında, büyük haz vermesi, çiftleşmeye, türün bir bireyini meydana getirmek dışında eğlence hatta statü göstergesi olma özelliğini kazandırmıştır. Doğada kısa süreli flörtler şeklinde gerçekleşen karşı cinsi elde etme gösterisi, insan hayatının büyük bir kısmını kaplar hale gelmiştir. Bu çiftleşme seremonilerinde en tutulan tarz ise, romantizmdir.

İşte size küçük ama mükemmel bir örnek. Fotoğrafını gördüğünüz anın her dildeki anlamı, “romantik akşam yemeği”dir. Burada gördüğümüz son derece masum, örnek bir çift. Görüntüyü izleyen herkeste imrenme hissi yaratıyorlar. Hayatlarında karıncayı incitmekten çekinen, toplumun iğrenmelerini söylediği şeylerden iğrenen, hoşlanmasını söylediği şeylerden hoşlanan, modern toplumun ideal çifti. Şimdi isterseniz bu resmi, bir de toplumun bize dayattığı kalıplara uymadan, tarafsızca incelemeye çalışalım.

Heteroseksüel çift, birbirlerine olan sevgilerini göstermeye ve ilgilerinin devam ettiğini kanıtlamaya çalışıyor. Bu sahnede daha çok erkek, dişiye sevgisi ve ilgisini göstermeye çalışıyor, çünkü tek başına ya da bir başka erkek arkadaşıyla mum ışığında yemek yiyen heteroseksüel bir erkeğe rastlamak pek olası değildir.

Erkek, dişi ile çiftleşmek istediğini kanıtlamak ve onun için yapabileceklerini göstermek amacıyla onun istediği türde yemek sunuyor. Bu, erkeğe, normal yemeğe göre daha pahalıya mal olan yemeğin nedeni, dişinin, erkeğin çiftleşmeye razı etmek için yapacağı dansı kusursuz gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini görmek istemesidir.

Bununla birlikte dişi de, bu seremoniye uygun şekilde gelmiştir. Üzerinde ipek böceklerinin canlı canlı kaynar suya atılarak öldürülmeleriyle elde edilmiş mükemmel bir ipek bluz var.  Kendi doğal sınırlarında yaşayan ve insanlarla pek az ilişkisi bulunan bay timsah bayanın çantasında yerini almış, Afrika’da beyaz adamların kışkırttığı kabilelerin onların verdiği silahlarla birbirlerini öldürürken daha rahat ve ucuza çıkartılan elmaslardan bir kaçı bu güzelliğini taçlandırmış. Çocuk işçilerin öldürülesiye çalıştırıldığı uzak doğu fabrikalarında özenle dokunan masa örtüsü ambiyansı tamamlıyor. Dişi, evden çıkarken bebek ceninlerinden elde edilen gençleştirici kremini sürmeyi ihmal etmemiş tabi ki. Az sonra erkeğini şehvetle öpeceği dudaklarında, solucanların kayganlaştırıcı sıvısı kullanılarak elde edilmiş, doğru kimyasallar elde edilene kadar binlerce tavşanın hayatına mal olmuş mükemmel bir ruj var.

Başkası tarafından avlanmış bir hayvanın cesedinin lezzetli parçaları, dişiye, çiftleşme rüşveti olarak sunuluyor. Doğa belgesellerinden en büyük farkı, parçaların dişler tarafından değil, çelikten mamul kusursuz bıçaklarla ayrılmış olmasıdır.

Yemek devam ediyor. İneğin mide özsuyunun sütle mayalanması sonucu ortaya çıkan peynir, etin üzerinde özenle eritilmiş. Çiftimiz, en eski afrodizyaklardan biri olarak bilinen arı kusmuğu ya da genel tabirle bal ile gerçekleştirilen bir tatlıyla yemeklerini bitirecekler ve belki de üzerine Paradoxurus tarafından imal edilen Kopi Luwak kahve içerek – ki bu da bir kemirgenin dışkısından toplanan dünyanın en değerli kahvesidir – çiftleşme dansının ilk kısmını tamamlayacaklar.

Böyle anlatılınca, toplumun ideal dediği kavramlarla çatışan pek çok şey görüyoruz, değil mi? Malesef öyle. Esas yemek, bir memelinin cesedinin özenle damak tadına uygun getirilmiş haliydi. Bu iticiliği hayatlarından uzaklaştırmak için et yememeye özen gösteren, hayatlarını idealize eden bir grup da var; Vejetaryenler.

Onlar et yemeyerek, hayvan cesetleriyle aralarında kurulacak bağdan kurtulurlar. Hayvanların katline göz yummak istemediklerini, bir cesedi parçalayarak yemenin onları rahatsız ettiğini söylerler. Güzel, buraya kadar mantıkta bir problem yok. Özellikle de vejetaryenlerimiz herhangi bir deri giysi ya da aksesuar kullanmadıkları sürece. Eğer kullanırlarsa, et yiyenlerden bile kötü bir duruma düşmeleri kaçınılmaz çünkü sadece yan ürün için bir katliama göz yumuyorlar demektir. Deri yerine plastik kullandıklarında ise bir değil, aynı anda milyonlarca canlının ölmesine sebep olan petrol atıklarına sebebiyet veriyorlar.

Peki vejetaryenlerimizin çok sevdiği bitkiler cansız mıdır? Pek tabi ki hayır. Acı çekerler mi? Çekmezler. Mi? Belki de vejetaryenlerin bu rahatlığı bitkilerin çığlıklarının bizim duyamayacağımız frekansta olmasından kaynaklanmaktadır. Yiyorum; çünkü çığlıklarını duymuyorum. Oysa bitkilerin çığlıkları kimyasaldır ve şu anda bir çok deneysel araştırmada ses dalgalarına çevrilmiştir. Kimyasal dalgalanmalardaki yükselme ve alçalmalar aynen çığlığa uymaktadır.

Kalıplarla idealize olmak, toplumda kalmanın ideal ölçüsüdür. Yanlışlıkla üzerindeki “toplumsal kabul” damgalı nikelajı biraz kaldırdınız mı, altından çıkan şey çok rahatsız edici olabilir.

www.diflek.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yaşam varlıkların belli bir sistematik çerçevesinde gelişip daha üst seviyede yaşam biçimine geçmekten başka bir şey olmayan evrime dayalı bir süreç olmasaydı ne bizler et ve bitki yiyebilirdik ne de ot obur hayvanlar bitki yerlerdi. Ağaç bile su ve topraktaki çeşitli mineralleri yiyerek, içerek büyümüyor mu? Eğer varlıklar kendilerini geliştirebilecekleri bir şekilde kurgulanmış olmasalardı varlığına kavuşan ilk madde olan hidrojen atomu da bugün hala hidrojen atomu olarak kalır ve kendisinden sonra türeyen diğer atomlara dönüşemezdi. Netice olarak yaşam daima bir beslenme kurgulamışsa bize de başka seçenek kalmıyor demektir. İnekler ve koyunlar canlı bitkileri yiyerek varlıklarını sürdürüyorlarsa biz insanların da vejeteryan olmamız için hiç bir neden yok demektir. Kısacası romantik akşam yemeklerinde ette yiyelim, otta ve ne yersek yiyelim yanında bir kadeh kırmızı şarap olmasına da dikkat edelim, derim ben naçizane. Siz isterseniz su veya başka bir şeyde içebilirsiniz. Selamlar

Matilla 
 04.10.2011 19:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1533
Kayıt tarihi
: 01.06.11
 
 

Olduğu gibi kabullenmek yerine "neden" sorusunu sormayı yeğlerim. 25 seneye yakındır senaryo çalışma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster