Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Temmuz '17

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1119
 

Romanya'ya dair ilk izlenimler

Romanya'ya dair ilk izlenimler
 

Romanya denince Karpatlar ve Karpatların Maradonası Hagi akla gelir.  En azından benim aklıma kriz zamanında ülkemize sığınan Romenler, Çavuşesku’yu hatırlardım.

Aslında bir ülkeye gitmeden önce o ülke hakkında birkaç kitap okumak, gezinin ve diğer faaliyetlerin güzel geçmesi açısından faydalı oluyor. Tavsiye ederim.

Romanya’ya bir kez daha gidebilir miyim bilmiyorum ama ilk kez Romanya’ya gidişimde ben ve yanımdaki arkadaşların önüne geçen ve bizi yok sayan insanlar gördük. Gerçekten gelen giden hemen herkes önümüze geçti ve bizi yok saydılar. Ülkenin adetlerini bilmediğimizden, “bekle gör” politikasının en uygun davranış şekli olacağına hükmederek sıramızın gelmesini, daha doğrusu Romenlerin tamamının pasaport kontrolüne girip işini bitirmesini bekledik. Nihayet sıramız geldi ve biz de pasaport kontrolüne girdik. Ve Romanya’nın başkenti Brüksel’deyiz.

İstanbul’dan yaklaşık bir saat kadar uçak yolculuğuyla vardığımız Romanya’nın nüfusu yirmi bir milyon civarındaymış.

Doğu Avrupa’daki tüm ülkelerin kaderi gibi onlar da diğerleriyle aynı kaderi paylaşmış ve yerel üreticilerin battığı ülkede işletmeler Almanların kontrolüne geçmiş. Avrupa Birliği Alman-Fransız ortaklığı idi. Diğerlerinin aslında pek bir rolü yok. Ne de olsa ihracat fazlası, üretim, teknoloji Kuzey Avrupa ülkeleri ile Almanya, Fransa ve ilk sömürge imparatorluğuna imza atan Hollanda’nın dışında kalanlara sistem çiftçilik ve tarımsal üretimi destekleme ve Alman fabrikalarında Almanya’ya gitmeksizin çalışabilme imkânı sağlamış. Yerel firmalar teknolojik anlamda AB kriterlerini taşıyamadığından ülkelerin bilgi birikimleri ve üretim deneyimleri de bir anda vasıfsız işçilik hizmetine dönüşmüş. Ne beklenirdi ki; Ne yani Almanlar aptal mı ki de kendi ülkelerinde sabahın dördünde işe gidecekler ve biriktirdikleriyle kendilerine ebedi düşman Doğu Avrupa ülkelerini doyuracaklar. Güzel hayal. Kardeşin kardeşinin karnını doyurmadığı, çalışmayan kişiye o gün yemek verilmemeli diyen, insanı mutlaka çalışmaya sevk etmeli diyen anlayıştan Romenlerin karnını doyurmaları beklenebilir mi?

Avrupa’da küçük devletlerin tamamına yakının sıradan cahil insanları veya az eğitimli insanlarının gözünde olumsuz Osmanlı algısı üzerine ve Osmanlılara karşı kazanılan savaşlar ve zaferler ülkelerine sözde kimlik kazandırmışken, Osmanlı ve Müslüman Türkler bu bölgelere akınlar yapmasalardı sözde kahramanlıklarını, devlet felsefelerini hangi değerler üzerine oturtacaklarını doğrusu anlamakta zorlanıyorum.

Bu bölgeler, tarih boyu akınların yolu üzerinde olmuş bilinen tarihlerde Avarlar, Bulgarlar, Romalılar, Hunlar, Macarlar, İskitler, Tatarların yolu üzerinde olmuş. Daha sonra Fransız orduları Rusya’yı işgale kalkıştığında Fransız orduları, Alman orduları, Sovyet ordularının ayaklarının altında kalan bölgeden bir yerel kahraman ise Fatih Sultan Mehmet Han ile aynı zamanda İstanbul’da olan kardeşi Osmanlı ordusunda komutan iken, kendisi Türk elçilerine zulmeden Kont DRAKULA. Evet, şu vampir olan!

Bir Türk olarak tabi ki bir Romen’in neden böyle kimlik oluşturmaya çalıştığını anlayamıyoruz ancak Avrupa’daki insanların gözünde, zihinlerinde belleklerinde daima olumsuz bir Türk ve Müslüman imajı belleklerine kazınmış.

Avrupa’da günün birinde özellikle Türkler için kilisenin emir vermesi halinde şu modern çağda bile kana susamış Drakula’nın torunlarının oluk oluk masum Türk kanı akıtmakta tereddüt edeceğini sanmıyorum. Bilinenin aksine Avrupa’nın hemen her ülkesi halen çok bağnaz ve sıradan halk da bir o kadar cahil.  Dayanaksız, mesnetsiz olduğu düşünülebilen bu satırlarda yazılanların gerçekleşmesi için birkaç terör eylemi yeter de artar bile.

Avrupa’da gittiğim ülkeler açısından en fakiri denilebilecek bu ülkenin dini Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebine mensup.

Avrupa’yı bilenler bilir. Zenginlik sıralamasında Yahudiler ve Protesatanlar ve de hatta ateist toplumlar kişi başı gelir sıralamasında en üst sırasını alırken, Katolikler bu ülkelerden sonra gelirken en fakir ülkeler Avrupa’da Ortodokslardır. Avrupa tarihini bilenler, Protestan toplumların ilk sanayi devrimini gerçekleştiren, koloni sahibi ülkeler olduklarını bilirler ve bu ülkelerin başında İngiltere ve Hollanda gelir. Hatta şu anda dahi söz konusu ülkelerin başında anılan İngiltere’nin Cebelitarık, Kıbrıs gibi yerleri tuttuğu ve yüklerce uçak ve savaş gemisini söz konusu bölgede tuttuğu bilindiğine göre; silahlar tehdit amacıyla kullanılan ve emperyalizmin vurucu gücü olduğuna göre halen hesaplar ülkemiz üzerinde devam ediyor olduğunu biliyoruz da söz konusu ülkelerin dahi birbirleriyle hesaplarının olduğunu anlayabiliyoruz.

Ülkede gelir dağılımı iyice bozulmuş, Avrupa Birliğinden gelen fonlar yağmalanmış ve hükümet istifa etmiş ve ne zaman yeni hükümetin işbaşına geleceği ise bilinmiyor.

Ülkede ise Ortodoks ve Avrupa’nın şımarık çocuğu olarak adlandırılan Yunanistan’ın başına gelenlerin çok yakında Romanya’nın da başına gelmesi çok büyük ihtimal olarak görünüyor.

İnsanlık tarihinin başka bir dramının yaşandığı günümüzde Afrika’nın yaşadığı imkânsızlıkları yaşmasa da Avrupa’da özellikle eski doğu bloku ülkelerinin yaşadığını görebiliyoruz. İşin ilginci kendi içinde dış destekli ur ve kangrenler ve sömürge valileriyle boğuşan İslam ve Türk Dünyasının sıradan halka düşman olarak yutturulması ne acıdır?

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1978
Toplam yorum
: 306
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 167
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster