Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
684
 

Röntgende Görünmeyenler!

Röntgende Görünmeyenler!
 

‘’Karşılıklı sevgi aşkı, platonik sevgi insanı öldürür.’’ BOB MARLEY


Aynanın karşısında son kez kendine baktı. Her şey tamamdı. Duşunu almış, tıraşını olmuş, parfümünü sıkmıştı. Abisinin düğününde aldığı takım elbisesini de giymişti fakat kravatını bağlamayı beceremediği için kravatı takmadı. Takım elbisesi biraz sıkmıştı ama başka seçeneği yoktu. Bugüne kadar düğünden düğüne lazım olmuştu zaten. Hazırlığı bitince annesine seslendi ve birlikte evden ayrıldılar.

Yolda kısalan her mesafe heyecanını daha da katmerliyordu. Bu ay sevdiği kadınla üçüncü buluşması olacaktı. Saat 10:30’da randevuları vardı. ‘’Acaba bugün gönderdiğim çiçeği teslim aldı mı?’’ diye geçirdi içinden. Bugüne kadar gönderdiği tüm çiçekleri çalıştığı çiçekçi dükkânın da kendisi hazırlamıştı. Uzun uzun uğraşır; çiçek düzenleme sanatındaki yeteneklerini sergilerdi. Güller, papatyalar, lisyantuslar, lilyumlar, orkideler adeta birbiriyle yarışan mankenlere benzerdi. Tüm hayatını adadığı çiçeklerinden şaheserler meydana getirirdi. ‘’Beğeniyor mu acaba çiçekleri mi?’’ diye sordu kendince.

Randevulaştıkları yere gelmiş, annesiyle beraber bekleme salonunda beklemeye başlamışlardı. Geçen her saniye terlediğini farkediyor bu duruma çok sinir oluyordu. Avuç içleri daha da terliyor; kendi üzerine silemediği için oturduğu koltuğun kumaş bölümlerine sürüyordu. Kalp ritmi hızlanmış, ateşinin yükseldiğini hissediyordu. Sevdiğini görecek olmanın mutluluğu ve stresi birbirine karışmıştı. Durmadan bacaklarını sağa sola sallıyor, elini kolunu istemsizce aşağı yukarı hareket ettiriyordu. Hareketlerinden rahatsız olan annesi: ‘’Oğlum iyi misin? İnşallah bu sefer bir sonuç alırız.’’ diye seslendi. Annesinin sorusunu duymadı bile, kalkıp tuvalete gitti. Duvarda aslı duran kâğıt havludan bir miktar çekip avuç içlerini sildi. Ceketinin iç cebinden kalem parfümünü çıkarıp üzerine sıktı. Aynaya baktı: ‘’Sakin ol! Sakin ol!’’ diyerek yüksek tonda bağırdı aynadaki görüntüsüne.

Bekleme salonuna bakan kapılardan biri açıldı, beyaz önlüklü bir bayan salonda oturanlara seslendi : ’’Lemi Bey!’’

Lemi hızla yerinden kalktı ve odaya yöneldi. Heyecandan elleri titriyor, bakışları bulanıyordu. Odaya girdiğinde hızlıca odaya göz gezdirdi. Geçen hafta gönderdiği aranjmanlar ve saksı çiçekleri odanın bir köşesinde, dün gece geç vakitlere kadar hazırladığı teraryum sevdiği kadının oturduğu masanın sol köşesinde duruyordu. ‘’Demek ki beğendi bugünkü hediyesini’’ diye düşündü ağzından yanaklarına süzülen bir tebessümle. Sonra sevdiği kadına baktı gözleri, sadece bakmadı; gördü onu. Gözleri değil, beyni, damarları, kalbi, derisi, her bir hücresi gördü onu. Ayakuçlarından bir saka kuşu kanatlandı ruhunun içinde, her bir hücresine kanat değdirip, her bir dokusunun selamını yüklenip gözlerinden dışarı süzüldü. Lemi’nin gözlerinden, sevdiği kadının gözlerine doğru kanat çırptı…  Zaman durmuştu adeta, geçen mikro saniyeler günlere, saliseler aylara evrilmişti. ‘’Hep böyle kalalım.’’ Dedi içinden. Zaman dolmuştu. Bindiği büyülü fayton kabağa dönüşüvermişti. Sevdiği kadının sesi ise gördüğü rüyadan uyandırdı onu :

‘’Lemi Bey hoş geldiniz. Sizden istediğim tetkik sonuçları elime ulaştı. Bu sonuçlardan da görüyorum ki bir rahatsızlığınız gözükmüyor. EKG, ekokardiyografi, kan basıncı holteri ve son olarak damar röntgeni… Benim yapabileceğim her şeyi yaptım. Dilerseniz başka bir bölüme sevk edelim orada arasınlar sorunun ne olduğunu. Bana bir daha gelmenize gerek yok.’’ Dedi doktor hanım. Lemi gözlerini dikmiş, aşkla sevdiği kadının kendine seslenişini dinliyordu. Neler söylediğini anlamıyordu. O an tek düşüncesi, sevdiği kadının rujlu dudaklarından çıkan kadife sesini kulaklarından buyur edip, kalbinde misafir etmekti.

‘’Keşke size açılabilsem, gönül kayığımın sizin okyanuslarınızda fırtınalarınıza yem olmayacağından emin olabilsem. Bana bir daha gelmenize gerek yok dediniz ya doktor hanım, keşke gitmenize gerek yok deseydiniz. Beraber aramaya devam edelim dertlerinizin dermanını deseydiniz.  Benim derdimin dermanının sizin kadife sesiniz, okyanus gözleriniz olduğunu bilseydiniz. Ben sizi görmezden gelirim ama, yüreğim selamı kesmiyor.’’ diyemedi Lemi… İçinden geçirdiklerini ses tellerinde yoğurup dışarı atamadı. Boğazının ortasında eritip içine akıttı.

‘’Lemi Bey iyi misiniz? Cevap vermediniz.’’ ‘’Kalbim acıyor. Röntgende de göremediniz demek.’’ dedi Lemi. ‘’Durumu anlattım size Lemi Bey… Çıkabilirsiniz.’’ dedi doktor hanım.

Lemi çoktan kök salmıştı oturduğu koltuğa, kökleri yeraltına inip doktor hanımın tüm vücudunu sarmıştı. Nasıl kalkabilirdi ki, nasıl ayrılabilirdi o odadan, nasıl ayırabilirdi gözlerini köprü kurduğu sevdiğinin gözlerinden. Eline aldığı baltayla tek tek kesti köklerini, terk etti kurumaya, nefessiz kaldığını hissetti. Direnmedi daha fazla. Kalktı oturduğu koltuktan ve kapıya yöneldi. Tam çıkacakken doktor hanıma döndü: ‘’Ne kadar güzel, ne kadar özel çiçekler bunlar doktor hanım. Çok şanslısınız.’’ Doktor hanımın yanaklarında tatlı bir heyecan zuhur etti, gamzeleri belirdi. Kimlerin gönderebileceğini aklından geçirirken cevap verdi: ‘’Teşekkürler, güle güle…’’

Lemi dışarı çıktığında annesi merakla sordu: ‘’Ne oldu oğlum yine mi bir şey çıkmadı sonuçlardan?’’ ‘’Hayır anne çıkmadı, gidelim artık.’’ ‘’Peki, ne olacakmış?’’ Lemi’nin göz bebeklerinde oluşan titreme sonunda göz kapaklarının içine doluşan ıslaklık yanağından süzülmeye başladı. Annesine döndü ve cevaben :

‘’Alışacakmışım anne… Alışacakmışım!’’

Aradan geçen iki günün ardından doktor hanım sabah odasına girdiğinde masasının üstünde bir teraryum daha buldu. Özenle düzenlenmiş, özenle süslenmişti. Teraryumun içine monte edilmiş minik bank üzerine kazınmış yazıyı fark etti ve okudu:

‘’Karşılıklı sevgi aşkı, platonik sevgi insanı öldürür.’’

Saygıyla... 31 Ağustos 2018 - Denizli / Özkan SARI

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tebessüm ile hüznü nasılda iç içe geçirmişsiniz. Öyküleriniz gerçek mi kurgu mu anlamakta zorlanıyorum. Bu öykünüzün çokta güzel kısa tiyatral gösterisi olur. Belki bizim tiyatro topluluğunda canlandırabiliriz, sizide davet ederiz nasıl olur. Sevgiler.

Hale Kanık 
 22.11.2018 0:05
Cevap :
Çok güzel olur Hale Hanım. Teşekkürler. Saygıyla...  22.11.2018 9:49
 

Müthiş güzel bir hikaye okudum

Kerim Korkut 
 09.09.2018 18:07
Cevap :
Ben de samimi bir yorum okudum. Teşekkürler... Saygıyla...  10.09.2018 1:17
 

Günaydın..Sizi okuyunca hep bir anı gelip takılıyor aklıma.Üniversitede son sınıftayım. Cerrahi stajı..Okul bitti bitecek,bir boşluk hissi,buruk bir sevinç,hekimlik gibi sorumluluk isteyen bir mesleğin ömür boyu taşınacak ağırlığı,gitmek ama nereye..Dalmışımdır kesin bunları düşünmeye.. Tabi stajlarda böyle dalmaya fırsat yokta ameliyathanede bazen kapı nöbeti tuttururlardı, öyle bir gün. Yaşlı bir amca geldi.Şöyle birden bitmiş gibi ak sakallı ak saçlı nur yüzlü bir ihtiyar. ''Kızım dedi,ben Dr.Ferit'i arıyorum.'' Dr. Ferit diye biri yok bizde. Aklıma hemen yeşil gözlü Tarık Akan geldi :) ''Ah be amca dedim. Ne gezer,bulursan bana da haber et.'' Amca baktı tatlı tatlı gitti. O zamanlardan belliydi bir gariplik vardı bende :) Doktormuş, oymuş,buymuş ne önemi var. İnsan olsun. Ben bulamadım gönlüme göre..Bulanlara selam olsun :)

SAYHAN 
 06.09.2018 9:59
Cevap :
Anınıza gülmemek elde değil. Ezgi Mola'nın ''Kocan kadar konuş'' filmi vardı hatırlarsanız. Orada yaşadığı her olayda hayallere dalar, hayal gücünün sonsuzluğu içerisinde kurgulardı hemen olayları. Bir an o anki halinizi getirdim gözümün önüne, ak sakallı amca yaklaşır ve sorar: ''Kızım,ben doktor Ferit'i arıyorum.'' Sizin hayal gücünüz kurguya başlar o arada, ameliyathane kapısı açılır ve uzun boyu, yeşil gözleriyle üzerinde beyaz önlüğü Tarık Akan çıkar kapıdan. Size doğru yaklaşır ve ''Buyurun beyefendi, ben Dr.Tarık'' der. :)) Sonra bir hastane anonsuyla buhar oluverir hayaller. Buhar olmayacak hayalleriniz olsun inşallah. Saygıyla...   06.09.2018 18:39
 

:) Çok tatlı bir öykü. Akıcı, hiç bir falso yok tam kararında. Gelelim konuya:) Bir hekim için zor bir durum. Vazife başında bir hasta bedeniyle, ruhuyla, duygularıyla bir hekime emanettir. Aşkından ölse de onu sadece hasta olarak görür. Ama üzerinden o önlüğü çıkarıp hayata karıştığı vakit hangi kadın temiz, içten bir duyguya kayıtsız kalabilir ki! Bence umudunu kırmasın Lemi Bey. Sevgiler..

SAYHAN 
 01.09.2018 0:56
Cevap :
Ah Lemi! Sakin bedeni içindeki ruhunda fırtınalar kopmakta, korkmakta... Bunca yaşına kadar içinde yer aldığı her sosyal toplulukta hissettiği baskıcı kültür kendisi olmasına izin vermemekte. Aslında olacakları önceden sezmekte ve zihninde yaşadıklarını gerçekte yaşamak istememekte. Doktor hanıma kendini yakıştıramamakta ve cevabını bilmekte, yine de çok uzağında olmak istese de bir o kadar da yakınında olmak istemekte. Ya doktor hanım? Kendine gelen her çiçekte mutlu olmakta, gelen çiçeklerin sıradan olmayıp uzun bir emeğin sonucu ortaya çıktığını bildiğinden daha da bir içi ısınmakta yollayan kişiye... Tahmin etmekte aslında kimin yolladığını; ya psikiyatri bölümünden Doktor Kemal ya da kadın doğumdan Doktor Semih. Ve beklemekte artık ikisinden birinin artık sürprizleri bırakıp aşk-ı ilan etmelerini. Doktor Kemal ve Semih uyurken, gece yarısı şehrin diğer ucunda biri sanatını icra etmekte... Ve hala elleri titremekte...   02.09.2018 23:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 106
Toplam yorum
: 337
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2934
Kayıt tarihi
: 05.09.15
 
 

Kalın Sağlıcakla... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster