Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '15

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
733
 

Ruh-Madde-Kuantum

RUH  -  MADDE  -  KUANTUM

Yazan: Uçar Demirkan

Başlangıçta zaman ve mekandan münezzeh-zaman ve mekan dışı-amorf madde vardı. Doğrusu;  bizim zaman ve mekan kavramlarımızla algılayamadığımız bir amorf madde vardı ve halen de vardır.

Bu;  madde yaratma yeteneği bulunan amorf maddeye Kızılderililer Manitu, Vikingler Odin, Türkler ise Tengri(Tanrı) demişlerdir. Bu maddeyi  anarken  yüzlerini gökyüzüne dönmüşlerdir.

Çünkü amorf madde oradadır  ve  halen vardır.

Amorf madde;  bizim sonradan Big Bang diye adlandırdığımız bir olayla patladı.

Başlangıçta;  bu amorf madde  atom altı parçacıkları oluşturdu ve halen de tüm uzayı bu atom altı parçacıklar kaplamış ve doldurmuş bulunmaktadır.  Atom altı parçacıkların oluşması süreci de sürmektedir ve hep sürecektir. Bu atom altı parçacıklar; madde ve anti madde ya da ak madde- kara madde durumunda uzayda yüzüp gezmektedirler.

Kuantum kuramına göre bu atom altı parçacıklar birer enerji topudur.

Böyle bakılınca Manitu’nun uzay olması gerekmektedir.

Atom altı parçacıklar bir araya gelerek atomları, atomlar bir araya gelerek molekülleri,  moleküller ve atomlar bir araya gelerek cemadat diye anılan madenleri, kayaları, taşı toprağı, dağları, ovaları, çukurları ve yükseklikleri oluşturdular.

Bu oluşumlardan gökadalar, gökadalardan güneş sistemleri, güneş sistemlerinde gezegenler,  uydular, göktaşları,  yıldızlar ve kuyruklu yıldızlar, süpernovalar,  kara delikler  ortaya çıktı.

Gezegenlerden biri de bizim gezegenimiz olan Yerküre idi. Yerkürede yaşam, cemadat aşamasında(Taş-toprak-maden aşamasında) iken bir mucize denilecek oluşum ile  gelişti. İki Hidrojen atomu ile bir oksijen atomu birleşti ve su denilen varlık ortaya çıktı. Sular, yerküredeki   tüm alçak alanları kapladı.

Suyun katalizörlüğü(aracılığı) nde, yanardağların sularla birleştiği alanlarda ilk canlı varlıklar olan bakteriler gelişti. Suyun kimyasal etkileşimi ile bazı atomlar bir araya gelerek ilk genomu oluşturdular. Buradan da bakteriler üredi.  Nitekim,   günümüzde okyanusların tabanında faal olan yanardağların kraterlerinin çevresinde bakteriler oluştuğu gözlenmektedir.

Temelde canlı-cansız ayırımı anlamsız olmaktadır.  Kuantum    kuramından sonra; atom altı parçacık da bir enerji topudur, en gelişmiş organizma olan kişioğlu da bir enerji topudur. Gerçekten de;  sonuçta kişioğlunun bedeni trilyonlarca atom ve atom altı parçacıklardan oluşmaktadır. Cemadat alemi ile nebatat(bitkiler),  hayvanat(hayvanlar) ve  insanat(kişioğulları) arasındaki tek ayırım, cemadatın yapısında su içermemesidir. Canlıları  canlı kılan; yapıtaşlarındaki ve yapılarındaki sudur.

Böylece yerküremizde cemadat(Madenler) aleminden nebatat(Bitkiler)alemine geçildi.

Kutsal kitaplarda ilk kişioğlunun yaratılış anlatısında da su vardır. Çünkü;  kutsal kitaplara göre  tanrı kişioğlunu balçıktan yaratmış olup balçık su ve toprak karışımıdır.

Yine suyun katalizörlüğü(aracılığı)yle bakterilerden ilk terliksi hayvanlar ve amipsiler gelişti. Bu aşamaya Hayvanat(hayvanlar) aşaması denilmektedir. Bu olguyu gösteren bazı  bitkiler günümüzde de yaşamaktadır. Etobur denilen bu bitkiler, etle beslenmektedirler ve bitkilerle hayvanlar arasındaki bir geçişi   göstermektedirler.

Bundan sonra;  çeşitli etkenlerle önce bitkiler sulardan çıkıp yerkürenin dört bir yanına yayıldılar. Hayvanların karaya çıkabilmeleri için, bitkilerin karaya çıkması gerekmekteydi.  Çünkü,    bitkiler kendi besinlerini su ve güneş ışınları aracılığıyla kendileri  üretiyorlardı. Oysa hayvanların beslenmek için bitkilere gereksinimleri vardı. Ya da arada bir,  biri birlerini yiyorlardı.

Görüldüğü gibi; amorf madde ürettiği atom altı parçacıkları evrimleştirerek cemadat, nebatat, havya-nat aşamalarını başlatmıştır. Bu evrimleşme  kişioğlunun  ortaya çıkması ile sürmüştür.  Kişioğlunun    ortaya çıkması aşamasına İnsanat evresi denilmektedir.

İnsanat evresinden sonra süptil madde(varlığın ateş ,hava, su, toprak olarak sınıflandırılmasında ateşe süptil madde denilmektedir) aşaması gelmektedir.  İnsanı kamil-olgunlaşmış kişi-maddesel bedeninden kurtularak yerküre dışındaki başka yüksek   ara  alemlere ulaşmaktadır.  Buradaki gelişmelerini de tamamladıktan sonra amorf maddeye dönüşmektedir. Yani,  tanrının varlığında yok olmakta ve derviş deyimiyle “Enelhak-ben tanrıyım-“ ya da    ben amorf maddeyim aşamasına ulaşmaktadır.

Buna oluşum devresinin tamamlanması denilmektedir. Gerçekten de her nen amorf maddeden oluşmakta ve evrensel  evrim kuramına göre atom altı parçacık-atom-molekül-hücre-organ-organizma aşamalarından geçerek önce süptil-süzülmüş, temizlenmiş, enerji- varlığa ve sonra da yeniden amorf maddeye dönüşmektedir. Ruhbilimle uğraşanlar ruhu saydam,  sıvımsı bir görünümde olarak tanımlamaktadırlar.

Buradan;  suyun ruh-tin-olduğu çıkarımını yapmak olanaklıdır. İlk canlı varlığın ortaya çıkmasını su sağlamıştır. Diğer yandan, tüm canlı varlıkların yapısında su bulunmaktadır. Öyle ki,  uzun süre susuz kalan canlı varlıklar alem değiştirmektedirler,  ölmektedirler,  biçim değiştirmektedirler.

Suyun bu  yaratıcı durumunu anlamış olan NASA uzay çalışmalarında güneş sistemindeki gezegenlerde ve uydularında  su  aramaktadır. Çünkü; su yaşamın ortaya çıkmasını sağlayan ve yaşamın sürdürülebilir olmasını sağlayan temel öğedir.

Bu gelişmelere cemadat, nebatat, hayvanat, insanat ve insanı kamil (olgun kişioğlu) evreleri de denilmektedir.

Bütün bu olanlar ve olmakta olanlar;  tümü kuantum fiziğine uygun gelişmektedir. Kuantum fiziğine göre,  birer enerji topağı olan  atom altı parçacıkların bile “iradesi” vardır. Çünkü,  atom altı parçacıklar aleminde   bu varlıkların nasıl davrandıkları hakkında geçerli kurallar yoktur. Tam bir kaos-karışıklık-ortamı    söz konusudur. Buradan da atom altı parçacıkların da iradelerinin olduğu çıkarımı yapılabilmektedir.

Böyle olunca da, atom altı parçacıklardan başlayan bir “paralel  evrenler” olgusu ortaya çıkmaktadır.

Atom altı parçacık, bir biçimde başkalarıyla bir araya gelip bir atom oluşturduğunda bir paralel evrene geçmekte,  sıçramaktadır.  Aynı biçimde,  atomlar bir araya gelip molekülleri oluşturduğunda da bir paralel   evrene  geçiş  söz konusu olmaktadır.

Moleküllerden hücreler, hücrelerden organlar, organlardan organizmalar-kişioğlu en gelişmiş organizmadır- ortaya çıkarken de paralel evrenler söz konusudur.

Paralel  evrenler,  tersine de işlemektedir. Organizmalar organlara, organlar hücrelere, hücreler moleküllere,  moleküller atomlara ve onlar da atom altı parçacıklara dönüşebilmekte ve paralel evrenler arasında bu tür de geçişler olmaktadır.

Örneğin ölen kişiler   ve hayvanlar ve ölen bitkiler bu aşamalardan geçmektedir.

Diğer yandan; başlangıçta bir tek hücreli  bakteri  madenlerden atomları alıp sindirince de paralel evren ortaya çıkmakta ve atom bakteriye dönüşmektedir. İlkel tek hücreli hayvanlar bakterileri yediklerinde paralel  evren geçişi olmakta ve onlar artık nebatat  aleminden hayvanat alemine geçmiş olmaktadırlar.

Keza; bakteriler kişioğlunun organizmasına da girmekte ve bu organizmanın bir parçası olmakta ve tehlikeli, ölümcül olabilecek sayrılıklar-hastalıklar-ortaya çıkmaktadır. Bakteriler, diğer hayvanlarda da ölümcül hastalıklara yol açmaktadırlar. 

Bu olgu da bakteriler açısından bir paralel evren sıçraması olarak algılanabilir. Ya da kişioğlunun organizmasının başlı başına bir uzay oluşturduğu düşünülürse bu olgu bakteriler açısından  kuantum fiziğindeki solucan deliğinden geçme-zamandan ve mekandan koparak yolculuk etme kapısı- olarak düşünülebilir.

Çünkü; bu  tür geçişlerin, uzaylarda var olduğu düşünülen  solucan delikleri ile yapılabileceği varsayılmaktadır.

Diğer yandan; insanat alemi ile süptiller alemi arasında da  bir solucan deliği olgusu bulunmaktadır. Bir yukarı aşamaya geçmeye hak kazananlar böyle bir solucan deliğinden geçerek yukarı-ara aleme girmektedirler.

Bunu bizzat yaşadım. Yüreğimdeki dört damarın değiştirilmesinden sonraki yoğun bakımda, uzun beyaz bir tünelin içinde ,  tünelin bittiği çıkış noktasından gelen güçlü bir beyaz ve saydam  ışığa doğru  koşuyordum.  Birden bir ses duydum,  birisi adımı bağırıyordu.

Dönüp gerime baktım, tünel kapkaranlıktı ve başlangıcı görünmüyordu. Ses tünelin dışından geliyordu. Bir süre kararsızlık yaşadım. Süptil varlıklar alemi olan beyaz nura mı koşmalıydım, geri dönüp tünelin başlangıcına gidip dışarı mı çıkmalıydım.

Kararımı verdim ve   geriye doğru, tünelin  başlangıcına  doğru koşmaya başladım. Biraz sonra “Hah..Kendine geldi” diyen doktorun sesini duydum ve üzerime eğilmiş endişeli gözlerle bana  bakan doktoru gördüm. 

Her ne kadar bazı komedyenler ölümden önceki görüldüğü iddia edilen tünelle dalga geçseler de, ben by-pass ameliyatı sonrasında bu olguyu yaşamış oldum.

Bektaşi ya da Melami canı olan babam balık yerken “Hadi yine şanslısın bak hayvanat aleminden çıkıp insanat alemine katılıyorsun” derdi. Böylece, paralel evrenler arasındaki(alemler arasındaki) geçişlere işaret ederdi.

Cemadat   aleminden nebatat alemine, nebatat aleminden hayvanat alemine, hayvanat aleminden insanat alemine ve insanat aleminden süptil varlıklar alemine geçişlerde de hep paralel evrenler arası geçişler söz konusudur.

Yaşayan varlıklar için görülen düşlerin de bir paralel evren olgusu olarak düşünülmesi olasıdır. Gerçekten de; düş gören kişioğlu, günlük yaşamındaki evrenden çok değişik bir evrende devinmekte, yaşamaktadır .  Çünkü;  uyku durumundaki kişioğlu yarı ölü duruma geçmektedir.

Diğer yandan;  görülen düşlerin siyah-bayaz olması da bunlardaki evrenin günlük yaşamdakinden değişik olduğunun bir belirtisidir.

İnsanlıktan sonraki süptil varlıklar alemine geçiş aşamasından önce; kişioğulları bu alemlerde yeniden ortaya çıkarak, yeniden varlık ve beden kazanarak  –reenkarne olarak-binlerce kez yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Bu yeniden yaşamalarda ille de kişioğlu olarak yaşamak söz konusu olmamaktadır. Kimileri cemadat, kimileri nebatat, kimileri hayvanat aşamasından geçerek evrimlerini tamamlamak ve süptil aleme geçişe hak kazanmak  durumundadır.

Nitekim benim babam “Ben insanlığı kazandım. Senden geri geleceğim” demiştir.

Bir başka Bektaşi öyküsü de bu duruma uymaktadır.

Bir Bektaşi babası bir yerin çarşısından her sabah aynı saatte geçer ve esnaftan  yalnız bir kişiye “Huuu erenler” diye selam verirmiş. Uzun süre bu durum sürünce esnaf dayanamayıp dervişe sormuş. ”Erenler neden bunca esnaf içinde bir tek bana selam veriyorsunuz” demiş.

Derviş, elini esnafın omzuna koyup “Çarşıya bir bak bakalım” demiş. Esnaf çarşıya bir bakmış ki dükkanlarının önündeki esnafın kimisi  kurt, kimisi  yılan, kimisi baykuş, kimisi saksıda çiçek, kimisi meyve ağacıymış. ”Gördün mü demiş”. Çarşıdakiler, kişioğlu görünümündeki hayvanat ve nebatat aleminde reenkarne olmuş kişilermiş.

Bu dairesel evrensel evrim olgusuna göre “kıyamet” diye bir durumun söz konusu olmaması gerekmektedir. Çünkü; uzay dediğimiz boşluk durmadan  yaşamakta ve döngü sürmektedir. Ancak; reenkarne olanların  bu yerkürede kıyameti yaşadıkları  varsayılabilir.

Hasan Taskiran bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 455
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster