Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
713
 

Ruhi Su'dan, Güler Zere'ye acı türküler...

Ruhi Su'dan, Güler Zere'ye acı türküler...
 

Ruhi Su,''Türkülerin efendisi...''


''İnsanların türküleri kendilerinden güzel,
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden....'' Nazım Hikmet

Ali Şir Nevai'den bu günlere, Anadolu'da yaşayan halkların bilinen türküleri ve onların ezgileri, bu toplumun bir aynası olarak, kırık havalarda; barlardan semahlara, horondan horaya, deyişlerden ilahilere, günümüze kadar geldi ki , binlerce yıllık ortak bir yaşam ibriğinden damıtılmış...

Yalnız bir de acı türküler var ki, ciğer delen, yürek yakan...

12 Eylül'ün acımasız koşullarında, bu coğrafyanın güzel insanlarından biri olan, sanat insanı Ruhi Su'ya çektirilen acılar, onun yakalandığı amansız hastalıktan yurt dışına giderek kurtulabilme şansının, o günün devlet yöneticilerince engellendiği o karanlık günler, Güler Zere olayıyla birlikte beni eski yakın zamanlara götürdü... Yeni kuşağın hakkında doğru dürüst, hiç bir şey bilmediği o karanlık zamanlara... Ceberrut, korkak ve karanlık insanların onun yaşamını bir şekilde elinden almaya çalıştığı günlere... Arkasına devletin halk ve yurttaş yararına kullanılması gereken gücünü alıp haksızca kullanan, karikatürleşmiş, zayıf yürekli zavallı insanlarca bu ülkenin elli yıl geri götürüldüğü günlere...

Cenazesinde bile, o günün polis şeflerinden Mehmet Ağar, niceliği artan korteji Mecidiyeköy'de engellemeye çalışıp, bizleri yani onu sevip sayanları, dağıtmaya çalışmıştı!... Mezarlık çıkışındaki karışıklık, gözaltı ve rezalet durumlarını da hiç unutamadım... Bizim ülkemizde işler maalesef, hep böyle yürüyordu... İkiyüz yıldır bir batılılaşma sürecinde bocalayıp duruyorduk, meşrutiyetin ve cumhuriyetin, iç dinamiklerin nitel değişimiyle ortaya çıkamadığı zamansal süreçlerde, demokrasi de, bulutların arasından, hava durumuna göre, bir görünüp, bir kayboluyordu...

İnsan haklarıyla ilgili insan, Hüsnü Öndül’ ün (dış dinamiğin büyük etkisi dışında), şu saptamaları, durumu yerli yerine oturtuyor:

Türkiye, demokratik ülke olma isteksizliğinin ve kararsızlığının acılarını ve sancılarını yaşıyor. Bunda Türkiye’yi yöneten politik ve bürokratik kadroların sorumluluğu büyük.

Otoriter ve yer yer totaliter özellikler taşıyan Türkiye’nin anayasal ve yasal sistemi, sorunun bizzat kaynağıdır. Sürekli ve sistemli sorun üreten sistem, kriz hâlini de sürekli kılmaktadır. Dolayısıyla en küçük bir demokrasi hamlesi bir süre sonra geri alınmak istenmektedir. Bunun sonucu, sistemin hiçbir zaman demokratikleşememesidir.”

Her zaman söylerim; bu ülke en değerli evlatlarının büyük bir kısmını , Çanakkale'de ve 12 Eylül'de yitirdi... Cumhuriyet'in daha ileriye gidememesinin nedenlerinden birisi de bu kayıplardır!... Kimileri öldü, öldürüldü, kimileri sustu, susturuldu, kimileri de kaçtı, kaçıttırıldı ve kimileri de hapishanelerde çürütüldü... İşkencelerle, tecritlerle, zorla kimlik kazandırılanlardan bir kısmı da, ayrılıkçı hareketi ilerletmek için dağlara çıktılar, düşman oldular, yüzyıldır tezgahlanan başka oyunların içine düştüler!... Bu ülkenin birçok değerli insan kızı, insan oğlu da bu ülkeyi terk ederek, beyinlerini bizleri Tanzimat'tan bu yana bu durumlara düşüren batı ülkelerinin hizmetine sunmak zorunda kaldılar!... Ne büyük bir trajedi; hep batı eliyle ve ona iman eden işbirlikçileri eliyle imar edilmiş!...

Demokrasiye bir türlü geçememiş, sivilliğin ne olduğunu bir türlü algılayamış bir toplumda, ortaya çıkabilecek rezil, utanç verici durumlar da her zaman, her yerde yaşanmaya başlandı... Eskiden gizlice yapılan toplumsal ahlakın kabul edemediği şeyler, magazin basının baş sayfalarında, doğallıkla yer almaya başladı... Bir şekilde ağalıktan bir dönem de sanayiciliğe terfi ettirilenler, medyada, marifetlerini sırıtarak anlatma küstahlığını, doğallıkla gösterebildikleri bir başka bozulma sürecini de, duyabilene ifade etmiş oldular... Sistemden her şekilde beslenenlerin, sistemi değiştirmeyeceği, yalnızca kendi pastasını büyütmeye çalışacağı, gücü her şekilde ele geçirmeye çalışacağı dönemler başlıyordu...

Ve Bekçi Murtazalar her ne hikmetse, her tarafta boy vermeye başlamıştı!... Kamu kuruluşlarının ceberrut gölgeleri kendini geçmeye başladı! Bürokrasinin bir kısmı, görevlerinin dışında bir şekilde, farklı misyonlar yüklenmeyi sanki İttihak ve Terakki'nin genetiksel bir uzantısı olarak, her ne hikmetse tercih etti... Bu gün bilim ve etik dışı davranışlar sergiliyebilen, adamına göre muamele işlemlerinin meslek ahlakı dışına maalesef çıktığını birçok olayda gözlemlediğimiz, Adli Tıp Kurumu'nun başkanının güncelde karşılaştığımız 'kendince doğru'(!) , bu anlamlı söylemindeki öznel yaklaşımının altında da, bu hakikat yatmaktadır!...

Güler Zere'yi pek fazla tanımasam da, bağlı olduğu örgütü az çok tanıyıp ve bilime aykırı ideolojisinden kaynaklanan eylemlerini hiçbir şekilde onaylamasam da, bir insan olarak yasalar ve evrensel insani gereklilikler doğrusunda, gerekenin yapılmasından yana olduğumu belirtmek isterim... Bu ülkede kim ve ne olursa olsun birçok tutuklu insanımız, bu umarsızlık, acımasızlık yüzünden infaz süreçleri içinde yaşamlarını kaybettiler ki Ergenekon davası sürecinde kanser olup ölen insanımızın da, ailesinin de çektiği acılar, bizlerin bu konudaki zaafiyetini yakın zamanda bir kez daha ortaya çıkardı...

Dileğimiz; Ruhi Su üstadın büyük kafeste kapatılıp, tedavisinin engellenerek ölüme bir şekilde terkedildiği zamanlardan çeyrek yüzyıl sonra, artık insanlık adına utanç verici durumlardan bu ülke insanlarının bir an önce kurtulabilmesi... Adi ya da siyasi suçlu, kim olursa olsun, bu insanlarımızın, insani ve yasal haklar açısından, bir ucu kara mizaha uzanan bu tür trajedilerle karşılaşmalarının bir an önce engellenmesi... Onlara yaşam haklarının iade edilmesi...

6.kasım.2009 / Tarabya,

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Beyni ve yüreği güzel insanlardan her zaman korktular. Harun Karadeniz, Ruhi Su ve daha niceleri... Güler Zere şu saatten sonra vicdanları rahatlatacak mı? Adli tıp raporunu geciktiren doktor geceleri rahat uyuyor mu? Hangi ahlak, hangi insanlık, hangi din anlayışı, hangi vicdan? Ellerinize sağlık. Sevgiler, selamlar İzmir'den...

narçiçeği 
 11.11.2009 14:38
Cevap :
Bizden de İzmir'e selam olsun...Teşekkürlerimle.Dostça selamlarımla.  11.11.2009 16:57
 

harun karadeniz' le ilgili yanıtınız nedeni ile tekrar yazıyorum. ölüm yıl dönümünde bir yazı vermek istedim. hazırladım da . ama araya bir şeyler girdi, vaz geçtim. elbette farkındasınız. çok da uzak olmayan bir zaman dilimi bile çok bilinmiyor. " tv dizileri" ile güncellenen bilgiler dışında. onun döneminden epey sonra girdim itü ye . okuldan tanımıyorum . ama hastalığının son döneminde kurbağalı derenin yanında bahçeli bir ev tutmuşlardı, o evde vefat etti. biz de kızıltoprak ta oldukça yakın oturuyorduk.bir iki kez eve kadar gidip rahatsız etmemek için dönmüştük kuzenimle. cenazesine katıldık. o dönemin ana başlıkları bile bilinmezken anlatmak çok zor.. keşke siz yazsanız. ne iyi olur. tekrar teşekkürler, saygılar ,selamlar

mor lale 
 09.11.2009 22:56
Cevap :
''ölüm ilgilendirmiyor artık seni, cinayet ilgilendirmiyor bir dağ yamacında, pınarlar kadar berrak bir şafakta köylüler geçiyor zap suyu'ndan ve tanıyor seni ölüm geçiyor atardamarlarından ve tanıyor seni kuşların, ağaçların ve toprağın sesini dinliyorsun ölüm ilgilendirmiyor artık seni, işkence ilgilendirmiyor ışıklar içinde yüzün yüreğinde tarifsiz bir telaş sabah, vardiyasız bir dokuma tezgahında öğle, bir yürüyüştesin pankartlar afişlerle dalga dalga akşam, nöbetini tutuyorsun bir grev çadırında onurun rüzgar tanıyor seni, bulut tanıyor elini uzatıyorsun bir dağ yamacında, bir kolun kesik bir mermi daha sürüyorsun ve basıyorsun tetiğe bir dağ yamacında, yüreğinde tarifsiz bir telaş ölüm de tükenmiş ölümsüzlük de, kolun kesik değil ama...'' Refik Durbaş, ne güzel anlatmış onu!...Ben o yıllar Bursa'da olduğumdan, Kadıköy ve Aksaraylı İTÜ'lü, ilerici ,sosyalist gençler daha iyi bilir ve tanırlar onu..Ben onu,Savaş Yolu'nda ilkeli;bir sosyalist öncü olarak tanırım.  10.11.2009 10:36
 

ZEKİ Bey iyi günler. Nazım HİKMET'in sözlerindeki ''hikmet'ten'' öğrenciliğimdeki bir boykot kargaşasında sesini duyduğum, sazını ve ''Akıllı olun çocuklar.Taşkınlık size yakışmıyor'' öğüdünü dinlediğim adı güzel ak saçlı Ruhi SU'ya ve suçu hatası ne olur ise olsun, göz göre göre çektirilen çilelerden dolayı ''kendi adıma affettiğim'' Güler ZERE'ye kadar engin bir Tarih Bilinci ile yazmış olduğunuz yazınızı içim burkularak okudum. Bu ve daha nice rezillikleri bize yaşatanlar ne Devlet ne adalet ne de İnsanlık(!) Hakları'ndan nasiplerini almamışlardır, diyorum. Alamazlar da artık. Durum açık: Kimse adaletten, sevgiden saygıdan, birlik beraberlikten söz açmıyor. Yaşanalara bakınca anlıyorum ki: Adalet herkese gerekirken ''bize var da'' bizde y o k...Herkes kendi kendisi ile savaşmaktan; kendi çıkarına tapmaktan, sanırım kim olur ise olsun BAŞKALARINI DÜŞÜNMEK idrakinden kopmuş gidiyor, bir taraf üstü. Var olunuz.

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 09.11.2009 3:56
Cevap :
İçten yorumunuz için teşekkürlerimle. Dostça selamlarımla.  09.11.2009 12:47
 

öylesine değerli bir sanatçıya reva görülenler ne kadar korkunç . hoş benzer bir süreç de Harun Karadeniz -İTÜ ' nün efsane öğrenci lideri- için işletilmiş. çilt kanseri olduğunda tedavi için yurt dışına gönderilmemiş. 21. yy. dayız. benzer süreçler işliyor. elbette kuddusi okkır' ın da hukuksuzluk nedeni ile yaşamını yitirmesi çok trajik. yaşama hakkı gibi temel ilkelerde, çifte standart olmadığını hala algılama zorluğu var. tek avantaj sanırım iletişim olanaklarının yüksekliği.. önemli yazınız için çok teşekkürler. öneriyorum elbette. saygı ve selamlar.

mor lale 
 07.11.2009 17:07
Cevap :
Harun Karadeniz, devrimci gençlik liderleri içinde, o sisli,karanlık günlerde, ATÜT'ü irdeleyebilme yetisi ve bilimselliğine sahip olan, analitik düşünen, sorgulayan ve işçi sınıfı öncülüğünde bir şeylerin yapılabileceği sonucuna varmış, nitelikli bir gençlik lideri, ilerici, aydın ülke insanıydı... Onun''Eğitim Üretim İçindir'' kitabını o zor zamanlarda, yüzlerce kişiyle paylaştığım için, kendimi hep mutlu hissetmiştim... Bu yorumunuzla bana, güncelde yaşanan acıyla paralel , gene eski bir devlet gerçeğini, ve onun haklı mücadelesini, bir hüzünle birlikte anımsattınız; ve çektiği acıları !...Onu otuzüç yaşında elimizden aldılar; diğer birçok güzel insan gibi... Toprağı nurla dolsun, bu soylu ağabeyin, bu güzel Karadeniz uşağının...Teşekkürlerimle. Dostça selamlarımla.  08.11.2009 0:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 409
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 163
Ort. okunma sayısı
: 2281
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster