Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '18

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
285
 

Ruhlar Yaşar Mı? Yoksa, Bedenimizi Terkederken Beynimize Oyun Mu Oynarlar?

Ruhlar Yaşar Mı? Yoksa, Bedenimizi Terkederken Beynimize Oyun Mu Oynarlar?
 

Dr. Bedri Ruhselman. Aynı zamanda iyi bir kemancıydı.


     Yeni bir habere göre, ruh, bedeni terketmiyormuş dostlar... Bu, beynimizin bize, giderayak bir ''Oyunu''imiş. İsviçreli bilimadamları deneme yapıp kanıtlamışlar bunu. Dış Haberler Servisinden okuyunca, bu habere şok oldum.

      Bizse, sanırdık ki, ruh bedendedir... Ölünce insan, göğe yükselir. Ruhlar alemine karışır, gider. Öyle değilmiş. Ya neymiş? Bütün ''Hınzır''lıkları, beynimiz tasarlarmış bize. Olacak şey değil!..

      Şöyleymiş: Bilim adamları; ölüme yakın kimselerin, öldükten sonra, bedenlerini dışarıdan gördüklerini iddia etmeleri de artık mümkün değilmiş. Dediklerine göre ruh, bedeni terk etmezmiş! Deneyleri de şu: Saralı bir hastaya beynin şakak yakınlarındaki bir bölgesini elektrikle uyarmışlar. Bilgisayarda incelenen bulgularda, beynin zihinde bir ''Vücut'' imajı yarattığı görülmüş. Ve de beynin bu noktasının uyarılması durumunda, kişinin kendi vücuduna dair bu görüntünün, kaydığı tespit edilmiş.

       Şimdi sıkı durun, son cümle şöyle: ''Böylelikle 'ölümden dönen' insanlar, bu nedenle de , ruhlarının vücutlarını terk ettiği hissine kapılıyor'' denilmektedir. Kim diyor bunları? Cenevre Ü. Tıp Fakültesi Nörologları.. Özetlersek; kısacası, öldükten sonra dirilenler, vücutlarının boş kalıbını, dıştan göremezlermiş. Bir beyin yanılgısıymış!.. Bu duruma göre kırk yılda bir olan olaylar bunlar. Duyuyoruz.. Adam öldükten sonra dirilecek.. Adı sonradan   “Hortlak''a  çıkıyor insanların.

       Nasrettin hoca ölmüş. Tabutuyla mezara götürürlerken, yol çatallaşmış. Tereddüt etmişler yol neresiydi diye. Hoca başını tabuttan çıkarmış ve: ''Ben sağlığımda sol taraftaki yoldan giderdim mezarlığa'' demiş.. O hesaplar işte..

       ''Ruh ve Kainat'' ın yazarı Dr. Bedri Ruhselman, hocamızdı. O anlatırdı. ''Ölen bir bir insan ne hisseder?'' Deney de yapmışlar. Ölüm döşeğindeki bir hasta seçilmiş. Adam ölürse , yanına nöbetçi bırakılan adam, durumu hemen merkeze bildirecek telefonla.. Merkezde de uyutulmağa hazır bir ''medyum'' bekletiliyor. Adam'ın ölüm haberi gelince, medyum hemen uyutulup, ölenin ruhuyla temas kuracak. ''Ölürken ne hissettin?'' diye de sorulacak... Konu bu!.

       Nitekim adam ölünce, medyum temas ediyor. Söyledikleri şu ölenin: ''Hastayım. Öleceğimi biliyorum. Sevenlerim başucumda. Görüyorum. Önce bir ağırlık göğsümden ayak uçlarına doğru kaydı gitti. Sonra geri gelip bu basınç göğsüme gelip oturdu. Çok acı çektim işte o zaman. Sonra birden o ağırlık pırt diye kalktı, kuş gibi hafifledim. Acım bir anda geçti. İşte buna çok sevindim birden.. Ama ben, yataktan çıkıp göğe doğru yükselmeğe başladım. İşte o zaman öldüğümü anladım.. Dostlarım boş bedenime kapanıp ağlaşıyorlardı. Bense çaresiz ''Ben ölmedim. Üzülmeyin. Konuşabiliyorum  diye bağırdımsa da, sesimi duyuramadım. beni duymuyorlardı, bunu sonra anladım''

       Evet! Medyumun uyurken, ölen adamın ruhuyla temas ederek öğrendikleri bunlar. Bu son durumda ruhumuz, bedenden bal gibi çıkıyor işte! Cenevredeki bilim adamları da ispatlamış ''çıkmıyor'' diye. Al bakalım. Burdan yak! Hangisine inanacağız şimdi? Ruh bedenden çıkmazmış. Turşusunu mu kuracak!

       Yine, ruhlar aleminin büyük ruh dostu Dr. Bedri Ruhselman, dersinde anlattıydı.. Bir deney yapmış. Ruhlarla temas üstüne. Öbür alemden sesler almış ölen adamın ruhuyla ilişki kurarak . Yarım asır önce ölmüş bir adamı buluyorlar. Medyumla temas ettiriyorlar. '' Falanca tarihte ne yapıyordun?'' diye.. Tövbe tövbe.. Ne iş!.. ''İyilik sağlık'' diyecek hali yok ya!.. Safha safha tarihler gittikçe yaklaştırılarak soruluyor, soruluyor, cevapları da alınıyor. Adamın belkemiği kırılmışmış o tarihte. Acılar içinde. Tabi medyum da kıvranıyor aynı acı, ona da geçmiş vaziyette. Seansı yöneten operatör, hemen bir ay sonrası tarihi söylüyor ki, adam acı çekmesin daha diye.. :''Şimdi nasılsın?'' diye soruluyor . Bir rahatlama .. Hastane bahçesinde nekahet devresindeymiş. Bu ferahlık, tabi uyuyan medyuma da yansıyor.

       Yine hocamızın anılarından.  Bedri Ruhselman Hocamız, insanların kabir azabı yaşadıkları bir dönemin olduğunu ve imamın mezar başında talkın vermesinden sonra bazı olayların ortaya çıktığının yazılı olduğu bir bölüme rastlar. Bu konu onun son derece ilgisini çeker. İşin gerçeğini anlamak için bir cenazenin peşine takılır, kabristana gider ve orada sabahlar.

       İşte  Dr. Bedri Ruhselman, beklediği o olayları kabir başında  göremez.

Ben hocama inanıyorum. Evet! Ruh var!(Ruh çağırma seansları, konumuz dışı) Artık yine sevdiğimize: ''Ruhum, hayatım'' diye gerine gerine seslenebiliriz.. ''Ruhumu karartma, başka ihsan istemem'' de diyebiliriz kızdıklarımız için.. Maçlarda avazımız çıktığı kadar iyi oynamayan takımımıza: ''Ruhsuzlar '' diye de bağırabiliriz rahatça artık. İçimize sine sine. Kısacası ruh var. Ama adresi yok . Bilen de bilmeyen de, bu lafı diline doluyor, o ayrı..

       Severiz, üzülürüz  Gönül koruz. Kırarız, kırılırız.. Küseriz. Beyindeki moleküllerin marifetleri mi bunlar? Bir kimse TV de film seyrederken, bu saydıklarımızı hep yapıyor. Beden , maddi bir varlık . Madde yani. Nasıl becerebiliyor bunu? Filmi 3-4 metre uzaktan seyrediyor. Dokunmuyor bedeni ekrana. Nasıl da heyecan duyuyor seyrettiklerinden? Ağlayan, gülen, öfkelenen ruhtur. Beden değil. ! Aynı bedenin ölüsünü koy ekranın karşısına, beden ne ağlar, ne güler ne de hıçkırır. Madde ağlamaz, gülmez çünkü. O'nu, ''Ruh'' yapar. Ruh çıkınca, beden, hareketsiz kalıyor. Maddeyi hareket ettiren ruhtur.

       Öldükten sonra ne olacağız? Bu konuda pek kimsenin fikri yok. Kimine göre, ''Ben öldükten sonra tufan''dır. İnsanoğlu, kendi kendine sorar: ''Ben kimim Yahut: ''Ben, ben miyim?'' diye.. İrademizin, gücümüzün nerelerde kümelendiği, kimin kime komut verdiği, üstünlükleri de merak sahamızdır. Düşünür Arthur Miller'in ''Ölümsüzlük, temmuz ortasında bir buz kalıbına adımızın baş harflerini kazımamıza benzer'' demiş... İyi ki bu lafı etmiş. Onun için, siz, siz olun ruhunuzu karartmayın. Çetin Altan'ın tabiriyle de: ''Enseyi karartmayın'' Zamanı gelince, ruhlarla tanışırız elbet. Şu şartla ki, bunu ne demek olduğunu bir tek''Biz'' biliriz. O, ayrı bir konu.

       "İyiliğin ve dürüstlüğün yitirildiği bir ortamda, gerçek sanat ve fazilet gelişemez. Pisagor teoremini ezberlemekle, kimse insan olmayı öğrenmemiştir. Bir insana gelişimi için nefes kadar vazgeçilmez şekilde lazım olan şey, önce yüksek insani değerlerdir. Diğer her şey ondan sonra gelir. Sağlam ahlakın olmadığı yerde, bilim de yozlaşır."

       O şarkıdaki gibi düşünelim hayatı: ''Ruhumda neş'e, hayale daldım.'' İşte böyle. Ruhumuzda neş'e olsun. Ruhlarımız, sevdiklerimizle buluşsun. İşte!.Yine gelip, ''Ruh''lara dayandık, kaldık. Bu ruhlardan kurtulamıyacağız anlaşılan!!.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük

DR. BEDRİ  RUHSELMAN..TÜRKİYE'DE  RUHÇULUĞUN  KURUCUSU OLARAK BİLİNİR. AYNI ZAMANDA BİRİNCİ  SINIF KEMANCI

Görüntünün olası içeriği: yazı

RUHLAR ALEMİ, DAİMA TARTIŞILMIŞTIR YAŞANTIMIZDA.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 867
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster