Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '10

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
4732
 

Ruhsal gelişimle uğraşanların psiko-patolojik halleri

Ruhsal gelişimle uğraşanların psiko-patolojik halleri
 

Edvard Munch (1863–1944)Anxiety


Bu yazı, ruhsal gelişimle ilgili… evet size egodan, sevgiden ve öfkeden bahsedeceğim ama bunları sürekli işittiğiniz şekilde değil!!!

Öfkeyi yenmenin, kimi zaman dünyadaki sorumluluklarımızı reddetme
aşırı sevgi duymanın kendimizin ve diğer insanların dengesini bozma
ve egoyu yenmenin ruh sağlığımızı yerle bir etmeye yol açabileceğinden bahsedeceğim…

Ruhsal gelişimi tıpkı bir “afyon” gibi alan kitlelerin, nasıl yönlendirilerek bozulmuş bir ruh haline sahip olabileceklerini açıklamaya, hem bir ruh sağlığı uzmanı hem de ruhsal gelişimle 10 yıldır ilgilenen biri olarak kendimde ve diğerlerinde gözlemlediklerimden de örneklerle yola çıkacağım.

Bu esnada ruhsal gelişimle uğraşıp, kaçımızın dengeyi ve arzulanan ılımlı bir ruhsal yapıyı koruyabildiğimize dair bir içebakış ve özeleştiri yapmamıza yardımcı olacak.


ZAYIF BENLİĞİN TELAFİSİ İÇİN RUHSAL GELİŞİM:

•Ruhsal gelişime ilgi, genelde bir kaybı veya acıyı telafi etmek için başlar. Bizlerin daha küçük yaştan bir tapınağa verilip ruhsal gelişim için bir eğitilmek gibi bir gelenek içinde var olmadığımız için, ruhsal gelişimle ilgilenmek, çoğunlukla zorunluluktan ya da ihtiyaçtan doğan bir seçimdir.

•Genelde sevdiğimiz birinin kaybı, bir ağır hastalık, intiharın eşiğine gelme veya hayatın anlamsız olduğuna dair boşluk duygusu ile kıvrandığımızda bir çıkış yolu bulma amacı ile gerçekleşir.

•Ama “bir acıyı dindirmek, bir boşluğu doldurmak, bir şeyleri unutmak” gayretinde olan birisi, öncelikle dengesi bozulmuş birisidir. İşte bu ilk tehlikedir. Acı ve hayal kırıklığı içindeki kişi, duyduğu her sözü ve aldığı her öğretiyi “kendi istediği gibi” algılama eğiliminde olacaktır. Hatta bir şeylere sarılmak ihtiyacından dolayı, sorgulamadan kabul edecektir.

•Bu durum, öğretinin özünü kaçırmasına yol açacaktır. Yani insanların, “sır-secret” gibi öğretileri veya düşüncelerini doğru kanalize etmeyi; onu terk eden sevgilisinin, maaşına zam yapmayan patronunun veya ders çalışmayan çocuğunun üzerinde neden kullanmaya çalıştığını anlamak böylece mümkün olur.

BÖLÜNMÜŞ KİMLİKLER VE ACI ÇEKEN BENLİK:

•Kişi, “gerçek kendisi” ile takip ettiği yahut uyguladığı öğreti arasındaki büyük mesafeyi fark ettikçe, bu farkı kapatmak ve zihinsel olarak çelişmemek için bir illüzyon geliştirir.

•Geçmişinde hissettiği ve şu an bastırmasına karşın iliklerine kadar hissettiği öfke, kıskançlık ve kinin yükü ona o kadar ağır gelmektedir ki, bu öğreti, kendisini olduğu gibi görmesine yol açacağına, bu yönlerinden utanmaya ve bu utançla baş edebilmek için kendini çarpık algılamasına sebep olur.

•O zaman yeni ve sahte bir kimlik geliştirir. Bu da aslında kendi kimliği değil, bir illüzyondur. Yani gerçekte olmadığı bir şey…

•Melek enerjileriyle çalışarak “melek” olduğu sanrısına kapılan, bir çeşit “guru” olduğunu sanan insanların çokluğu bu yüzdendir. Ortaya çıkan şey, kendisi ile yüzleşemeyen kişinin, illüzyon içindeki bir yansımasıdır.

•İnsanlara sevgiden bahseden kişilerin biraz damarına basıldığında birer canavar halini aldıklarını defalarca gördüm. Freud’un dediği gibi “bir şeyi ne kadar şiddetle bastırırsanız, aynı şiddetle size geri gelir..."


İKİNCİL KAZANÇLAR: ÜN, PARA, SAYGI SEVGİ KABUL KAZANMA

Görülen o ki, ruhsal konularla ilgilenmek, ün yapma, sayılma, saygı görme ve para kazanma gibi amaçlar peşinde koşulmasına engel olmamaktadır. Bunlar, elbette insan kaldığımız sürece bizi besleyen değerlerdir ama ruhsal gelişimin bir sonucu olarak kendiliğinden gelirler, yani ruhsal gelişim bunlar için bir araç olamaz.

Bu noktada amaçlarının hala sıradan olduğunu gören kişi, kendi içinde çelişmemek için bu ikisini birleştirmeyi seçer.
•Yani para kazanma hırsı, sıradan ve insani bir arzudur ama buna daha ulvi bir değer biçmek için “para sevgidir” der.

•Saygınlık kazanmak ve ne kadar iyi birisi olduğunu göstermek için bir kişiye yaptığı iyiliği, yolladığı şifayı insanların gözüne sokar.

•Tartışmalarda faka bastığında veya eleştirildiğinde “ben bu işlerle 20 yıldır uğraşıyorum” der… Sanki ruhsal gelişim, verilen emekle ya da yıllarla birlikte doğru orantılı artan bir şeymiş gibi…

•Yani aslında sıradan ve az gelişmiş olan amaçlarıyla, sözde daha yüce görülen değerleri birleştirir ya da öyle olduğunu sanır.


BİR AFYON OLARAK RUHSAL GELİŞİM:

•Dünyevi ve daha sıradan (!) işleri bırakıp, alemlerin gizemlerine çekilmek, maalesef çoğunlukla bizi bir insan olarak sorumluluğumuzu yadsımaya itmektedir.

•Dünya üzerinde, bizi çevreleyen sosyo-politik bir çevrede yaşıyoruz. Dünyanın kaynaklarının korunmasından, ülkemizdeki siyasi olaylara kadar bir sorumluluk içindeyiz.

•Dünyayı dönüştürmekteki payımızı reddettiğimizde, birilere bizlere bu öğretiler vasıtasıyla sahte amaçlar verirler. Ve biz de bunları yutmaya hazır oluruz.

•Örneğin, bir ruhsal kanal, son zamanlarda, Obama’nın dünyayı kurtaracak indigolardan olduğuna bizi inandırmaya çalışmaktaydı.

•Yine aynı kanal (nasıl bir kanalsa, gayet politik!) küresel ısınmanın dünyanın normal bir süreci olduğunu, insanların bunun için üzülmemesi gerektiği üzerine bir mesaj vermişti. Hatta mesaj başlığı “KÜRESEL ISINMADAN İNSAN SOYU SORUMLU DEĞİLDİR!” idi. Bu söylemin ardında, petrol şirketlerinin ve araba, cep telefonu, bilgisayar gibi bu endüstriden beslenen yan pazarların çıkarlarının olmadığına inanmak güçtür.

•En büyük tehlike, öğretilerde verilen mesajların, aslında neye hizmet ettiğini ve olası sonuçlarını gözden kaçırmaktır.

•Ve en büyük tehlike, mistik olmakla duyarsız olmak veya aptallaşmak arasındaki ince sınırı gözden kaçırmaktır.

KARŞIMIZDAKİNİ HİÇLEŞTİRME: KOŞULSUZ SEVGİ

Son 10 yılda en çok duyduğum terim: koşulsuz sevgi…

•Sevgimizi, karşımızdakinde sorumluluk ve suçluluk duyduracak şekilde fazlasıyla vermek, karşımızdakinin sınırlarına davetsizce girmek ve karşımızdakinin istencini, varlığını yok saymak yani onu hiçleştirmektir. Ben buna “sevgi kusmak” diyorum.

•Yeni tanıdığınız biri “siz” denilmeyi hak eder, ona “sevgililer” diyemezsiniz. Sizden mesafe isteyen birine gidip sarılamazsınız. Sizden ayrılmak isteyen eşinize “ben seni hala seviyorum, ne olur sev beni” diyemezsiniz.

•Kaldı ki, sevgiyi deneyimlemeye hazır olmayan varlıklara sevgi vermek, onların deneyimlemesi gereken dersleri almalarını engeller. Yani insanların sevgiyi reddetme hakları mevcuttur.

•Sevginizi makul ölçülerle tutmaya gayret etmeli, kendi bağımlılıklarınıza “sevgi” kisvesi giydirmemelisiniz. Eğer sizden sevgi istemeyen birini sevmeye devam ediyorsanız bunu içinizden yapmalı, bunu bir şova dönüştürmemelisiniz.

•Küçük Ağacın Eğitimi kitabında “Kızılderililer birinin bir şeye ihtiyacı olduğunu görürlerse onu, onun bulabileceği bir yere koyarlar” der. Şatafatsız, dışa vurumsuz “ben sana iyilik yapıyorum” sorumluluğunu vermeden ve tabi ki “ben iyilik yapıyorum” duygusunu tatmaksızın…


MESİH BİLİNCİ:

•Sürekli “vermek” çabasında bulunan insanlar almayı bilmezler.

•Sevgi, kendini kurban etmek değildir. Kendinizi kurban ettiğinizde sevip saymadığınız çok önemli bir varlık vardır: Kendiniz…

•Acı çekmeyi bir sınav ve arınma olarak gördüğünüzde, kendinize zararlı olan ilişkilere çekilirsiniz, tekrarlayan döngülerde kendinize zarar vermeye devam edersiniz ve bunun ruhsal gelişim olduğunu sanırsınız.

•Ve maalesef Mesih’in insanlarda yarattığı bu yanılsama, bilinçdışı olarak birçoğumuzda devam etmektedir.

•Sevgi vermenin, kurban olmak demek olmadığını anladığınızda, bir yanağınıza tokat atana diğerini çevirmezsiniz… siz de kalkıp bir tokat atmazsınız… ama bir daha o tokatı yemezsiniz.

•Stephano D’Anna'nın Tanrılar Okulu kitabında dediği gibi “Kurban her zaman suçludur...”


EGO YENİLEBİLİR Mİ? YENİLMESİ GEREKEN BİR ŞEY MİDİR?


•Ruhsal öğretilerin bir çoğu "egoyu yenin!" der.
•Egoyu yenmek ne demektir? Dahası gerekli midir?

•Ego, bu dünya yüzeyindeki bir çok yasa gibi gereklidir. Yerçekimi nasıl bu dünya için bir yasa ise, bir şekilde bu dünyaya fiziksel olarak bağlı olan biz insan soyu için "ben-ego" dediğimiz “kendilik bilinci” bizi burada tutmaktadır.

•Ego, bizim kimliğimizdir, değerlerimizdir. Kendimizi koruma dürtümüz, soyumuzu devam ettirme, bir şeyler için savaşma, bilim yapma, düşünme becerimizdir.

•Ben egomu yitirmedim. Egomu yitirdiğim gün bu dünyaya bağlı olmayacağım zaten. O zaman yine yaşayacağım ama "ben" ve bir "egom" olmayacak.

•Ruhsal gelişimin ilk adımı KENDİNİ BİLMEK ve KENDİNİ DENEYİMLEMEKTİR. Yani egoyu tanımaktır. Kendini bulmak veya onu silmek değil. Biz ve insanlık için en iyi olanı deneyimlemek, ama kendimiz için en erinç verici doğru ve yanlışları seçmek...

GÜNAH KEÇİSİ: ÖFKEMİZ

Nietzsche der ki "Kıskançlık ve öfke duymayacak kadar yüce değilsiniz, bari bunlardan utanmayacak denli yüce olun!"
•Öfke, çok önemli işlerin ve değişimlerin yakıtı olabilir.
•Bir şeyleri değiştirmek için makul bir öfke ve kararlılık gerekir.

•Bize zarar veren ilişkileri bitirmek için, yeni bir hayat kurmak için, işimizi evimizi değiştirmek için, bir teoriyi kurmak için, dünyanın daha iyi bir yer olması için makul bir öfke çoğunlukla şarttır.

•Adaletsizliğin olduğu yerde kabullenici veya tarafsız olmak, asında ezilenin karşısında yer almak ve bu adaletsizliğin sürmesine destek vermektir.

•Sorun sadece öfkeyi doğru kanalize etmeyi öğrenmektir.

•Sevgi gibi öfke de deneyimlenmelidir ama kendini bilen kişi, bunu neden yaptığını bilen, sonuçlarını ise önceden görerek kabul eden kişidir.

•Ve öfkeyi deneyimlememiz gerekiyorsa deneyimleriz, ama kendini bilen bir kişi olarak gösterdiğimiz öfkenin o anki olayla ilgili gerçek tepkiler olmasını bekleriz.

•Bunu yapamadığımızda ise, kabul etmek ve kendimizi affetmek, yeniden sevmek, kendimize borcumuzdur.


EGOYU YENME YERİNE KENDİ İZİNİ SÜRMEK:

Bir şeyleri “yenmek” demek, kendimizle savaş halinde olmak demektir. Yenmek ve savaşmak Tek tanrılı dinlerin ürünüdür. Nefis yenilir, şeytan yenilir, ego yenilir… Oysa kendimizle savaşmadan sadece izlemek bile farkındalık için yeterlidir.

Carlos Castaneda, yeni görücülerin “iz sürme” dedikleri bir sanattan bahseder. Kendi alışkanlıklarımızın, düşkünlüklerimizin ve inançlarımızın izidir bunlar... Burada sessiz bir gözlemci hatta bir avcı gibi kendimizi yargılamadan gözler ve takip ederiz. Ve bu çoğunlukla büyük değişimler için yeterli olur.

O ZAMAN...RUHSAL GELİŞİM NEDİR?

Ruhsal gelişim, kendimizi deneyimleme yolunda, bizim için en iyi olanın ne olduğuna karar vermektir.
Ruhsal gelişimle uğraşan ve kendini tekamül ettirmeye çalışan her varlık, ne övülmeyi ne de yerilmeyi hak eder.

Bir Çift Yürek kitabında, yılanın deri değiştirmesi hakkında bir örnek vardır: "Yılan deri değiştirir, ama yılanın deri değiştirmesinde ne övülecek ne de yerilecek bir şey vardır. Yılanın deri değiştirmesi bir zorunluluktur".
Ruhsal gelişimle ilgilenen kişi de, ne yerilecek ne de övülecek bir durumdadır. Sadece o yolu seçen ruh için, olsa olsa bir zorunluluktur.

Sevgimle, Kwan Yin.
Berk Yüksel bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız gerçekten çok etkileyici..paylaştığınız bilgiler için çok teşekkürler..

Suvebeyaz 
 08.04.2011 14:13
 

Okudum ama dehşete düştüm... insanın bilip kendine bile itiraf edemeyeceği gerçekler mıh gibi insanın yüzüne çarpıyor... bu kadar acımasız olmak için önce bir bilim insanı olmak sonrada duyarlı bir insanı olmayı öngörüyor... Yalnız, yinede anlayamadığım şeyler var; mümkünse bunları paylaşmak ve cevabı beklemek isterim..! Bildiğim kadarıyla psikoloji çok genel bir bilimdir ancak özele indirgendiğinde bir o kadar da özel oluyor; buna göre yeryüzünde 1 milyar insan varsa 1 milyarda farklı psikolojide olur mu? Bunu niçin mi soruyorum? Çünkü sevgini nasıl “deneyimlen”diğini bilemiyorum..! Bu sevginin de doğasına aykırı olmaz mı? Bir insanın her bireye duyduğu sevgi o birey için özel değil mi, bunların her ne kadar genelde aynı olsa da özelde birbirinden farklı olması gerekmiyor mu? Böyle özgün olan soyut duygular nasıl deneyimleşebilir ki? Sadece düşüncenizi öğrenmek istiyorum, bir yerlerde okumuştum; “kişi en az bildiği duyguyu en iyi ifade edermiş” bunun hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben

Botan Kadirhan 
 03.11.2010 15:41
Cevap :
açıkçası insanoğlunun zannı özel olduğunu varsaymaktır. İnsana, dile girdiği andan itibaren yani 2 yaşından sonra yüklenen tüm değerler ve mevcut algı sistemi bizim benzer şekillerde tepki vermemize yol açıyor. Tepki vermeyenlere ise "akıl hastası", "kişilik bozukluğu" ya da "tuhaf" diye etiketliyoruz. Bu nedenle malesef farklılıklara rağmen, deneyimler aynı. Misal siz bir çekirdek ailede değil de komünde yetişmiş olsa idiniz sevgiyi deneyimlemeniz o zaman farklı olabilirdi. En azından sınıfsal faktörler bu deneyimleri değiştirir denebilir. Küçük burjuva bir Türk ailesi ile feodal yapıdaki bir Kürt ailesinde yetişen insanların sevgiyi algılayışı farklı olur ama sorun yine sınıfsaldır. kadın, erkek olmak, işçi-burjuva olmak, batılı-yerli olmak vb.  03.11.2010 18:54
 

zevkle okudum teşekkürler

efsun ...... 
 10.03.2010 13:28
Cevap :
Teşekkür ederim Efsun hanım:)  13.03.2010 3:31
 

Selamlar, Yazınızı çok beğendim, herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Teşekkürler, Carolina

Carolina Isolabella Özgün 
 24.02.2010 16:06
Cevap :
Teşekkür ederim:)  06.03.2010 15:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 194
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 12839
Kayıt tarihi
: 29.06.07
 
 

Blogumun amacı; sağlıklı ruhsal yaşam ve psikoloji; özel ilgi alanım olan ruhsal (spiritüel) geli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster