Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '10

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1163
 

Ruhsuz bedenler-Bedensiz ruhlar

Ruhsuz bedenler-Bedensiz ruhlar
 

Bir başkadır ruhlar alemi. İster görünürde ister görünmez alemde sonsuzluğa kanat açar ruhlar.Kanat açarlar da beraberinde nice yükler götürürler. Evet, kimi küçük, kimi büyük bedenleri, canları taşır ruhlar. Çünkü bedenler bir kale gibidir ruhlar için ve bedenle ruh ayrılmaz bir ikili olur. Birbirlerini tamamlarlar, ayrılacakları güne kadar. Birbirlerini tamamlayabildikleri oranda insan güzel olur, mutlu ve umutlu olur. Beden ile ruh aynı potada buluştuğunda karşınıza birbiri içinde erimiş muntazam bir bütünlük çıkar. Bir ruh kadar hafifleşen beden ile adeta ete kemiğe bürünen ruh, aynı mekanda cem olur. Bazen uyumsuzluk olur bu ikili arasında. Kötü bir ruh, harika bir beden taşır ya da tersi tertemiz bir ruh heyecansız bir bedende gösteremez güzelliklerini. Ruhla bedenin uyumu kelebeklerin dansı gibidir. Ruhla beden kimi zaman Leyla ile Mecnun gibi birbirine aşık, kimi zaman gül ile bülbül gibi, kimi zamanda aynı koğuşa hapis olmuş iki düşman olurlar. Anlaşamazlar, kavga ederler, birbirlerine düşüp dünyayı göremezler. Taşıdığı bedene düşman ruh, hizmet ettiği ruhla çekişme halinde beden. Bedene yabancı ruhlar, ruhtan habersiz bedenler. Ruh süzgecinden nasipsiz beden, ipi kopmuş uçurtma gibi beyhude dolaşır gökyüzünde.

Ta ki rüzgarı kesildiğinde gökyüzünün, kim bilir nereye düşer, düşer de bir daha havalanamaz, uçsuz maviliklerle buluşamaz, kuşlara karışamaz. Bedenin hezimeti altında ezilen, büzülen, küçülen ruhlar, kendilerini ifade edemez, gizemlerini gösteremez. Nilüfer çiçekleri gibi açılıp serpilmez, bir gül gibi kendisini sunmaz tabiata çünkü etrafında nameler söyleyen bülbülü yoktur. Çünkü, dans edeceği bir bedeni yoktur. Ve bir gün gelir ruh, yabancılaştığı bu bedeni taşıyamaz da ayrılık vakti gelmeden ayrılıverir kalesinden. Ezildiği, sıkıldığı, gelişip serpilemediği bu hapishaneden kurtulur ve göklere kanat çırpar. Beden ise sadece yalnız değil aynı zamanda ruhsuz kalır. Etrafındaki ruhsuzlar kervanına katılıp yalnızca kendine hizmet eder. Kendine hizmet, görünür bedeni büyütür, al benisini çoğaltır, süsler. Ama gerçekte giderek yok olur beden, kendine yöneldikçe aslında sonunu da hazırlar bilmeden. Ruhsuz kaldığı andan itibaren derinliğini kayıp eder, renklerini yitirir. Kişiliğini bulamaz, duruşunu bozar. Tek sesli bir enstrümanın cılız melodisinden öteye gidemez. Bülbülünü kayıp eden güle benzer. Sürekli kendisiyle olan beden, benliğinin altında ezilir. Sığınacak bir liman arar ama bulamaz. Çünkü, başka ruhlar iltifat etmez ruhsuz bedenlere. Yalnız kalır beden, hem kimsesiz hem ilimsiz kalır. Tabiatın rengarenk mozaiğinde kararır giderek. Bir ruh kazanmak istese de nafile ulaşamaz. Tat aldığı güzelliklerden uzaklaşır, lalelerin, sümbüllerin ve de güllerin büyüsüne kapılamaz artık. Ve ruhların hüküm sürmediği bedenler, kendilerini de kemirirler bu varlıklar dünyasında. Ruhların konuştuğu bu alemde sessiz kalırlar ve yok olurlar zamansız. Yerler, gökler, taşlar bile bir ruh ararken bu koskoca evrende, ruhlarından uzaklaşmış bedenler, canlılığını yitirirken bile ağlayamazlar. Alemleri değiştirirken sevinemezler. Ve ruhsuz bedenlerini kabul edecek bir yer ararlar. Diğer canlılar istemez, gökler perdelerini aralamaz onlara, su rahmet olmaz onlar için, güneş ısıtmaz, rüzgar esmez, yağmur taneleri bile ıslatmaz ruhsuz bedenleri. Bir bedenden ibaret bu canlılar yalnız ve çaresiz kalırlar, yolları mutluluk yoluyla buluşmaz. Dilleri söze, gözleri ışığa, bedenleri hisse hasret kalır. Ayrılık vakti geldiğinde sığınılacak tek liman kalmıştır geriye. Ve ruhsuz beden kara toprakla buluşur yeniden. Sadece toprak ana taşır bu ağır yükü koynunda. Kim bilir belki bir gün, bir gün güneş yeniden ısıtmaya, damlalar ıslatmaya, rüzgarlar da tozu dumana katmaya başlayınca, kara toprağın bağrındaki beden yeniden canlanır, canlanır belki de yeni bir ruhla.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1841
Kayıt tarihi
: 01.04.10
 
 

Dr. İlhami Fındıkçı, Erzurum’un Horasan ilçesinde doğdu (1968). Ailesi İstanbul’a yerleşti (1977). Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster