Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1153
 

Ruhumuz evrim geçirdi mi?

Ruhumuz evrim geçirdi mi?
 

Evrim kuramının kendisi de bir çok evrim geçirdikten sonra son şekliyle Darwin tarafından bilimsel bir metin olarak açıklanmıştır. Aksi ortaya konana kadar bizler de evrim kuramına inanıyoruz. Ancak, doğruluğu konusunda elbette şüphemiz vardır.

Evrim kuramı canlı varlıkların biyolojik gelişimini incelerken, aynı zamanda bedensel evrimini de anlatmaya çalışmaktadır. Hep bilindiği gibi evrim kuramı insanın maymundan geldiğini savunmamaktadır. Darwin, insan denen canlının maymunsu canlıların bir kolundan ibaret olduğunu ıspatlamaya çalışır. Yoksa, Darwin'le alay etmek için söylendiği gibi, bir gün, bir maymun ormandan çıkmış insan olmuş değildir.

Tamam, canlıların bedensel ve fiziksel geçirdikleri evrimi şimdilik doğru kabul ediyoruz. Pekiyi insan denen canlının ruhsal evrimi olmuş mudur acaba? Örneğin, on bin sene önce aşık olan atalarımız, aşklarına karşılık buldukları zaman şu anki insanın duyduğu mutluluğu duymuş mudur? Ya da otuz bin sene önceki atalarımız aşklarına karşılık bulamadıkları zaman şu an bizim duyduğumuz acıyı tatmışlar mıdır?

İnsanın bedensel yapısı bir evrim kuramına oturtulmuştur. Ama, ruhsal yapısı boşluktadır.

İ.Ö. V. yy'da suratına bir tokat yiyen kadın veya erkek nasıl bir onur kırıklığına uğruyordu? Kendinden üstün bir kişiden azar işiten kişinin gururu rencide oluyor muydu dersiniz?

İlk peygamber ve de ilk insan olduğuna din kitaplarının yazdığına göre inanılan Hz. Adem'in iki oğlu vardır. Habil ile Kabil. Kabil bir kıskançlık yüzünden Habil'i öldürmüştür. Bu cinayet inananlar için insanoğlunun işlediği ilk cinayettir. Kabil de ilk katildir. Burada dikkatimizi çeken Kabil'in kıskançlık duygusunu nereden aldığıdır. Şu an iki erkek kardeşten birini anne ya da babası daha çok seviyor diye, daha az sevilen kardeşin kıskançlık duygusu Kabil'inkiyle aynı mıdır? Eğer aynı ise bu kez duygularımızın içgüdülerimizden kaynaklandığından kuşku mu duyacağız? Hayır içgüdülerimize inanalım diyorsak, bu kez de Kabil'in Adem'den olduğunu düşünürsek, Kabil içgüdüsünü hangi atasından almış olacak?

Ya Adem'in can sıkıntısına ne demeli? Canı sıkıldığı için kendisine arkadaş arayan Adem'e, Tanrı bir eş göndermiştir. Hem de Adem'in kaburga kemiklerinden yapılma. İyi de dünden haberi olmayan, bir başka varlığı bilmeyen ve yapacak bir başka işi olmayan Adem canının sıkıldığını nasıl anlamış? Sanki dün bir sürü işi gücü vardı, zamanını geçirecek arkadaşları vardı da onlarsız kalınca canı sıkıldı... Bugün yapacak bir uğraşısı olmayan, eşsiz, dostsuz insanın canının sıkılmasıyla, Adem'in canının sıkılması aynı şey miydi acaba?

O halde kendimize soralım: Acaba binlerce yıl önceki atalarımızla ruhsal yapımız benziyor muydu? Yoksa, maymunsulardan türeyen biz insanlar ruhsal yapımızı daha sonra mı geliştirdik? Gülmeyi, ağlamayı, şaşırmayı, sinirlenmeyi, aşık olmayı evrimimizin hangi aşamasında elde ettik?

Haydi şimdi kendimize soralım: Bizim ruhsal evrimimiz olmuş mudur?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Çağdaş, bu konuda yayınlanmış bir tez varsa lütfen adını yaz da okuyalım. Sevinirim.

ESAT SÖNMEZ 
 16.06.2007 21:00
 

Yazınızı okduktan sonra birden nedense sazan balığı aklıma geldi. Yazınız iyiydi. tebrikler. Bunu size yazıyorum yayınlamıyacağınızı umuyorum.

Özkan Salman 
 16.06.2007 0:19
 

Değindiğiz konu bir akademisyene( kalın bir kitap oluşacak şekilde) tez konusu olacak kadar geniş. Bana hiç yabancı gelmedi. MB sınırlarını genişletiyor galiba(tezler madeni). Hızlandırılmış teknolojisiyle yaşayan ülkemiz(maddesel), tarihteki kültür zenginliğiyle ve harmanlanmış verimiyle yoğrulmuş insanımızın gümbür gümbür geldiğini görür gibi oluyorum. Kulaklarımda güçlü bir ses yankılıyor, Türk çalışkandır, zekidir, ne mutlu Türküm(Türkiye'liyim, Anadolu'luyum)diyene. Yurtta barış dünya da barış. Saygılarımla.

Özkan Salman 
 16.06.2007 0:14
 

Sanırım sahip olduklarımız arttıkça ve sahip olmak kolaylaştıkça, yani tüketim arttıkça bizlerde duygularımızı bile daha hızlı tüketir olduk. Çağa uyduk! Hızlı yaşıyoruz, hızlı... Teknoloji çağının gerekleri bizi buna zorluyor galiba. Tarlada bir tohumun yetişmesini beklemek, beyaz eşya almak için birikim yapmak zorunda olmak, kışın domatesin bulunmadığı mutfaklarda yemek yapmak hatıralarda kaldıkça bizlerde bazı duygularımızı (seviyor gibi görünmek değil sevmek, istemek için emek vermek, postacı yolu gözlemek...) anı defterlerimizin sararmış sayfaları arasına gömüyoruz ne yazıkki...

Sadece Sen... 
 14.06.2007 10:23
Cevap :
Ne dersiniz Belma Hanım: İki yüz elli yıl önceki aşk heyecanıyla şimdiki aşk heyecanı değişmiş midir acaba? Aşıkla maşuk hangi duygularını yitirdi acaba?  23.06.2007 11:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3132
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster