Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mayıs '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
439
 

Ruhunu arayan Cumhuriyet

Ruhunu Arayan Cumhuriyet

Geçenlerde tartışmalı “Mustafa” belgeseliyle ilgili bir yazı okurken yine aklıma geldi Büyük Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nda dile getirdikleri:

“Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve medeni kabiliyeti atinin yükselen medeniyet ufkunda bir güneş gibi doğacaktır!...Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni Hatırlayınız!”

İki önemli nokta var: Önce belirtilen idealleri gerçekleştirmek, sonra bunların gerçekleşmesinde önümüzü açan Büyük Kurtarıcıyı hatırlayıp, yâd etmek. Gelelim bugünkü duruma: İdeallere ulaşma çabamız yok, zira o idealler üzerinde hala hemfikir değiliz! Bunun sorumlusu, bu idealleri önümüze getirenler mi yoksa bunları bir türlü yeterince özümseyememiş olan bizler mi?

Tartışalım diyeceğim ama kitap, dergi, gazete, bülten, vs. satışlarının birkaç yüz bini geçmediği, magazin programlarının tavan yaptığı, kütüphanelerin değil kahvehanelerin dolduğu bir ülkede kimle neyi, nasıl tartışırsınız onun tereddüdündeyim.

Elbette ki son derece yetişmiş, bizleri birkaç defa cebinden çıkaracak nitelikte insanlarımız yok değil. Ama bunların, yetmiş milyonun içinde bir elin parmakları kadar olması benim sıkıntım. Yani topluma yaygın bir bilinç, bir kültür, bir bilgi birikimi maalesef yok. Bunu yaratamıyoruz.

Sadece okula gitmekle sorunlar çözülseydi, sanıyorum dünya liginde ilk sırada olmamız gerekirdi. Bunu, şu an bulunduğum yurt dışında gözlemlediklerimden sonra söylemem çok daha doğru olur. İnanın bizim kadar “öğretime” boğulmuş başka bir topluluk yok. Ama bu neyi değiştiriyor, ülkemizin, toplumumuzun önünü ne kadar açıyor, işte sorun bu! İnsanına olanları sorgulama, alternatifler üretebilme, değerlendirme becerisini aşılamayan bir eğitim sistemi ne kadar başarılı olabilir?

Bilginin ve onun getirdiği gücün olmadığı yerde “sorgusuz itaat” olur! Geleceğinizi, sizleri ideallerinize götürecek kapıların anahtarlarını hep o “itaat” ettiklerinize emanet edip durursunuz. Yeri gelir babanıza, kocanıza, yeri gelir hacılara, hocalara, hatta falcılara, medyumlara, birkaç yılda bir parti liderlerine(!), yeri gelir yakın dostlara, akrabalara emanet edilen bir hayat. Bunun da sizi götüreceği yer çoğunlukla sizin değil onların idealleri olur. Emanet ettikçe uzaklaşırsınız ideallerinizden, savrulur durursunuz hayatın zorlu yollarında.

Bazen de, belki farkında belki değil, sizi bu itaate zorlayan durumlar, kişiler olur. İlkokulda gökyüzünü mavi yerine gri çizen çocuğa öğretmeninin yaptığı azarla başlar her şey. Sonra üniversiteye girerken “mühendis olsun istedik ama öğretmen oldu” ile devam eder. Bir süre sonra ne doktorlar, mühendisler istedi ama bu beş parasıza gitti şeklinde devam eden bu süreçte çözüm, “nazardır nazar” telkinleriyle falcıda aranır. Hakkımı istiyorum dediğinde işten çıkartılan veya coplanan bir toplum olursunuz bilginin gücünü, önemini ve elbette ki bunun farkındalığını tabana yayamadığınızda. Zannetmeyin ki bunlar çok nadir yaşanıyor ülkemizde. Televizyonu açın, göreceksiniz bunları ve daha nicelerini.

Amacım ütopya yaratmak değil. İnsan ruhunun eksikliklerinin, aczinin farkındayım. Ama eğer ki dünyanın bir tarafında insanlar yine tamamen kendi emekleriyle hayatın tadına daha fazla varabilirken diğer tarafında birbirlerini öldürebiliyorlarsa, burada başka türlü bir denge vardır. Ve bunun çözümünün de tek yolu öğretim olduğu kadar eğitimdir! İnsanımıza doğru bildiğimizi öğretmeye, onları da bunu öğrenmeye zorlamak yerine, onlara seçenekler arasında kendisi için en uygun olanı bulabilme becerisini kazandıracak bir eğitime ihtiyacımız var. Çevresine saygılı, kısa yoldan zirveye çıkmayı değil buna hak ederek ulaşmayı ilke edinmiş, inisiyatifi kendi eline alabilecek birikime sahip bireyler yetiştirebilecek bir eğitim sistemi. İşte ancak bu sağlandığı vakit geleceğin medeniyet ufkunda güneş gibi parlamaktan bahsedebileceğiz!

Eğitim deyince akınıza sadece okullarda, derslikler gelmesin. Toplumun içinde olmalı, her kademesinde yaşatılmalı. Çocuğuna sigara içmemesini sadece söyleyen değil, aynı zamanda gösteren ebeveynler, söyledikleriyle değil, yaptıklarıyla örnek olan bireyler. Amaç bunu tabana yayabilmek ve böylelikle de hem yaşatıp hem de geliştirebilmek. Yoksa kendi kendimizi tatmin etmekten öteye gitmeyecektir.

İşte Büyük Atatürk’ün önderliğindeki Milli Mücadelenin ruhunda bu farkındalık yatıyor. Bu idealleri paylaşan insanlar bu devrime ön ayak oldular. Halka rağmen değil halk için, halk ile birlikte yapılan bir hareketti ve bu nedenledir ki temelleri çok sağlam atıldı. Elbette ki karşı hareketler olmadı değil, olacaktır da. Elbette ki birileri kendi ideallerine ulaşabilmek uğruna sizlerin itaatine ihtiyaç duyacaktır. Güç ilimde, bilgide, çalışmada! Bugün hala Cumhuriyet devriminin o parlak ideallerini paylaşan milyonlar Cumhuriyet mitinglerinde, Anıtkabirde toplanabiliyor, yapılan türlü etkinliklerle ülkenin geleceğine şekil vermeye çalışıyor ise gerçekten başarılan bir şeyler vardır. Ve elbette ki; daha yapılacak çok şey ve bu doğrultuda daha aydınlık günlere ilerlenirken de hatırlanacak “kişiler” vardır!

Mert Demir

demirmrt@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1181
Kayıt tarihi
: 10.05.09
 
 

Mert Demir. New York'ta Baruch College'da Finans doktorası yapmaktayım. Türkiye'de Odtü MBA ve İst..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster