Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '12

 
Kategori
Gelenekler
Okunma Sayısı
4166
 

Rusya ve Ruslar hakkında bilinmeyenler.

Rusya ve Ruslar hakkında bilinmeyenler.
 

Rusya'da çamaşır makinesi almak


Sadece kısa bir süre için yurt dışında yaşama niyetinde olan bir kişiye, ancak sürekli olarak aynı yerde yaşayan insanların sahip olmasının mantıklı olduğu televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi eşyalar alması önerildiğinde, ilk başlarda çevresine ve özellikle de kendisine, ''Aman canım ne gerek var, hem ben zaten çok kısa bir süre sonra nasılsa memlekete dönmüyor muyum?'' diyebiliyor fakat, o 'bir süre sonra' lar nedense bir türlü bitmek bilmeyince, yabancı bir ülkeye ufaktan bağlanışların belki de ilk adımlarından olan bu durum, yani kendi ev eşyalarına sahip olmak, artık çok da göze batmamaya başlıyor, hatta sıradan, rutin bir işe dönüşüp, kalış süresinin uzayacağının ilk işareti haline gelebiliyor.

Moskova'da, eşyalı evlerin kiracısı olarak bir süre geçirdikten sonra, yine bir gün yeni bir eve taşındığımda gördüm ki, bana kira sözleşmesini imzalarken çalışır diye gösterilen 'çamaşır makinesi' meğerse çoktaaan emekli olmuş.

20'li yaşların başlarında New York, haftasonları mahalledeki 'laundry'e gidip, gazete okurken, sağı solu da kesip, sonra da işini halledip eve dönmek güzeldi ama artık o, 'ritmi sadece bana bağlı', dilediğince, gönlünce ve hatta cömertçe denebilecek şekilde harcanabilecek bol zamanlar, ne yazık ki çeyrek asır geride kalmıştı.

Sokağa çıkıp, bembeyaz yorganını üstüne çekmiş başkentte, yürüme mesafesindeki alış veriş merkezinden içeri adımımı attığım ilk anda,  Rusya'da sahip olmayı planladığım ilk beyaz eşya markasına çoktan karar vermiştim bile, BEKO.

Geçen gün eşim, ''Su boşaltmıyor artık, sanırım yenisini almak gerekiyor'' diyene kadar da, nerdeyse on yıl boyunca her evimde, ona uygun bir yer bulduğumuz makine'm, doğrusu kendisine güvenimi de hiç boşa çıkartmamıştı.

''Ehh demek ki ömrü bu kadarmış, ne yapalım? O zaman hadi gidelim  ve müşteri memnuniyetimizin de sonucu olarak yeni nesil bir BEKO alalım bari'' diyerek, yine bir alışveriş merkezinin yolunu tuttuk.

Anladım ki geçen süre içerisinde alternatifler, hem satıcı hem de marka olarak çoğaldığından, seçim de haliyle bu kez tüketici açısından, bir parça daha zorlaşmış.

'Büyük indirim, neredeyse yarı fiyatına' denilerek reklamı yapılan çamaşır makinesinin, iki üç mağaza ileride indirimsiz fiyatı ile daha ucuza satıldığını görünce, cebimden çıkardığım kağıt kalem ile notlar almaya başladım. Girdiğimiz mağazalarda bulunan çamaşır makinelerinden ilgimizi çekenlerinin, marka, fiyat, garanti sürelerini teker teker yazmaya başladım ama geçen süreyi üreticilerin de boş geçirmeyip ; müşterinin kafasını karıştırabilmek için onlarca birbirine yakın özellikte ama farklı model numaralarıyla makineler üretmelerinden dolayı kısa bir süre sonra, herşey karman çorman olup, birbirine girdi.

Moskova'da giyim eşyaları satan mağazalar, kısaca butik işine girdiğim ilk günleri anımsıyorum da, kısıtlı sermaye ile  işe başladığımdan da olsa gerek, o zamanlarda sanki maliyetlerle ilgilenmemin başarı üzerinde daha etkili olacağını düşünüyordum. Mal nasılsa iyiydi, denenmişti, bir de işletme giderleri azaltılabilirse, her şey çok daha iyi olabilecekti fikrindeydim.

Moskova'ya bir kaç yüz kilometre uzaklıktaki yerleşim bölgelerinde bir tesis kiralayıp atelye kurmak, nakliye, gümrük vergisi gibi bir çok masrafın azaltılmasını ve ürünün nakliyesi sırasında da yolda zaman kaybedilmemesini sağlayacağı için, doğrusu başta çok güzel bir fikir gibi görünüyordu.

Ancak belirli bir satış rakamına ulaşılması durumunda rasyonel hale gelebilecek bu alternatif, her zaman kağıt üzerinde kaldı. Bu fikri, icraata dökmememin aslında ne büyük bir şans olduğunu ise, ancak aradan bir süre geçtikten sonra anlayabildim.

Mağazalarda müşterilerle, onları da sıkmamaya çalışarak ufak sohbetler edip, piyasanın nabzını birinci elden yoklamayı hep sevmişimdir. Müşteriler de aslında internet gibidir, onlardan çok yararlı, doğru bilgiler alabileceğin gibi, saatlerce oyalanıp hiç bir şey öğrenmeden zaman kaybedip, hatta gereksiz yerlere girmen durumunda da, tamamen yanlışa yönelmen dahi söz konusu olabilir.

Pazarda geçen on yıl bana, ürün bazında tüketicilerin farklı tercihleri olduğunu öğretti. Efes'in, Rusya'da yerli markalar satın alıp, o markalar altında da üretim yaptığını ve bunun sebebinin de tüketicinin en azından bir kısmının tercihinin ağız tadından da dolayı yerli bira markaları olmasından kaynaklandığını biliyordum ancak söz konusu tekstil ürünleri olunca iş değişiyordu.

Türkiye'de üretilmiş tekstil ürünlerinin, tüketici üzerinde fiyat/kalite açısından mükemmel bir dengesi vardı.  ''Aman canım uzak doğu malı mı boşver, bedava da olsa alınıp giyilmez'' ile ''Ne diyorsun sen, yoksa oligark sevgilim mi var sanıyorsun, İtalyan-Fransız elbisesi alacak parayı nereden bulayım ben?'' arasında, hem üreticiyi hem de tüketiciyi tatmin edecek bir yer edinmişti kendisine bizim tekstil ürünlerimiz.

O yüzden, Rusya'da tekstil yatırımı konusunda başarı sağlayanına da, markasının imajını bozmayanına da doğrusu ben rastlamadım. Türk markası ile Rusya'da üretime başladığın anda, müşteri direkt olarak dikiş kalitesinden şikayete başlıyordu. İşçilik, direkt olarak malzeme kalitesi ve markanın önüne geçiyor ve kısa sürede iş batma noktasına geliyordu. Çünkü müşterinin gözünde 'Made in Russia' denilince, hemen Moskova'da merdiven altlarında üretim yapan uzak doğulu göçmenler canlanıveriyordu.

Yabancı yatırımcıları Rusya'ya, sürekli olarak yatırıma davet eden devlet büyükleri doğal olarak bu konulara girmeden, ülkeye yabancı sermaye çekebilmek adına çeşitli avantajlar sağlasalar bile ulusal tüketicinin gözündeki imajı değiştirecek hiç bir şey mümkün olmuyor, olamıyordu.

Zaman göstermişti ki, Rus ağız tadına uygun birayı, Rus markası altında Rusya'da üretmek başarılı bir strateji ama, Rus standartlarında tekstil ürünlerini Rusya'da Türk markası ile yapmak yanlıştı.

Satıcı, ısrarla ''Beko yok mu, Beko?'' diye soran esmer yabancıya dikti gözlerini, sanırım bir anda onlarca fikir uçuştu beyninde sonra en samimi sesiyle ''Var tabi olmaz mı? Ancak o sizin bildiğiniz, size on yıldır sorunsuz hizmet eden Beko'lar artık ne yazık ki yok, çünkü sizin Türkler çok büyük bir hata yaparak, Rusya'da satmayı planladıkları BEKO çamaşır makinelerinin üretimlerini de bizim ülkemizde yapmaya başladılar. O sizdeki eski BEKO'lar hep Türkiye'de imal edilip buraya getirilmiş taş gibi makineler''.

''Anlıyorum'' diye başımı salladığımı görünce de devam etti. ''Bakmayın şimdi burada beyaz eşya mağazası çalıştırdığıma, ben eskiden şehrin biraz dışında bulunan, Rusya'nın en büyük traktör fabrikalarından birinde mühendistim. Rusya'da fabrikalarda üretimin nasıl yapıldığını, elemanların ne kadar kalifiye olduklarını bildiğim için de size asla Rusya'da yapılmış ev eşyası almanızı önermem. Bir miktar daha ucuz olduğu için yapacağınız seçim, size ileride ummayacağınız kadar pahalıya patlayabilir. O yüzden de bakın şu kenardaki Polonya üretimi BOSCH'u size tavsiye edeceğim. Fiyatı sadece biraz daha pahalı olabilir ama sorunsuzca yıllarca kullanabilirsiniz.''

''Alman yapımı yok mu? Hani nihayetinde marka da Alman ya, o yüzden soruyorum''. ''Var tabi ama, iki katı fiyatına ve kesinlikle değmez. Bir kaç fazla program ve hiç gereksiz elektronik gösterge için asla o bedeli ödemek gerekmez.''

Adamı dinleyip, ''Eee hadi yükleyin BOSCH'u da sizi de boşu boşuna daha fazla meşgul etmeyeyim bari'' demeden, aklımdaki son soruyu sordum. ''Kişisel düşüncem, tüm bu ürünlerin parçalarının Çin'de üretildiği, sonra da hangi ülkede toplanıyorsa o ülkenin markası olarak satıldığı yönünde, sizce yanılıyor muyum?''.

''Dediklerinizde haklı bile olsanız, sizi Rusya'da bu üretimin yapıldığı yerlere götürüp göstermeyi o kadar çok isterdim ki. Anlatmakla olmaz, bana inanmanız için mutlaka kendi gözlerinizle görmeniz lazım''

Uzaya bir asırdan fazla zaman önce gidebilen teknolojiyi hayata geçirmiş, hala da deyim yerindeyse havada neredeyse dans edebilen uçaklar yapabiliyorken, sıradan ve ekonomik olarak rahatlayamamış orta düzey üretim tesislerinde yaşananları aslında hiç bilmiyor da değildim.

Rusya'da eleman çalıştırmak her zaman çok zor olmuş ve 'geleneksel' hale gelen bu durum, yakın gelecekte de kolay kolay da değişecek gibi görünmüyor.

Gülümseyerek elini sıktım, beraberce kasaya doğru yürüdük. Ödemeyi yaparken, ''Yarın makine ile beraber lütfen işinin ehli birini gönderin, hem yeni makineyi yerine yerleştirir hem de benim eski BEKO'ya bakar. Eğer çok para gerektirmeyen bir tamir ile çalışır hale getirebilirse, makineyi ihtiyacı olduğunu bildiğim bir aileye vermek istiyordum'' dedim.

Ertesi sabah, saygılı ve işini bildiği her halinden belli bir genç, yanında iki kişiyle geldi. Makineyi yerine yerleştirenler işlerini kolayca halledip paralarını da aldıktan sonra gittiler.

Eski makineyi yerinden çıkartmadan önce bir bakalım nesi varmış diyerek, 'hastaya ne şikayetiniz vardı diyen doktor edası' ile, bana dönerek, ''Buyrun, sorun neydi anlatın'' dedi.

Doktor, hastane dedim ya, aklıma bevliyeciye gitmiş yaşlı adamların prostat şikayetleri geldi, ''Su boşaltamıyor, sanırım artık iyice yaşlandı'' dedim, bir dudağımın kenarı hafiften yukarı kıvrılırken.

Hani memlekette tamirciler, ''Abla bunun motoruna 100 lira sıkışmış'' der de bazı ev kadınları anlamaz ''Ayol nasıl olur, çekince çıkmıyor mu?'' falan derler ya. Allahtan o sırada evde olan kocaları da araya girip ''İlahi hanım alemsin vallahi, adamcağız tamir 100 liraya patlar demeye getiriyor'' diye açıklarlar durumu.

Bizimkine de para sıkışmış ama bu sefer gerçek para, metal 50 kopek, su çıkışını tıkamış da bizim kendisini çoktan malülen emekli saydığımız makine'miz, meğer ikinci baharını yaşamaya kararlıymış.

Bu kez içimden, ''Neyse illa da çalışacağım diyorsan o zaman bana da ancak, sana yeni evinde başarılar dilemek düşüyor'' dedim, kendisini vereceğim aileyi hatırlayarak.

Şimdi Polonya malı BOSCH karşımda sessiz sedasız işini görürken, ben kaderini benimkine benzetip 'gurbet'e, başkalarının evine gönderdiğim BEKO'mu hatırlayıp hüzünlendim.

Sanırım o 'bir süre sonra'ların gelişi geciktikçe, artık insan da yaşamayı kanıksadığı yerin sadece taşına, toprağına, göğüne, karına değil, ev aletlerine bile bağlanmaya başlıyor, yoksa bunca duygusallığın başka ne sebebi olabilir?...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 344
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1042
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster