Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '20

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
23
 

Rüyalar hakkında

 

Rüyalar hakkında ne kadar şey biliyoruz ?

Rüyalarla ilgili araştırmalar yaptığımdan beri çok ilginç şeylerle karşılaşmaya başladım. Önceleri sadece Freud’un 2 ciltlik Rüyaların Yorumu ve Jung’un Rüyalar  kitaplarından ibaret sanıyordum durumu. Bu derin dehlizin içine girdikçe 32 bin yıllık mağara resimlerine, dinler tarihine, mitolojiye, felsefeye ve nihayet ilk giriş fikrim olan psikolojiye kadar daha derin, daha bilinmez alanlara doğru gidiyor serüvenim.  

Mağara duvarlarına çizilmiş bazı resimlere daha dikkatli bakınca bazıları hayvan ve insan figürlerinin bilinen normal formların dışında bazı formlar olduğunu ve bunların da insanların bazı rüyalarının yansımaları olduğu fikri giderek güçlenmeye başladı.

Bu formdaki hareketliliğe bakınca kimi araştırmacılara göre efektif bir amaç olduğu düşünülse de bana göre rüyalarda gördüğümüz gerçekdışı, normal formlarından çıkmış bir hayvanın resmedildiğini düşünüyorum.

Aristotales’e göre “Uykuda gerçekleşen ve rüyaya dayanan kehanete gelince, onu küçümseyerek görmezden gelemeyiz ya da ona kesin bir güven duyamayız.”Diyerek o zamanlarda pek de üzerinde durulmayan rüyalar üzerine Rüya Teorisi kitabını yazmıştır.

Dinlerin ise bilimsellikten uzak ve kehanetlere daha yakın bir mana arayışı şeklinde rüyalara yakın bir ilgisi olagelmiştir.  Ermişlik, söylemcilik, meddahlık, mistisizm, tabircilik ve tanrıdan gelen mesajlar olduğu düşüncesi hakim olmuştur. Genel anlamda dinde rüyaların 3 şekli vardır. Birincisi Tanrının mesajının iletildiği haberci rüyalar, ikincisi şeytanın mesajlarının iletildiği kötü rüyalar ve üçüncüsü gündelik hayattan etkilenerek görülen rüyalar. Görüldüğü gibi dinde rüyalara dair bir kategarozasyona gidildiği görülmektedir.  Tanrıdan gelen mesajların olduğu rüyalar dışında diğer rüyalar  kimseye söylenmemeli, anlatılmamalıdır, çünkü rüyaların anlatılması kötülük getirir. Öte yandan Tanrılardan gelen rüyalardaki mesajın ne olduğunu anlama çabasının sonucu olarak tabirciler oluşmaya başlamış ve bunların arasında işinde iyi olanlar her zaman devlet mertebesinde kıymet görmüşlerdir.

 

                Nietzsche İnsanca Pek İnsanca kitabında “Gerçeklikleriyle, bize, sanrılamaların çok sık olduğu ve bazen tüm toplum ve halkları aynı zamanda etkilediği insanlığın eski tarihini bir kez daha anımsattığı koşulsuz biçimde varsayılan tüm düşsel fikirler kesin bir anlam kazanırlar. Böylece uykumuzda ve düşlerimizde eski insanların yaptıklarını bir kez daha görürüz.” Yani düşler kolektif bir bilincin sonucu olarak bizi atalarımıza kadar götürü, onların yaşamıyla doğanın mükemmel bir eseri olarak bizi birleştirir. Bu, geçmişten günümüze kadar kullanılmış ortak kavramlar ve onların kaçınılmaz imgeleriyle günümüzün modern kavrayışının derin bir harmanı olarak oluşur.  Rüyalar kişisel gündelik olayların sonucu olmasının yanı sıra çok daha geride ve artık şahit olma şansımız olmayan çağlardaki yaşantılarımızı, kavramların eşsiz canlılığı sayesinde bugünle birleştiren evrensel bir kamera gibi evrenin hayatını kaydederken bunu zihinlerimizin etkileşim özelliğinde faydalanarak yapar. Ne müthiş bir evrensel kayıt aracı.

                Yine aynı kitabında “Ham ve ilkel kültür çağlarında, insanlar ikinci gerçek bir dünyayı düşlerinde görebileceklerine inanırlardı: tüm metafizik buna dayanır. Düşler olmasaydı, insan dünyayı ikiye bölemezdi. Beden ve ruh ayrımı da eski düşünce olan ruhsal hayaletler inancına bağlıdır. Yani, hayalet, belki de Tanrı inancının kökeni budur.” Diyerek öldüğünü iddia ettiği Tanrının doğduğu yerin riyalar olduğunu iddia ediyor. Yani Tanrı, insanların sadece düşlediği evrensel bir rüya. Çok farklı bir bakış açısı. 

Bilimin gelişmesine ek olarak Nörolojinin ve sonrasında Psikoloji biliminin doğmasına vesile olan Freud’un 1900 yılında yayınlanan Düşlerin Yorumu kitabının yayınlanmasıyla birlikte rüyaların o güne değin keşfedilmemiş başka bir alanı ortaya çıkmıştır.

                “Bir düşün içeriği, değişmez bir biçimde düş görenin bireysel kişiliğine, yaşına, cinsiyetine, sınıfına, eğitim standardına ve alışılmış yaşam biçimi ile geçmiş tüm yaşamının olay ve deneyimlerine az ya da çok bağımlıdır.” Diyerek rüyaların tamamen kişisel ve kıyaslanamaz benzersizlikte olduğunu ve doğru analiz edilebilirse psikolojik sorunların çözümünde yeni bir yöntem ortaya çıkarmıştır. Freud’a göre rüyaların amacı arzunun giderilmesidir.  Ona göre rüya kaynakları: 1) dış (nesnel) duyusal (sensory) uyarılmalar; 2) iç (öznel) duyusal uyarılmalar; 3) iç (organsal) uyaranlar ve 4) saf ruhsal uyarılma şeklinde dörde ayrılır.

                Bir zamanlar Freud’un en parlak öğrencisi olan Jung’a göre ise rüyalar Freud’un bahsettiği gibi kişisel gündelik yaşantıların insan psikolojisinde ettiği yerin yanı sıra Nietzsche’nin de değindiği şekilde bizi ilkel atalarımıza, onların varoluşundan günümüze kadar ortak zihin hafızasında birikmiş tüm deneyimlerin görsel, işitsel, duyuşsal bütünlüğüyle bu anımıza taşıyabilmemizin nefes borusu,  yaşam yoludur.  

                Çok daha farklı görüşler de var tabi.  Ben kişisel yaşantıların yanı sıra toplumun süreç içindeki toplu deneyimlerinin de rüyalarda önemli bir yer ettiğini düşünüyorum. Kişisel yaşantıların bilinçaltına itilebilmesi gibi toplumsal olaylar da toplumsal bilinçaltına itiliyor. Çünkü ortak bilinç, ortak hafıza ve ortak bilinçaltı biriktirir. Toplumun sayısal ve coğrafi sınırları ne kadar genişlerse ortak bilincin kavrayış alanı da eş zamanlı genişler. Çekirdek bir ailenin kendi ailevi ritülleri ve günlük yaşantılarına ek olarak içinde bulundukları mahallenin, semtin, şehrin, ülkenin ve bir bütün olarak dünyanın içinde bulunduğu genel yaşantılardan etkilenirler ve bu etki bilinç düzeylerinde ne tür bir intiba bırakıyorsa buna bağlı olarak bilinçaltında da o şekilde konumlanacak ve bu da tıpkı zincirin ilk halkasındaki günlük yaşantı gibi insan rüyalarında karşılığını bulacaktır.

 

                Bir süredir insanların rüyalarını toplamaya başladım. Her biri usta bir sanatçının fırçasından çıkmış eşsiz, özgün, alacalı renkler, sesler, kokular ve duygular taşıyor. Genel olarak insanların bana gönderdiği rüyaları farklı açılardan kategorize etmeye çalışsam da şu günlerde karşı konulamaz bir şekilde koronavirüsle ilgili rüyalar daha çok ilgimi çekiyor ve bu hazineyi genişletmek daha fazla insandan gelecek rüyaları iştahla okumak istiyorum. Eğer ilgilenirseniz siz de rüyalarınızı benimle paylaşıp onları ölümsüzlüğe, derin boşluk ve anlamsızlığa karşı yaşatmaya, kişisellikten çıkarıp toplumsallığa büründürmüş olursunuz.  İlgililer için e-postam :alirizaduru@gmail.com

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 78
Kayıt tarihi
: 31.10.13
 
 

Öğretmenim. Sinemaya dair söylenceler... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster