Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '07

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
Okunma Sayısı
2163
 

Rüzgar tanrısının yaşadığı yer: Alaçatı

Rüzgar tanrısının yaşadığı yer: Alaçatı
 

Ülkemiz o kadar harika bir yer ki, her köşe bir cennet, her cennet köşesi de yaşanılacak bir yer. Ülkemizdeki cennet köşelerine ilave olarak, gerek doğal yapısı, coğrafi konumu ve iklimi ile ünü artık dünya halkı tarafından da bilinen bir yer daha var artık. Burası Çeşme Alaçatı. Başka bir anlamda, Yunan mitolojisine göre, tanrılar diyarı Ege’de rüzgâr tanrısı BOREAS’ın yaşadığı yer olarak da bilinir.

Çeşme Alaçatı, denizin üstünde uçanların ya da rüzgârla denizde dans edenlerin mekanı olarak tanınıyor. Burası, daha şimdiden dünyanın en önemli sörf merkezi olmaya aday bir yer. Artık burada uluslararası nitelikle sörf yarışmaları bile düzenleniyor. Sörf’çüler açısından dünyanın yedi önemli parkurundan biri sayılan Alaçatı, ilginç coğrafyasının yanında, mimarisi, yetiştirdiği ürünleri ve kolay ulaşımıyla da aslında Çeşme'yi gölgede bırakacak özelliklere sahip. Alaçatı'da, sörf’çülerin dünyasına uzanıp artı ve eksileri ile çevreyi birkaç kez gözden geçirme ve sörfçülerin rüzgârla ve denizle olan danslarını seyretme zevkini ve fırsatını yakaladım. Denizle ve rüzgârla ilgili bir negatif fikrim oluşmadı ama çevresel anlamda Alaçatı sörf turizmine daha bir üst düzey alt ve üst yapıyla hizmet verebilir diye düşündüm.

Alaçatı bir dinlence merkezi olmasının ötesinde yalnızca sörf turizmine ayrılan özel bir merkez olmalı bence. Alternatif turizm seçeneği fazla olmamasına rağmen, her seferinde uzaktan dikkatimi çeken Pamukkale travertenlerini benzeyen kaya tabakaları, rüzgâr etkisiyle yıllarca ince ince oyulup şekillenmiş ve büyük kaya formları, haline gelmiş. Eğer üstünde çalışılacak bir projeyle değerlendirilebilirse, Alaçatı için artı bir değer olabilir. Sonra, Alaçatı’nın denize hemen hemen dik bakan yamaçları da değerlendirilebilir. Örneğin, kısa parkurlu yamaç paraşütü yapılabilir. Üstelik tehlikesi daha az olur. Sonra, tamamen ağaçlandırılabilir veya çok katlı olmayan değişik dinlence ve eğlence merkezleri yapılabilir. Yapılmalı da. Çünkü burası, rüzgârın denizden kıyıya doğru paralel esmesi ve çok büyük dalgalanmaların olmamasından dolayı, 12 ay sörf yapılabilen bir yer ve dünyanın 7. rüzgâr sörfü merkezi haline gelmiş. Bunu hak ediyor gerçekten !..

Bembeyaz kayaların eski görünümleri şimdilerde pek kalmış olsa da, Alaçatı’nın bir tür haliç durumunda olması, buraya ayrı bir hava kazandırıyor sanki. Burası bir koy aslında ve burada saatte 70 km hızlara varan bir süratte sörf yapılıp, sörfçüler adeta kanatlanıp uçuyorlar. Yukarıda dedik ya, burası Yunan mitolojisine göre, rüzgâr tanrısının yaşadığı yer olarak bilinen Alaçatı. Her halde, sörfün üzerindeyken, erkekler kendilerini rüzgar tanrısı Boreas, bayanlar da rüzgar tanrıçası ALKYONE gibi hissediyorlardır.

Alaçatı'nın kıyılarından biraz uzaklaşıp, içlerinde gezinmeye başladığınızda, mimari hemen gözünüzü batıyor. Mimari dokuyu görmemeniz mümkün değil. Alaçatı’da evler, "Alaçatı taşı" adı verilen bir tür ponza taşı görünümlü kesme taşlardan yapılmış. Bu taşlar, binaları kışın sıcak, yazın da serin tutma özelliğine sahip. Nasıl diye araştırdım ve şu bilgiye ulaştım. Alaçatı taşı, aslında halk arasında çürük bir taş olarak biliniyor ama havadaki karbondioksit taşın gözeneklerinden geçip taş ile birleşince, taş kalker gibi oluyor ve bir tür filtre vazifesi görüyor. Bu filtrasyon neticesinde de taş içinde sıkışan karbondioksit gazı soğuyor ve sıcak havayı geçirmiyor. Alaçatı bu taşların kaynağı bakımından oldukça zengin, çünkü beldenin zemini de bu taşlarla kaplı. Belki biraz da bu yüzden Alaçatı oldukça serin bir yer, yazın hiç de rahatsız olmuyorsunuz.

Alaçatı’daki binaların büyük bir çoğunluğu Rumlar'dan kalmış. Burada, enteresan bir hareketlilik yaşanıyor. Bu eski Alaçatı evleri satın alınıp restore edilip yerleşiliyor ya da butik otel ya da restoran haline getiriliyor. Bunu çok da zararlı ve sağlıksız bulmuyorum. Zira hem evler değerlendiriliyor, çürümeye terk edilmiyor, hem de turizm kazanıyor. Bunun hem vatandaşa, hem turiste, hem işletmeciye, hem yöreye, hem de devlete yararı var. İnşallah tahrip edilip de, yerlerine büyük oteller dikilmez. Çünkü burası Türkiye, örnekleri çok görüldü.

Eğer Alaçatı’ya ilkbahar aylarında gelirseniz, bu sessizliği daha fazla yaşarsınız ama en önemlisi sapsarı açan mimoza çiçekli yolda yürümek bir başka güzel. Alaçatı da gezerken yol boylarında sıra sıra dikilmiş Karabiber ağaçlarının esintisini ensenizde hissederken, uzaktan Sakız ağaçlarının kokusunu da içinize çekebilirsiniz. Alaçatı, hala ayakta kalmış bir kaç Yel değirmeni, dar sokakları, kendine özgü mimarisi ve sessizliği ile ruhunuzu dinlendirebileceğiniz bir yer. Günlük gezi turunuzda Alaçatı’yı planlarınıza dahil etmelisiniz.

Alaçatı’ya gelin. Eminim, anlattıklarımdan çok daha fazlasını bulacaksınız.. Benden söylemesi..

../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2519
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster