Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1231
 

Rüzgarın savurduğu son durak: Sözün bittiği yer

Rüzgarın savurduğu son durak: Sözün bittiği yer
 

Dışarıda yağmur yağıyordu...

Yağıyordu yağmasına ama yere düşen her damla, buhar oluyordu daha yere düştüğü anda.

Alev alevdi toprak...

İncelmiş miydi yer kabuğu ve su damlaları doğrudan çekirdeğe mi sızıyordu yoksa?

Bu yüzden mi sekerek, hatta koşar adım yürüyordu herkes ve attığımız yanlış adımların yanık izlerini taşıyorduk tabanlarımızda?

Bu yüzden mi sağlam basamıyorduk toprağa ve savruluyorduk kuru bir rüzgarla?

Dil yorgun, dudak yorgun, bugüne dek söylenmiş ve bundan sonra söylenecek bütün sözler yorgundu.

Hani sözün bittiği bir yerden bahsedilir ya...

Rüzgarın savurduğu son durak orasıydı ve dinen rüzgarla birlikte işte biz tam da oraya varmış olmalıydık.

Kimse tarafından anons edilmeyen, ama varıldığında herkesin nereye geldiğini kolayca anladığı suskun insanlar diyarı... Sözün bittiği yer...

Derin ve çorak bir uçurumun kenarında terk edilmiş bir kasaba gibiydi burası.

Bu kasabanın suskun insanları, birbirlerinin dilinden anlamıyorlardı ve bu yüzden de hiç kimse konuşmuyordu bir diğeriyle. En fazla pınarları kurumuş gözleriyle selamlıyorlardı birbirlerini, kırık bir tebessüm eşliğinde...

Sözün bittiği yere gelince, kimisi anlaşılamamaktan muzdarip uçurumun dibinde buluyordu kendini nihayetinde; kimisi sözün bittiği yerden kaçmaya çalışırken yollarda kayboluyordu; kimisi de kabullenmiş dönüşü olmayan bu kasabayı öylece bekliyordu Tanrı'nın gelip kendisini alacağı zamanı.

Biz de tek gidiş kesilmiş biletimiz elimizde, öylece kalakaldık bir süre. Herkesin aklından geçen o üç seçeneği düşündük biz de, düşünmediğimizden değil.

Ama ilk anda uçuruma yaklaşamadık bile, korktuk.

Bir zaman sonra kendimizi aklımızda hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğimiz bir kaçış planıyla, Tanrı'nın gelip bizi almasını beklerken bulduk.

Cesurca sarf edilen onca sözden sonra, sözün bittiği yerde sıkışmış iki zavallı çıplaktık artık sadece. Bütün çıplaklığıyla birbirini bilen -özellikle de kimselerin bilemeyeceği gizli saklı yerlerdeki bütün yara izlerini ve hatta benleri- ve bu bilme halinden nefret eden... Çıplaklığın şehvete değil eziyete dönüştüğü bir hal ve vaziyetten bahsederken; sözlerden bahsetmek pek de mümkün değildi elbette. İçten içe kanıyorduk ve bunu birbirimize itiraf edemiyorduk.

Bir sabah uyandığımda seni yanımda bulamadım. Yerimden doğrulup, camdan uçuruma doğru baktım; aslında çoktan buradan kaçtığını ve yolunu ararken kaybolduğunu düşünerek...

Oysa yine yanılıyordum, seni hep yanlış anladığım gibi...

Uçurumun kenarında ve sağanak yağmurun altında, başını önüne doğru eğmiş; hiç kıpırdamadan, öylece duruyordun. Yağan yağmura inat alev alev yanan ayaklarını ve usul usul bütün vücudunu saran toprak yangını izliyordun. Cesaretin yoktu uçurumdan atlamaya... Bu yangın bedenini yok edip, küllerini uçurumdan savursun ve galiba çektiğin acılar artık son bulsun istiyordun.

Öylece durup küle dönüşen bedeninin rüzgarla savruluşunu izledim. Senin için ya da daha doğrusu bizim için yapabilceğim hiçbir şey yoktu. Sözün bittiği yerdeydik... Ne seni vazgeçirecek telaffuzu mümkün bir sözcük vardı söyleyebileceğim ne de benim seninle ya da "bizimle" uğraşacak gücüm...

Bir süre sonra penceremden tamamen silindi görüntün.

Sonra bir rüzgar daha esti ve sanırım sen gidince bana bir dönüş bileti kesti.

Kasabadan ayrılıp eve döndüğümde masanın üzerinde senin bıraktığın o notu buldum.

"Sözlerin anlamını yitirdiğini biliyorum, ama bil ki gidiyorsam sebebi sana olan sevgim ve bensiz yepyeni, mutlu bir hayat kurabilmen dileğimdir. Hoşça kal."

Konuştuğun dil uzun zaman önce hafızamdan silindiğinden, ne demek istediğini anlayamadım.

Notu buruşturup attım ve sanırım seni hafızamın derinliklerine gömdüm.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayat uçurumlarda başlar.Uçurumun kenarına gelinceye kadar hiçbir şey yaşamazsınız.İçinizdeki dolu aklı ve duyguları boşaltmanız gerekir; çünkü o kaplar yeniden dolacaktır.Hayat işte böyle bir devri alemdir.Basit yaşayarak bunları yapamazsınız.İnsan sonsuz boşluklarda kanat çırpan bir kartal olmalıdır.Ben böyle insanın içini titreten yazılar yazmıyorum.Sayfamda insanlarla ilgili sıkıcı sorunları işleyen abuk sabuk şeyler karalıyorum.Bu nedenle sizi sayfama davet edemiyorum.

Kerim Korkut 
 18.08.2012 12:55
Cevap :
:) Teşekkür etmeliyim galiba! Ama kendinize haksızlık ediyorsunuz, biz yabancı değiliz ziyarete gelmek için de davet beklemeyiz!:) Sevgiler,   23.08.2012 10:28
 

merhaba..! kalemine sağlık yine bir yüzleşme var.! masalsı ve bir o kadarda kasvetli her ne olursa olsun son derece hoş bir makale, hem okurken hemde yorumlarken keyif aldım.. kalem bu HEP şirin olamaz..! kalem bu her zaman iyimser hiç olamaz:) bazende sivrilir her kelimesi çok şey anlatabilir tıpkı sizin yaptığınız gibi.. SEVGİYLE KALIN YÜREGİNİZE SAĞLIK

tuna saydam 
 25.04.2012 22:40
Cevap :
Cevap yazmakta geciktiğim için çok üzgünüm, bazen böyle cevaplamayı erteleyip sonra da atlıyorum, aklımdaki karmaşadan ötürü beni affet. Yazılarımda kojinskiyi bulan bir okuyucum olarak seni unutmam aslında mümkün de değil:) Teşekkür ederim güzel yorumun için. Sevgiler,  23.08.2012 10:35
 

Gönül mezarlığında kimler yatar da arada gelirler akla o da tesadüfen... Konuşacak bir şeyi kalmayanlar bir süre daha bekler belki yan yana ama kaçınılmazdır pencereden görünen o son görüntülerinin yitip gitmesi, kullandıkları dilin unutulması... Alaca karanlık bir hava hakim oldu bana okurken. Demiştim ya daha önce de hep ürpertir beni insanlardaki yabancılaşma, unutuluş... Sevgilerimle Esin Hanım...

Adil Serkan SATI 
 13.01.2012 13:44
Cevap :
Beni de ürpertiyor aslında ama yazmak da tuhaf bir şekilde hoşuma gidiyor:) Sevgilerimle, Serkan Bey...  13.01.2012 17:48
 

Esin'cim, bloğunu az önce bir kez daha okudum. Blog resmin de harika. Bir arkadaşımın daha bloğunda benzer bir resim hatırlıyorum. Ölümle dansın son figürü gibi. Bu kadar ara verme bir daha:) Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 08.01.2012 17:53
Cevap :
Ah Ata'cım ara vermemeyi bir becerebilsem... Çok kötü tıkanıyorum bazen, sen nasıl böyle düzenli üretebiliyorsun?:) Aslında aklıma sürekli fikirler geliyor ama tuhaf bir şekilde üşeniyorum yazmaya... Resim benim de çok hoşuma gitti bu yüzden üzerine pek düşünmeden koyuverdim. Beğenmene ve dönüp tekrar okumana sevindim. Sevgilerimle Ata'cım...  09.01.2012 10:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 361
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 943
Kayıt tarihi
: 16.06.10
 
 

1980 'de doğdum. Batı'da küçük bir şehirde büyüdüm. Büyüyünce durduğum yerde duramaz oldum. Kuş o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster