Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mart '17

 
Kategori
İlişkiler
 

SADAKAT VE AŞK

SADAKAT VE AŞK
 

Aşk,ruhların fırtınasıdır..


SADAKAT VE AŞK

  

Daraldığım anlarda evde yalnızken klasik müzik kanallarına sarılırdım..

Daniel Barenboim’in Chopin yorumları beni olduğum yerden alıp daha önce hiç görmediğim ama çok iyi bildiğim yerlere sürüklerdi..

Öyle gecelerden birinde mesajı geldi telefonuma..

Her zaman olduğu gibi ihtiyatlı bir yaklaşım içindeydi..

“İyi misin?” diyordu..

Hiç beklemediğim birşeydi bu..

Birden bana ihtiyaç duyduğunu hissettim.”İşte” dedim, “Galiba ne sesimi duydu uzaklardan..”

Yine aynı girdaba çekiliverdi düşüncelerim.Oraya yazacağım minik bir kelime sanki koca bir dünyayı yok edebilecek bir kudrete sahipti..Onun için dikkatli davranmalıydım..

 “İyi değilim” demek merak duygusunu tetiklerdi, ve onu sağabilirdim.

 Vazgeçtim.O an neyi hissediyorsam onu yansıtmayı tercih ettim.

“Gooood” diye sevimli bir kelimeyle onu rahatlatmayı düşündüm.

Bütün benliğim vereceği cevaba bağlanmıştı.

“Kahven var mı..?”

Hiç ama hiç beklemediğim bir karşılıktı bu..Ama bugüne kadar duymayı çok istediğim bir şeydi, ne yalan söyleyeyim..

Aslında belki de uzunca bir süredir ikimiz arasında varolan, belli belirsiz ama çok güçlü hissettiğimiz o duygunun paylaşımlarından biriydi..

Kimseler farketmemişti, ikimiz  yaşamıştık..

“Çok sevinirim, gel” diyebildim mesajda..

Bütün bunların bir kandırmaca  yahut bir hayal ürünü olup olmadığını sorguladım kendime..

Değildi..                           

Çok içtiğim gecelerin rüyalarında onu görürdüm ve gerçekten karıştırırdım dakikalarca..Rüya mı gerçek yoksa gerçek mi rüya..?

 Bazen rüyanın gerçeği yaşadığım gerçeğin önüne geçerdi..İkisinin arasında kalırdım uzun bir süre..

Ve her zaman rüyalar daha gerçekçi gözükürdü bana..

O yüzden durumu bir daha gözden geçirdim.

Mesajlar gerçekti, ben ayıktım, rüya da görmüyordum.Bunun doğruluğunu telefon çalınca anladım..

“Apartmanın adı neydi?” dedi açar açmaz..

O anda farkettim bu sorunun cevabını ezbere bilmediğimi..Allahtan duvardaki panoya adeta böylesi günler için şerh düşmüştüm..

“Deniz” dedim, “zilde isim yok, no 9 yazıyor”

O hiç sevmediğim kapı zili sesi dünyayı yıkarcasına yankılandı evin duvarlarında.. Otomatiğin keskin mekanik sesi arkasından..

Gerçekten de gelmişti.

Bakışlarında  günah işlemeyi göze almış bir kahramanın ruhu var gibi geldi.

“Biraz içmiş” diye düşündüm..

Bu iyi bir şey miydi yoksa tam tersi miydi, çözemedim o anda..

Korkularım yine beni esir almaya çalışmaktaydı..

İçmişti ve bana hesap sormaya gelmişti..

“Bugün çok düşündüm ve bu bizim yaptığımız çok yanlış, şu andan itibaren bütün herşeyi siliyoruz, bunlar yaşanmadı ve asla hiç kimseyle paylaşmayacağız..” diyecek ve varolmaya çalışan o küçücük duygu dahi yokolacaktı..

Öyle olmadı..

“Biran var mı?” dedi..

Bir biranın buzdolabında bulunabilmesinin insana bu kadar fazla mutluluk verebileceğini o anda öğrendim..

Salondaki televizyonda son dinlediğim kanalda Daniel Barenboim’in Chopin yorumları sürmekteydi..

Bira şişesini aldı..Ve o keskin soruyu soruverdi..

“Ne istiyorsun benden…?”

Sınavda beklemediği yerden soru gelmiş öğrenci gibi olmuştum..

Kendimden bile beklemediğim planlamadığım cevabı o an verebildim..

“Sadakat..Aşkın kendisine sadakat, başkalarının yarattığı değil, gerçekten hissettiğin aşk duygusunun ta kendisine

sadakat.. ”

“Buraya geldiğin için vicdanında reddettiğini sandığın, o uydurulmuş ama anlamının çok kuvvetli olduğunu düşündüğün, yalnızca bir noktaya sığınabilmiş kavram olan sadakattan bahsetmiyorum..”

Bu kadar sert bir karşılık beklemiyordu, farkettim..

Sonra  o herşeyi yakıp yıkıp terkettiren tablo bir daha geldi gözümün önüne.

Oysa ki hayat oraya kurmamıştı masalı.

“Sadakat” dedim, “Benim aklımda cinselliğe indirgenemeyecek kadar güçlü bir kavram.Benim sana bağlılığım yalnızca bana ait bir kavram.Senin yönettiğin değil.Sana sadakatla bağlıyım çünkü yalnızca sen beni bu duyguya getirebiliyorsun..Üstelik alabildiğine masum ve safça..İnsanlar hep başkalarının yarattığı kavramlara göre biçimlendiriyorlar hayatlarını..Ben o kategoriye ait bir insan değilim.. Seni gördüğümde kalbim çarpıyor, normal hareketlerimden uzaklaşıyorum, sanki bir masal alemine dalıyorum..Ve de bir gerçeği daha söyleyeyim sana..”

Gözlerini dikmiş beni dinliyordu..

Tam karşımdaki koltukta arkasına dayanmıştı. Elindeki  bira şişesini sehpaya koydu..

“Tüm bu olanların seni incitmesinden korkuyorum..”

“Niye ki ?” dedi..

Bazen böyle olurdu.. Bana kızgınmış gibi geldiği anlarda bulduğu bir kelime ve onu söyleyiş tarzı birden havayı değiştirirverirdi..

“Biliyorsun,  en baştan beri sana yaklaşımım hep dürüstçe oldu.. Yıllarca önce bir sevgilin vardı  ya..O dönemde bile senin yanındayken hep aşırı kontrollü davranmaya çalıştım sana bir zarar gelmesin diye..”

“Ta o zamanlardan beri yani..?”

Gerçekten de o zamanlardan beriydi.. Düşündüm, yıllar geçmişti..

“Bak gördün mü?” dedim.. Ne kadar kontrollü davranmışım..Hiç belli bile olmamış…”

“Bu konuyu başka bir zaman konuşuruz..”

Bundan ne anlam çıkarmalıydım acaba..?

Anlamış belli mi etmemişti, ya da tahmin etmiş üzerine kondurmamıştı..

Ya da usul usul bu durumdan etkilenmiş, keyfini çıkarmıştı..

Bunların hepsi de olabilirdi..

Ama şu an bunu konuşmayacaktık, başka bir günün konusuydu, bu da başka bir gün daha karşılıklı bu konuları konuşmayı sürdürecektik demekti..

İyiydi yani..

“Evet” dedi," baştan beri bana saygılı ve sevecen davrandın..Biliyorum..”

“Zor bir durum tabii.." dedim, "ama benim için inanılmaz heyecan verici.. Seninle beraber geçirdiğimiz her an gerçekten bir masal alemi gibi..”

Masal alemine takılmıştım o gece..

Masal kitaplarındaki prensesler, prensler, yemyeşil ormanlar..Saf bir aşkın büyüsüne kapılmış iki sevgilinin başbaşa geçirdiği saatler geliyordu aklıma..

Bir nehir kenarında ağacın dibine oturup saatlerce hiç konuşmadan suyun akışını izleyerek..

“Sadakate dönersek, anlatmak istediğimi anlayabildin mi acaba..?”

“Bir bira daha veririsen belki daha iyi anlayabilirim” dedi..

Gülüştük..

Kendime de aldım bir tane..

“Benim sadakat anlayışım iki insan birlikteyken bir başkasıyla daha ilişkiye girmemek aslında”dedi..

“Aldatma fikri çok kötü bir şey..”

Konu derindi..Atılacak  yanlış bir adım ters anlamalar doğurabilirdi birden..

“Cinsellik perspektifi, en korkunç olanı..”

“Korkunç mu, nasıl yani..?” diye sordu..

“ Korkunç tabii. Tecavüzler, öldürmeler, insanlıktan çıkmalar..Tamamın derdi iktidar.. Cinsellik, sahip olma kavramları burdan çıkmakta..Çok büyütülüyor kasıtlı olarak..Rol model ilişkiler, tanımlanmış, kanun haline getirilmiş beraberlik kuralları..Bana çok aptalca geliyor..”

“Ama öteki türlüsü dejenerasyon yaratmaz mı..”

“Asıl dejenerasyon diğer yanda, karşı açıda.. Düşünsene birbirlerine sevmek zorundaymış gibi davranan bir sürü insan, evlilikler filan.. Para için, çocuklar için çevre ve gösteriş için istemedikleri bir ilişkiye zorunlu olarak tahammül eden bir yığın insan.. Ya da bir başlayalım da düzelir diye, daha da fenası ben düzeltirim diye çırpınan insanlar..”

“Aslında bu dediğinde haklısın” deyiverdi..

“Kemal’de bunu hissetmiştim..Bile bile.. Ama bir ümit işte..Dediğin gibi.. Yedisinde neyse yetmişinde de o..”

“Zaten o dönemde bunları yaşadığını az çok tahmin ediyordum..”

“Hadi canım!!” dedi şaşkınlıkla..

“Nerden anlamıştın…?”

Bu soruyu sorarkenki ses rengi, içinde neşe ve bana karşı gizli bir hayranlık barındırıyordu..

İşte bu anlar beni sarmalıyordu ona karşı..

“Kolaydı benim için” dedim..

“Bakışların.. Ona bakışların.. Ama onları görmesini bilene..”

Gözlerini yere indirdi..

Biranın da tesiriyle yanakları al al olmaya başlamıştı..Bu onun en sevdiğim anlarından biriydi..

Biraz sonra gözlerini yukarı kaldırdığında, o al al olmuş yanaklarıyla bana bakınca, zaman ağırlaşacak, ağırlaşacak, durma noktasına gelecekti benim için..

Bu resim belki de hayatım boyunca gördüğüm en güzel resimlerden biriydi..

İki eliyle saçlarını yana alırken yaptı bunu..

“İşte” diyebildim..”Benim sadakatten anladığım tam da bu..Senin onun gözlerinde göremediğin, benim senin gözlerinde gördüğüm..

     

 

 

Birasının son yudumunu içmişti..

“Sen acaip bir adamsın” dedi.

“Şimdi gitmek istiyorum..”

Sanki cebime bir hazine konmuştu..

Ötesi olmasındı, şu an o kadar güzeldi ki, bunun üstüne konulabilecek herhangi bir şey bu büyüyü sonsuza kadar yok edebilirdi…

Taksi durağını aradım, “Deniz apartmanı” dedim, kaydım vardı “5 dakika içinde geliyor efendim” dedi.

Kapının eşiğinde gözlerinin ta içine odaklandım…

Okyanusları, ormanları, kainatı görür gibi oldum..

“Varınca ara” diyebildim sessizce..   

     

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 171
Kayıt tarihi
: 23.01.15
 
 

Hayat üzerine aklımdaki her şeyi buraya yazıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster