Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '17

 
Kategori
Hukuk
Okunma Sayısı
591
 

Sadakat Yükümlülüğü - Deliller

Sadakat Yükümlülüğü - Deliller
 

Sadakatsiz Davranışlar


SADAKATSİZLİK

Eşlerin birbirine sadık kalma yükümlülüğü boşanma davalarına sıkça konu edilen bir olgudur. Ancak bu konuda dilekçelerde sıkça hataya düşülmekte, doğru dürüst delil listesi sunulamamakta, ispat zorluğu yaşanmaktadır. Açıklamalarımda genel hatlarıyla bu konulara değinip; yanlış bilinenleri, yapılması gerekenleri ve özellikle ispat hususlarına değineceğim.

İlk olaraksadakat yükümlülüğünün kanuni temelini bilmemiz gerekmektedir. Bu husus 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Evliliğin Genel Hükümleri” başlıklı bölümünde düzenlenen 185. maddesinin üçüncü fıkrasında yer almaktadır.  185. madde üçüncü fıkrası ise “Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar” hükmünü içermektedir. Ancak dikkat edilecek olursa burada sadakat yükümlülüğünün tanımı yapılmamıştır.

Sadakat yükümlülüğü denilince öncelikle aklımıza cinsel sadakat gelmektedir. Ancak bununla sınırlı değildir. Eşler arasındaki gerçekleri gizlememe, yalan söylememe, sır saklama gibi benzer yükümlülüklerin temelinde de sadakat yükümlülüğü vardır. Mesela, eşler gerek birlikte yaşadıkları ve paylaştıkları sır alanlarına ilişkin bilgileri; gerekse birbirlerinden öğrendikleri bir diğerinin iş, mesleki faaliyet, aile yaşamı, sağlık vb. alanlarına ilişkin bilgileri üçüncü kişilere karşı saklamakla da yükümlüdürler. Eşlerin birbirlerinin sırlarını açıklaması kadar, birbirleri hakkında doğruluğu bulunmayan sözleri etrafa yaymaları da sadakat yükümlülüğünün ihlâli anlamına gelir.

Başlangıç olarak boşanma davasında sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlara ilişkin vakalar ne zaman ileri sürülebilir, ne zaman ileri sürülemez konusunu bilmememiz gerekmektedir. Uygulamada bu konuda pek çok hata yapılmaktadır. Mesela davanız devam ederken taraflardan biri sadakatsiz davranışlarda bulunuyor. Bunu açılmış boşanma davasında ileri sürebilir misiniz? Veya ileri sürdünüz ancak hükme esas alınmadı.

Yukarıda açıkladığım üzere Medeni Kanun 185/3’e göre eşler birbirine sadık kalmak zorundadırlar. Bu konuda bir duraksama bulunmamaktadır. Bir boşanma davasının açılması durumunda eşlerin sadakat yükümlülüğü elbette ortadan kalkmaz. Bunun aksi de düşünülemez. Nitekim boşanma davasının açılmasıyla eşler arasındaki cinsel sadakat yükümlülüğünün "kalktığına" ve dava tarihinden sonra gerçekleşen sonraki cinsel sadakate aykırı davranışların "yeni bir dava” konusu yapılamayacağına ilişkin bugüne kadar alınmış hiçbir Yargıtay kararı da bulunmamakladır. Boşanma davalarında uygulanacak yargılama usulü Türk Medeni Kanununun 184 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile emredici olarak düzenlenmiş olduğundan eşlerin sadakat yükümlülüğünün evlilik süresince geçerli olmasına ilişkin "maddi hukuk kuralı” taraflara ön inceleme aşaması tamamlanıncaya kadar usulüne uygun şekilde dayanılmayan vakıalara dayanma ve bu vakıalara ilişkin delil sunma hakkını VERMEZ.

Bilmeyenler için söylemem gerekirse; ön inceleme aşaması Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer almaktadır. Hukuk yargılamamızda tarafların dilekçelerinin teatisinden sonra, ilk derece mahkemesince ön inceleme yapılır. Mahkeme ön inceleme aşamasında “dava şartlarını ve ilk itirazları” inceler. Tarafların uyuştukları uyuşamadıkları konuları sıra numarası altında tek tek belirler. Tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda onları sulhe teşvik eder, bu durumlar tutanağa geçirilir.

Boşanma davasına bakan mahkeme yargılamayı Türk Medeni Kanununun 184 ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. 119. 129. 137. 140/3 ve 187. hükümlerinde yer alan emredici düzenleme sebebiyle ön inceleme sonuç tutanağında yer alan ve taraflarca imzalanarak kabul edilen çekişmeli vakıaları gösteren tutanak esas alınmak suretiyle yürütmek zorundadır. Ön inceleme sonuç tutanağı adeta boşanma davasının yol haritasıdır. Hukuk Muhakemesi Kanunu 141/1. Maddesine göre başka yoldan gidilmesi ancak karşı tarafın açık muvafakati ile mümkündür. Burada önemli olan yine Hukuk Muhakemesi Kanunu 25/1. maddesine göre ön inceleme aşaması tamamlanana kadar usulüne uygun şekilde ileri sürülmemiş olan vakıalar, mahkemece kendiliğinden incelenemeyeceği gibi, hâkim onları hatırlatacak hallerde dahi bulunamaz. O halde, sadece ön inceleme aşaması tamamlanana kadar usulüne uygun şekilde bildirilmiş olan vakıalar boşanma davalarının sınırını çizmekte ve mahkemece ancak, bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmekledir. Aksinin kabulü: davacının dayandığı olguların, dolayısıyla elde etmek istediği nihai talebin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; ileriki süreçler de dâhil, yargılamanın hangi aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 184. maddesinde "boşanmada yargılama usulü" ayrıca düzenlenmiş: anılan maddenin ilk fıkrasında "Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir" hükmüne yer verilerek, maddede sayılan istisnalar dışında, boşanma davalarının "genel yargılama usulüne” tabi olduğu belirtilmiştir. Boşanmada genel yargılama usulünün uygulanmasına ayrık olan kurallar ve uygulanması özel usuller, Türk Medeni Kanununun 184. maddesinde sınırlı olarak belirtilmiş olmasına karşın; bu sınırlamalar ve istisnalar içinde, tarafların usulüne uygun şekilde dayanmadığı vakıaların ve özellikle tahkikat aşamasında meydana gelen boşanma sebebi oluşturan cinsel sadakatsizlik dâhil her türlü vakıanın değerlendirmede esas alınacağına dair özel bir düzenlemeye bir başka deyişle istisnaya yer verilmemiştir.

Ön inceleme aşaması tamamlanana kadar usulüne uygun şekilde (HMK. md. 141) dayanılmayan bir vakıanın, tahkikat aşamasında gerçekleştiğinden bahisle davalıya kusur olarak yüklenmesine, açıkladığım "emredici usul kuralları” sebebiyle imkan bulunmamaktadır.

Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Davadan sonra oluşan vakıalar görülmekte olan boşanma davasında hükme esas alınamaz, ancak yeni bir dava konusu yapılır ve ispat edilirse birleştirilerek görülecek yeni boşanma davasında bu sebeple boşanma kararı verilebilir.

Bu konuyu açıkladıktan sonra şimdi de nasıl ispatlanır konusu üzerinde duracağım. Yine öncelikle ispat ve delillere ilişkin olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki 187. madde ve 198. madde arasındaki maddeleri bilmemiz gerekmektedir. Genel olarak açıklayacak olursam;

Taraflar dayandıkları vakıaları ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükü altındadır (m. 194/1). Bu bir yandan vakıaların, açık, somut olarak kanunun aradığı koşul vakıalara denk düşecek şekilde ortaya konulmasını gerekli kılmakta, diğer yandan da vakıanın ispatı zımnında her bir vakıayı ispatlayacak delillerin gösterilmesini gerekli kılmaktadır (m. 194/2). Yani delillerle vakıalar arasında doğrudan bağlantı kurulmalıdır. Dilekçeler bu çerçevede hazırlanmalıdır. İspat yükü ise, kural olarak iddia edilen bir vakıaya bağlanan sonuçtan lehine hak çıkartan tarafa aittir (m. 190/1). Ancak, Kanunda açıkça ispat yükü belirtilmişse, o zaman bu kurala bakılmayacaktır.

Tarafların ellerinde bulunmayan ve incelenmesi gereken delillerin getirtilmesi için ilgili kişi ve kurumlara bu durum bildirilir. Eğer delilin getirtilmesi mümkün değilse, o delil bulunduğu yerde incelenir (m.195). Bir delile dayanan ve o delili gösteren taraf, diğer tarafın açık izni olmadıkça o delile dayanmaktan vazgeçemez (m. 196). Deliller davaya bakan mahkeme huzurunda ve mümkün olduğunca birlikte incelenir; ancak zorunluluk varsa başka duruşmaya bırakılabilir (m. 197/1).  Başka yerde olup mahkemeye getirilemeyen deliller o yerde istinabe yoluyla toplanır ve incelenir (m. 197/2). Bu durumda, taraflar istinabe olunan mahkemede hazır bulunabilir ve delillerle ilgili açıklama haklarını kullanırlar ve bu husus taraflara bir davetiye ile bildirilir (m. 197/3).

Tanık deliline değinirsem; 6100 sayılı Kanunda tanıklar bakımından, çok önemli temel değişiklikler yapılmamıştır. Eğer ispat için yeterliyse, gösterilen tanıkların bir kısmının dinlenmesi ile de yetinilebilir, diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilebilir (m. 241). Bu da “ben 10 tane tanık gösterdim. Hâkim üçünü dinledi. Neden geri kalanını dinlemedi” sorusunun cevabıdır. Tanıkların takdiri delil olduğunu da belirtmek isterim. Eş söylemle tanık karşı tarafın aldattığını söylüyorsa bu tek başına hâkimi bağlamaz. Başka delillerle de desteklemeniz gerekmektedir. Kaldı ki tanıkların da duyuma değil görgüye dayalı bilgisi olması yerinde olacaktır. Peki, akrabaların tanıklığı geçerli midir? Doğruyu söylemeyebilirler diye düşünülebilir. Hukuki olarak bakarsak; ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü sebep sayılamaz. Eğer tanık veya tanıkların doğruyu söylemediklerine inanıyor ve elinizde delil de varsa Cumhuriyet Başsavcılığına 5237 sayılı Kanun 272. maddeye göre yalan tanıklıktan suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Ayrıca kararda mahkemece anılan tanık beyanlarına neden itibar edilmediğinin gerekçesi açıklanmak zorunda olduğunu da unutmamak gerekir.

İkinci olarak fotoğraf deliline gelirsem; bu delil sadakatsizliği kanıtlamak için önemli bir delildir. Karşı tarafın başka bir erkek veya kadınla samimi, belki uygunsuz/ilişkiyle ilgilifotoğrafları sadık kalınmadığını gösterir.

Bir diğer delil ise cinsel ilişkinin varlığını açıkça kanıtlayan başka bir erkekten hamile kalınması durumudur. Çok sık karşılaşılan bir durum olmamakla birlikte meslek hayatımda karşıma çıkmış ve kadının başka bir kişiden çocuk aldırdığını, kayıtlarla kanıtlamıştım. Cinsel ilişki olgusu her türlü delille kanıtlanabilir. Kocanın iş için uzun süre evden ayrılmasına, başka ilde veya ülkede çalışmasına rağmen kadının hamile olması da yine basitçe kanıtlanabilir. Başka durumlarda ilişkiye girilen, kalınan veya kalındığı düşünülen otel kayıtları istetilebilir. Burada da karşı tarafın kiminle kaldığı görülecektir. Yine bir davamda müvekkilimin eşinin eve geç geldiğini, haftada bir veya iki gün geldiğini anlatması üzerine şüphelenmiş, boşanma davasında savcılıkta devam eden bir soruşturma veya kovuşturmasının olup olmadığını istetmiş; ağır ceza mahkemesinde fuhuş için aracılık etmek veya yer temin etmekten devam eden yargılaması olduğunu öğrenmiştim. Dosya içerisinde de çoğu sanık ve tanık anlatımlarında bu kişinin neler yaptığı anlatılmakta, dosya içerisindeki deliller de boşanma davası açtığımız karşı tarafın sadakatsiz davranışlarını açıkça göstermekteydi.  Bir de cinsel yolla bulaşan hastalıkları da dikkate almamız gerekmektedir. Kolayca hastane kayıtları ile ispatlanacaktır. Unutmayınız ki, iyi bir araştırma ispat kolaylığı sağlayacaktır. Ayrıca eşlerden birinin zinası ile, diğer eşin boşanma davası açabileceğini ve davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşeceğini ve özellikle affeden tarafın dava hakkı olmayacağını belirtmek isterim.

Diğer istetilmesi gereken delil ise telefon kayıtlarıdır. Bu da çok önemli ve değerli bir delildir. Uygulamada genellikle boşanma davası açıldığı tarihten geriye dönük olarak son 1 senelik kayıtları istetmekteyim. Eğer karşı tarafın telefon numarası biliniyorsa sadece bu numara ile bağlı kalmamakta fayda görüyorum. Dilekçelerimde tüm GSM operatörlerine karşı tarafın kayıtlı hattı olup olmadığının sordurulmasında yarar vardır. Çünkü sizin bilmediğiniz gizli bir hattı olabilir. Tabi eğer hat varsa dökümleri de gönderilecektir. Müvekkillerin birçoğu telefon kayıtlarındaki telefon görüşmelerinin ve mesajların içeriğinin geldiğini düşünmekle birlikte bu husus tamamıyla hatalıdır. Herhangi bir karar olmadan hiç kimsenin telefon görüşme kayıtları ve mesajlaşma içerikleri tutulamaz. Operatörlerden HTS kaydı dediğimiz kayıt gelir. Bu kayıtta arayan numara, aranan numara, aramamı mesajlaşmamı olduğu, süresi ve saati gibi bilgiler bulunur. Peki, konuşma mesajlaşma içeriği yoksa sadakatsiz davranışı nasıl kanıtlayacağız? Bu düşünüldüğü kadar zor bir durum değildir. İyi bir araştırma ve gelen kayıtların incelenmesi ile genellikle, gece geç saatler de, yapılan sizin bilmediğiniz, sıkça görüşülen veya mesajlaşılan numaralara bakılacaktır. Mutat olmayan saatlerde ve yoğun bir şekilde, uzun süreli yapılan görüşmelerin hayatın olağan akışına uygun görülemeyeceği ve sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil edeceği açıktır. Ancak bu yeterli değildir. Günümüz internet çağı olup facebook’a dahi telefon numarasını yazsanız kime ait olduğu gözükmektedir. Tespit ettiğiniz ve şüphelendiğiniz numaraların kime ait olduğunun da araştırılmasını mahkemeden talep etmeniz gerekmektedir. Genellikle bu numaralar karşı tarafın ilişki içerisinde olduğu erkek veya bayan arkadaşı çıkacaktır. Karşı taraf bu konuşmaları iş arkadaşı veya herhangi bir tanıdığı olduğunu söyleyebilir. Burada da mutat olmayan saatler kavramı önemlidir.

Bir diğer delil ise ilişkiyi açıklayan ve doğrulayan mektuplar, yazılardır. Nadir de olsa bulunabilmektedir. Mesela girdiğim davalarda müvekkilimin evde bulduğu ve karşı tarafın sevgilisine yazdığı mektuplar, internette tanıştığı ve farklı biçimlerde kayıtlarını tuttuğu defterler mahkemeye delil olarak sunulmuştur. Belirtmek isterim ki; ortak yaşanan evde bulundurulan bu çeşit belgelerin elde edilmesinde, hukuka aykırılık yoktur. Hukuka aykırı olarak elde edilen delilin değerlendirilmesi konusunda Medeni Usul Hukukunda da geçerli olan dürüstlük kuralı esas alınarak karar verilmeli ve bu konuda her somut olayda değerlendirme yapılmalıdır. Ayrıca, bu konuda ihlal edilen kanun hükmü ile ispatlanmak istenen menfaat arasında amaca uygunluk hususu da esas alınmalıdır.

İkrar da sadakatsizlik iddialarınızı destekleyecek başka olgudur. Bu husus da davalarda çok sık karşılaşılan bir olgu olmasa da uygulamada davalarımda karşılaşmış olduğum bir durumdur. Müvekkiliniz sizden habersiz veya karşı taraf davada “evet, aldattım” diyebilir. Ancak eşlerin zinayı kabulleri hâkimi bağlamaz. Zinada kabul tek başına hâkimi bağlayan delil sayılmamaktadır. Ayrıca zina davasında yemin deliline de başvurulamaz.

Belirttiğim tüm bu hususlarla sınırlı kalmayacak şekilde mahkemeye sunduğunuz iyi bir delil dilekçesi ve iyi bir araştırmanın ispat kolaylığı sağlayacağını unutmayın.

İlgili videoya  http://www.youtube.com/watch?v=Jaw0FGRTntg&feature=youtu.be  linkinden ulaşabilirsiniz.

 

Av. Gökhan ARICAN

www.gokhanarican.av.tr

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 5200
Kayıt tarihi
: 29.05.12
 
 

Av. Gökhan ARICAN, 1977 yılında Mersin'de doğdu. Polis Koleji'ndeki eğitiminin ardından 1998 yılı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster