Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
643
 

Sadakatsizlik ve erdem dersleri

Sadakatsizlik ve erdem dersleri
 

Televizyonda özellikle gündüz kuşağında çokça yayınlanan programlar vardır; “her yolu bilir halkımızı” toplayıp stüdyoya, programa konu mankeni olmuş insanların deşifre edilmiş özel hayatları hakkında ahkam kestirirler. Bir nevi “halk mahkemesi” görüntüsü verilen stüdyoda, eline mikrofonu ilk kim geçirirse başlar en üst perdeden fırça atmaya. Ağırlıkta karı koca ilişkilerinden başlayıp, her türlü gönül ilişkisi üzerine ahlak dersi verir “halk mahkemesi”!

İki kişi arasında yaşanan özel bir konunun milyonlar önünde deşifre edilmesini anlayamamak neyse de, milyonların birbirinin gözünün içine baka baka yalan söylemesi zorlar en çok tahammül sınırlarını.

Eşini aldatmış olan adam ya da kadının, konuyu niçin evlerinde değil de o stüdyoda konuştukları anlaşılmayadursun, sadakat konusunda mangalda kül bırakmayan halkımızın duyarlılığı takdire şayandır velhasıl.

Meğer ahlak düzeyi ve sadakat kavramı ne denli yüksek bir toplummuşuz! Meğer ne çok prensip sahibi insan varmış bu coğrafyada ve ne çok sevgiyle dolup taşıyormuş yurdum insanının içi!

Bütün o adamlar ve kadınlar bunca ahlaklı sadıklar oldukları için, stüdyodaki konu mankenlerine bakarak verip veriştiriyorlar eşlerini aldattıkları için: “Seni gidi utanmaz şerefsiz!”

Oysa hepimiz biliyoruz ki; ilişkilerdeki sadakat düzeyi hayli düşük yaşadığımız coğrafyada da. Çok uzağa gitmeye gerek yok; şu bizim avuç içi kadar kasabamıza bile baktığınızda, evli barklı nice adamların bir dönem Romenlerle şimdilerde Ruslarla zevk-ü sefa yaptığını biliyoruz hepimiz. Dahası, evli olup da eşine gerçekten sadık kaldığını bildiğim erkek sayısı sadece iki (rakamla 2) yani; tanıdığım yüzlerce hemcinsim arasında. Toplum içinde ilişkiler üzerine onca atıp tutan erkeklerin, erkek erkeğe kalınan bir ortamdaki en yalın ve maskesiz halini yine biz erkekler gayet iyi biliyoruz; birbirimizin sırlarını da hatta!

Aldatan bunca erkek, karısını bir başka erkekle aldatmadığına göre (cinsel tercihini hemcinslerinden seçen birkaç istisnayı saymazsak yani) yine kadınlarla birlikte yaşıyorlar bu sadakatsizliği. Üstelik İstanbul gibi büyük şehirlerde artık neredeyse normal bir hale gelmiş evli kadınların da aldatması.

Gizleme, saklama, ipucu bırakmama konusunda bizlerden çok daha başarılı olduğu için kadınlar, sanki aldatma eylemi erkeklere has bir olguymuş gibi algılanıyor. Halbuki, aldattığı su yüzüne çıkmış o kadınlar, sadece geride ipucu bırakarak “yakalanmış” olanlar. Ya hiç “yakalanmayanlar” ? Ki evli olduğu halde eşini senelerce aldatmış ve bunu başarıyla saklayıp toplumda “ahlak ve namus konusunda ahkam kesme hakkına sahipler” grubunda görünen çok sayıda kadın var tanıdığım.

Oysa sokağa çıkıp kime sorsanız, herkes sütten çıkmış ak kaşık! Hiçbirimizin kitabında yok öyle aldatmak, karaktersizlik, namussuzluk vs! Biz hepimiz, bir ilişkiyi bitirmeden diğerine başlamayacak kadar prensip ve erdem sahibi insanlarız. Biz, eğer mevcut bir ilişkimiz varken bir başkasından etkilenmişsek, açık yüreklilikle durumu anlatıp ilişkiyi bitirdikten sonra yenisine başlayacak kadar gurur, onur ve kişilik sahibi insanlarız.

Ne hoş geliyor kulağa değil mi! Hepimiz nasıl da ezberlemişiz bu cümleleri ve nasıl da peş peşe sıralayıveriyoruz sorulduğu zaman, ihanet pisliğine gırtlağına kadar batmış ruhlarımıza aldırmadan.

Dahası, ihanet, namussuzluk ve karaktersizlik öyküleri taşıyan geçmişimize ve bugünümüze hiç aldırış etmeden (nasıl olsa yakalanmadık ve nasıl olsa temiz olduğumuz yalanlarını yutturabiliyoruz) başkalarına dersler vermeye kalkıyoruz en prensipli ve iri iri cümlelerle!

“Kendi ihanetine bakmadan, başkalarına sadakat ve ahlak dersleri verme!” cümlesini büyük harflerle yazıp her gün yemeklerden sonra okumalarını öneririm; ahlak konusunda ahkam kesmeye bunca meraklı yurdum insanına!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben hep şuna inanmışımdır. Birşey yaparken iyi düşünmek gerekiyor. Evrene ne verirsen o da sana er veya geç aynısını veriyor. Aldatan biri, kadın veya erkek ilerde aldatılabileceğinide göze alması gerekir.

medisis 
 25.08.2007 13:59
Cevap :
Bu pencereden baktığımızda daha da kötü bir yanı işin: Aldatan biri, kendinden yola çıkarak, daha sonrasında "aldatılabileceği paranoyasıyla" yaşıyor bir müddet sonra. Güvenilir olmadığını bilenler, bir başkasına da güvenemiyor artık ve Evren, aslında en büyük cezayı bu şekilde vermiş oluyor. Yorumunuz için teşekkür ederim...  25.08.2007 15:32
 

Ne yazık ki toplumumuzda aldatanlar çok; ama kadınları aldatmaya iten kocalara ne demeli? "kadınlar aldatmaz" blogumda yazdığım gibi

Canan Öz 
 21.08.2007 23:26
Cevap :
Kimin kimi hangi gerekçeyle aldattığının zerre önemi olmamakla beraber benim için, bahsettiğiniz yazıya girecek olursak kadınların ihanetinin daha bir ikiyüzlü oldugunu görürüz. Evlilikse özellikle bahsettiğiniz, birinci derecede ekonomik yetersizlik, ikinci derecede aile ve toplumdaki statüyü kaybetme korkusuyla boşanmaya yanaşmayan/cesaret edemeyen kadınların, evdekini maddi olarak kullanıp dışardakini "ihtiyaç" anında araması, evli kadınların ne denli "karakterli bir ihanet" anlayışı olduğunu gösteriyor sanırım. Yakın çevremde benzer bir olay patlak verdiği için kaleme aldım bu yazıyı. Eşini 5 yıl boyunca (ki ihanetlerin 5 yıl sürmesi de son zamanlarda ilginç bir tesadüf oldu) kendinden 20 yaş bir kadınla aldatan bir adama, kendi pisliklerine bakmadan yorum yapan insanlara tahammülüm kalmadı artık. Son bir not size; öyle ya da böyle "aldatma" kavramını kendine yakıştıran ve "meşruiyetini" dile getiren kadınların "aldatabildiğini" de örnekleriyle gördük.  22.08.2007 3:32
 

Şahan'ın Dişi Yakarış'ı geldi...Hassas konular bunlar.Yok sayarsan-yapmış olsan da olmasan da - yok oluyor sanılabilir ihanet.Belki kendi için,reddetmeyle falan ortadan kalkabilir.Ama bir insan ne _ok yediğini biliyorsa,o gerçekten asla kaçamaz.Biraz da yaşayıp öğrenilebilen bir yapıya sahipseniz,bahsettiğin o "ar-namus timsali insan" konuşmalarına hiiç girmiyorsunuz.Şu hayatta herşey her an olabilir.Şaşırmamayı öğrenmek gerekiyor.Gözleri gereksiz yere büyük büyük açmamak gerekiyor:)

Hadi Zeynep! 
 21.08.2007 16:50
Cevap :
Zaten kimin ne _ok yediği değil bizi ilgilendiren. Yediği _oku saklamayı başardığı için "namuslular" bölümünde hak etmeden oturduğu koltuktan, başkalarının yediklerine bakarak "dürüstlük timsali" kesilen "ikiyüzlülerde" sorun. Şaşırmıyorum artık zaten be Zeynep; söylediğin gibi yani, "her an için herşey olabilir."  22.08.2007 3:22
 

"İlk taşı hiç bir günahı olmayan fırlatsın!" diye... Aslında son derece de doğrudur. Etrafta ahlak zabıtası gibi davranan nice erkek ve kadının aslında ne kadar ikiyüzlü yaşamlar sürdüğüne hepimiz tanık oluyoruz. Ya da ünlülerin evlilik dışı ilişkilerini eleştirip duran arkadaşlarıma "senden ne farkları var ki? "dediğimde donup boş boş bakıyorlar yüzüme öylece... Teorik ve pratik meselesi azizim:) Sevgiler...

Yeşim Özdemir 
 21.08.2007 13:41
Cevap :
İşte o "fark" meselesi geldiğinde gündeme, hemen yapıştırıveriyoruz cevabı: "Aaa ben asla aldatmam!" Herkes çok temiz çünkü! Masa başı sohbetlerde kocaman sözcüklerle prensip "raconları" kesenlerin maskeleri düştüğünde gördüğümüz o iğrenç ve kirli yüzleri, maskeleri düşenler görmüyorlar ama aynaya dahi baktıklarında. "Aman canım, yüzeyde biraz leke var sadece"... Hem "ikiyüzlü" hem de "yüzsüz" olmak paradoksu bu! Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgi saygı bizden mirim :)  22.08.2007 3:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 411
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1596
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Milliyet Blog'un ilk yazarlarındanım. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, sonra bir sabah uyandım ki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster