Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
741
 

Sadece “Konuşmak” için mi görevde acaba?

Sadece “Konuşmak” için mi görevde acaba?
 

İşte Türrkiye'de "Siyaset"in fotoğrafı böyle...


Hep bilinen şeyleri yazıyoruz.

Bilgi dağarcığımız mı dar, yoksa görüş alanımız mı?

“Bilgi alma” hiçbir zaman “Bitti” noktasına gelmez. Her gün yeni bir bilgi ortaya çıkar ve insanoğlu her gün kendini yeniler. Daha doğrusu yenilemesi gerekir ki “Akıl” ve “Ruh Sağlığı” bakımından dingin ve ayakta olabilsin.

Peki, o zaman neden her gün “Aynı şeyleri” yazıyoruz?

Çünkü “Mahallenin gıranları” dek durmuyor da ondan…

İstiyoruz ki ülkemizi ve dolayısıyla milletimizin şu anını ve geleceğini ilgilendiren konuları yazalım, görüşlerimizi ortaya koyalım, kamuoyu da bu görüşleri de dikkate alarak kendi görüş ve düşüncelerini oluştursun.

Yok, olmuyor…

Örneğin, önümüzdeki yıl ekonomi penceresinden bakıldığında çok kolay geçmeyeceğini görüyoruz. Daha doğrusu, biz böyle görüyoruz. Başkaları, başka şekilde görebilir, hatta “Çok iyi” geçeceğini ve ülke olarak refah seviyemizin daha da üst boyutlara çıkacağını düşünebilir…

İşte biz “Köşemizde” bunları ortaya koymalı, tartışma açmalı ve doğru ne ise onu bulmalıyız. Eğer ekonomi bizim savunduğumuz gibi “Kötü” geçecek ise veya başkalarının düşündüğü gibi “İyi” geçecekse, yeni yıla başlarken ona göre davranışlarımızı ayarlamalı, programlarımızı ona göre yapmalıyız.

Doğru olan, akıllı olan yöntem bu…

Bizim yaptığımız ise, kısır bir döngü içerisinde “Dedi ki, dedim ki” den öteye ne yazık ki geçemiyor.

Nedeni basit…

Gündemi oluşturanlar, olayları ya saklamak ya da istedikleri gibi oluşturmak için “Saptırma” politikası oluşturuyorlar.

Daha birkaç gün öncesine kadar “Deniz Feneri” davasını ve Türkiye’deki uzantıları üzerinde yoğunlaşırken ve olayın Türkiye boyutunun üzerine gidilmesi gerektiği üzerinde tartışırken, aynı anda gündem saptırmak için tekrar adını “Ergenekon” koyduğumuz davada yeni ve medya demesi ile “Flaş” tutuklamaları görüyoruz…

Kayseri kalesine bir belgesel çekimi için asılan bayrağa karşı “Haçlı seferi başlatıldı” gibi abuk sabuk üç otuz kişinin hezeyanını televizyon kanallarında üç dört gün üst üste ve aynı gösterimle izliyoruz…

Başbakan İstanbul’a gittiğinde trafiğin karmakarışlık olduğunu bildiğimiz halde, protesto için kornalara sarılıyoruz. Başbakan ise buna karşılık insanları suçluyor ve “Sabırsız bir milletiz” diyor. Oysa dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen devlet ricalinin geçişi sırasında yol kapatmanın, trafiği kesmenin Türkiye’de olduğundan haberi bile yok. Daha doğrusu işine gelmiyor doğru şeyleri ifade etmek…

Her ortamda, hemen her şeye laf yetiştirmeye, gündem yaratmaya, gündemi kendi istediği gibi değiştirmeye çalışan Başbakan’ın asli görevinin neredeyse “Konuşmak, ha bire konuşmak” olduğunu düşünesim geliyor.

Düşünmeye de aslında gerek yok, öyle oluyor…

Ve bizler de o girdabın içinde sanki yazılacak daha ciddi ve esaslı konular yokmuş gibi yazıp duruyoruz.

Bundan biran önce kurtulmamız gerekli, eğer başarabilirsek tabi.

Ancak “İlk adım” da siyasilerden gelmeli. Aksi halde kendimizi bundan kurtarmamızın olanağı yok gibi geliyor bana…

Dünyada meydana gelen önemli ekonomik krizlerin Türkiye’ye doğru gelen ayak seslerinden haberdar değiliz henüz.

Bakın, sabah evden çıktım gazeteye geleceğim. Binanın kapısının önünde bir dostuma rastladım, kendisi üretici… Ayaküstü sohbetimizde geleneksel soruyu sordum…

- İşler nasıl?... Ne var ne yok?

- Vallaha abi… Bu sene üretim ve satış olarak iyi olacağını düşünüyorduk. Gerçek ten de umduğumuzun altında da olsa, işlerimiz fena değildi. Ama bir firmaya verdiğimiz yüklü miktardaki malın bedelini tahsil edemedik…

- Niye ki?

- Firma zor duruma düştü, el değiştirdi, alacağımızı alamadık, umutlarımız da suya düştü…

İşte size 2008 senesi içinde ekonomimizde yaşanan gerçeklerinden sadece bir örnek…

Geçenlerde Organize Sanayi Bölgesine gittim. Bir fabrikanın önünden geçerken yanımda beni götüren arkadaşıma sordum…

- Fabrikanın sahibi “… Abi nasıl acaba, bir gün uğramak isterim, özledim kendisini”

- Abi… Fabrikaya kilidi vurdular, kapalı şimdi…

- !...

Eğer o fabrika kapandıysa, Kayseri’de daha çok fabrika kapandı ve kapanacak demektir… Başbakanın “İyiye gidiyor” dediği ekonomi, fabrikaların kapanması mı acaba?

Siyaseti sadece “Konuşmak, ha bire konuşmak, vara yoğa konuşmak” sananlar…

Siyaset “Konuşmak” sanatı değil, “Yönetmek”, ama “Yeni”ler bularak yönetmek ve yönettiğin toplumu mutlu etmek sanatıdır bir anlamda da…

Bunu başarabildiğimiz zaman, millet olarak istediğimiz yerlere varabilmemiz için gerekli adımları sağlıklı ve doğru olarak atmış olacağız…

Bilmeyenlerin bir kez daha bilmeleri dileği ile…

<ı>22 EYLÜL 2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İbrahim Bey yakında % 53 ü ergekondan içeri alacaklar O zaman sorun kalmayacak. Nasılsa kalan % 47 herşeye razı. Çocuğu kuran kursunun altında kalıyo, şükredip çocuğunu şehit ilan ediyo, şikayet mikayet etmiyo. Deniz feneri dolandırıyor, olsun nedelim bizim müslüman dolandırıcımız, müslüman olsun dolandırıcı olsun deyip bağrına basıyo, hatta para vermeye devam ediyo. Hani bir tarihin milli eğitim bakanı demiş ya okullar olmasa maarifi yönetmek ne kolay diye % 53 e de ergenekon diye bi kılıf buldular tek tek içeri tıkacaklar. Kalanı yönetmek çok kolay olacak.. Sevgi ve selamlarımla..:)))

Yıldız... 
 23.09.2008 10:58
Cevap :
Sayın Demirel... Sonunda "Yorumunuz" ulaştı... Çok teşekkür ederim. Bakalım, sonu nereye varacak, bekliyeceğiz ve göreceğiz. Sonunda birileri altında kalacak, ama kim, merak ediyorum doğrusu... Saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY  23.09.2008 12:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 911
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster