Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
657
 

Sadece 3 çocuğun mu katili?

Sadece 3 çocuğun mu katili?
 

Binlerce kaybımız var...


Canavar yakalanmış… Gazeteler öyle yazıyor… Canavarmış… Yakalanması da ballandırıla ballandırıla anlatılıyor. Yakalayan ekibin başarısı göklere çıkarılıyor. Meğer “canavar”, kaybolan çocukların evine 200 metre mesafedeymiş. Dağları taşları, mağaraları kovukları arayan polis, 100 metre ötedeki “canavar”ı nasıl atlamış, bunu 1, 5 sene sonra yakalamak nasıl “üstün başarı” oluyor, anlamak mümkünse anlatın.  

Aslında, bütün ülkeyi 18 ay boyunca meşgul eden hadise bu kadar basit miymiş, onu da havsalamız almıyor.  

Fakat üzerinde durulması gereken esas konu başka…  

Bir bayram akşamüstü, 3 masum yavru kendi sokaklarında kayboldu. Hadise 1 saat sonra bütün Türkiye’nin gündemindeydi. O andan itibaren, başta çocukların aileleri, yakınları, komşu ve akrabaları olmak üzere, 70 milyon Türk’e bayram zehir oldu. Milletçe dehşetli bir sarsıntı yaşadık.  

Kaybolma muamması haftalarca zihinlerimizi meşgul etti. Uykularımız kaçtı.  

Sonra, yeni bayramlar geldi. Her bayram, kaybolan çocukların akıbetini düşünmek bayramları zehir etti. Acılı aileler ekranlarda gözyaşlarına boğuldu. Onların acısı bütün milletin acısı oldu. 2009 Ramazan Bayramından sonra gelen 4 bayram da hep buruk acılarla, üzüntüyle geçti. İlk günkü travmayı her bayram yeniden yaşadık.  

Geçen hafta, 3 masum yavrunun akıbeti çözüldü… Daha ortadan kayboldukları gece, bir “canavar” onları öldürmüş. Haberlere göre; “canavar” suçunu itiraf etmiş. Şimdi yargılanacak. Suçu sabit görülürse en ağır cezayı alacak. Diyelim ki ağırlaştırılmış müebbet.  

Bu nedir? “Katil”in en ağır cezayı alması, hatta mümkün olsa da ölüm cezası verilse; bu, işlenen suç karşısında ne ifade eder?  

“Katil”in en ağır şekilde cezalandırılması masum yavrucakların hayatlarının karşılığı olabilir mi? Hatta bir tanesinin hayatının karşılığı olabilir mi? Ailelerin üzüntüleri, yakınlarından başlayarak dalga dalga yurda yayılan acının, milletçe yaladığımız şiddetli sarsıntının karşılığı olabilir mi?  

Olamaz!  

Ne yapmak lâzım?  

Olayı derinlemesine düşünmek lâzım!  

Bu olay başımıza neden ve nasıl geldi?  

Bir zamanlar kendisi de 1-2 yaşlarında bebek, 8-10 yaşlarında çocuk olan “katil zanlısı”, 30’lu yaşlara gelince nasıl bir “canavar” şekline bürünebiliyor? 

Eğer böyle bir hadiseyle 40 yılda bir karşılaşıyor olsaydık; kişisel bir problem, bir hastalık, bir sapıklık derdik.  

Fakat öyle değil… Benzer “canavarlık”larla çok sık karşılaşıyoruz. Hemen hemen her gün! Bazen günde birkaç tane benzer olay gazete sayfalarını, TV ekranlarını dolduruyor.  

O zaman bu bireysel değil, toplumsal bir vaka… Toplum hayatımızdaki bir takım aksaklık ve yanlışlıklar suç ve suçlu üretiyor…  

Şöyle bir sakat anlayış zihinlerimizi işgal etmiş gibi: Sanki ülkede gücü gücü yetene bir düzen hâkim. Gücüm yetiyorsa, elimden geliyorsa döverim, tecavüz ederim, öldürürüm, çalarım, rüşvet alırım-veririm... Vs. Hele kimsenin görmeyeceğini düşündüğüm yerlerde elime fırsat geçerse, elimden hiç kimse ve hiçbir şey kurtulamaz.  

Ne dersiniz, toplumdaki genel anlayış böyle değil mi?  

Genel anlayışı böyle olan bir cemiyette huzur namına bir şey kalabilir mi?  

Ne yapmalı, nasıl normalleşebiliriz?  

Biraz düşünelim!  

Gelecek yazılarımda bu konuyu işlemeye çalışacağım.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazının son kısmı hariç basmakalıp bakış açısı diyebilirim. Eskiden olmuyordu, eskiden normaldik de sanki şu son yıllarda olmaya başlamış gibi... Hayır, öyle değil işte. Ben 39 yaşındayım ve eski mahallemde, ilk çocukluk yıllarımı geçirdiğim evrelerde bir komşumuz vardı. Kendi öz kızına tecavüz edip, hamile bırakmış biriydi. Üstelik de elini kolunu sallaya sallaya ortalıkta dolaşıyordu. Düşünün bir, cezası ne olmuştur. Hüseyin Üzmez'i tahliye eden zihniyet bu ülkenin bel kemiği vaziyetinde. Bu olaylar hep vardı. Normalleştirme konusu ise çok çok önemli. Önce yöneticiler ve sivil toplum örgütleri gözden geçirilmeli. Görevlerini yapmaları sağlanmalı.

Nurşen Fidan 
 01.04.2011 18:16
 

Toplum gizli cinnet geçiriyor...herkes birilerini işaret ediyor...İşsizler ordusu cinnetleri çağırıyor...Toplumda çok büyük bir eğitim zaafiyeti var...Saygılar...

Mesut Selek 
 31.03.2011 22:46
 

muhteşem bir tesbit,hemen hemen aynı şeyleri düşünmüşüz.öncelikle bir başarı değil hezimet ama göklere çıkarılıyor,neredeyse çocukların ölümü 2ci planda kaldı.ikincisi topluca bir cinnet hali içinde olduğumuz.toplum dinamikleri yanlış ivmede ve kimse bubun farkında değil.gücü yeten yetene durumu her yerde mevcut ve bu iktidar döneminde artış gösterdiğinin bilmeme farkındamısınız.kadın ve çocuklara yönelik şiddet kesinlikle bu iktidarın gizli şifrelerinden besleniyor.erkek egemen kültür ne yazıkki bu şifrelerle daha da güçlendi ve baskı arttı.umarım erken uyanılır çünkü bu durumu değiştirmk kolay değil,bu toplımın yıllarını alabilir.darbelerle 10 yıl geriye giderdik derken şimdi ortaçağkaranlığına doğru srükleniyoruz.

HALENUR TEMİZKÖK 
 31.03.2011 17:45
 

Çok haklısınız. Aynen dediğiniz gibi gücüm varsa her şeyi yaparım. 50 yıldır milim milim işlenerek planlı bir şekilde getirildik bu noktaya. Bu fiilin sahipleri artık sahibini bertaraf ettiklerini sandıkları ülkeyi böllüp unufak etme çabası içindeler. Umarım çok geç kalmadan kendimize geliriz. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 28.03.2011 17:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1414
Toplam yorum
: 4893
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 1187
Kayıt tarihi
: 04.06.10
 
 

Ücret karşılığı hiçbir yerde çalışmıyorum. Sandıklı'da doğdum. Kuleli Askerî Lisesi, Kara Harp Ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster