Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ağustos '08

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1355
 

Sadece IQ yeterli mi?

Sadece IQ yeterli mi?
 

1995 yılında “ Duygusal Zekâ” kavramıyla karşımıza çıkan ve bu konuda çok önemli bilgilere değinen, aynı isimle yayınlanan kitabı ile zekâ kavramlarına yeni bir değer katan Dr. Daniel Goleman, insanın sadece akademik kapasitesini ölçebilen IQ test sonuçlarının, hayattaki başarı ve insani kaliteyi ölçmeyeceğini geniş bir biçimde açıklamıştır. Kitabının bir bölümünde şöyle diyor Goleman:

“ Akademik zekâ, yaşamın getirebileceği değişiklikler veya imkânlara hazırlıklı olmayı neredeyse hiç sağlayamıyor. Oysa yüksek IQ zenginliğinin, saygının ya da mutluluğun bir garantisi olmadığı halde, okullarımız ve kültürümüz akademik becerilere takılıp kalarak, kişinin geleceğini belirlemekte çok önemli rolü olan “Duygusal Zekâ “ dediğimiz bir grup özelliği göz ardı ediyor. Duygusal yaşam, matematik ve okuma gibi daha çok ya da az beceriyle yapılabilen ve kendine özgü yetenek gerektiren bir alandır. Eşit zekâya sahip iki kişiden biri hayatta başarılı olurken, diğerinin nasıl çıkmaza girdiğini anlamak için, kişinin bu alanlarda ne kadar yetenekli olduğunu bilmek çok önemlidir.”[1]

<ı>Perspectives on Psychological Science dergisinde yayımlanan, 35 yılı kapsayan bir çalışmada, 5.000’den fazla matematik yeteneği yüksek genç 12 yaşından itibaren sürekli takip edildi. Gençlerin başarısı ileriki yaşlarda yaptıkları çalışmalar, kazandıkları dereceler ve diplomalar ve buldukları patentler gibi unsurlarla ölçüldü. Araştırmaya katılan bilim insanlarından Vanderbilt Üniversitesi uzmanı David Lubinski, matematik ve benzeri konularda zekânın başlangıçta işe yaradığını, ancak ve ancak, zekânın üstüne eğitim, fedakârlık ve çalışkanlık konmadığında zekânın köreldiğini vurguluyor. Lubinski, eğitim ve çalışkanlığın zekâya katkısının doğuştan gelen yeteneği aşabildiğini belirtiyor.

“Genetik Zekâ” adlı eseri bizlere kavuşturan Japon asıllı bilim adamı Dr. Kazuo Murakami, zekâ oluşumuna yeni bir boyut ekleyerek, insan zekâsı ve genleri arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Sadece akademik başarının, hayati-mesleki başarıyı şekillendiremeyeceği gerçeğini, kendi hayatından bir kesiti örnek göstererek şöyle dile getiriyor:

“ Bundan otuz yıl önce, bir üniversitede araştırma asistanı olarak çalışmak üzere ABD’ye geldim. Çiçeği burnunda bir mezundum, profesörlerimden biri olan Hisateru Mitsuda beni bu iş için tavsiye etmişti. Gerçek bilim insanı olmamı, Amerika’da geçirdiğim o on yıl sağladı. Japonya’da kalsaydım ne olurdum kim bilir? Bilim alanında başarılı olabilir miydim? Sanmıyorum. Öğrenciyken, derslere girmekten çok dalga geçerdim. Bütün enerjimi ve heyecanımı, bir kız üniversitesinin öğrencileriyle birlikte yaptığımız dağcılık, dans, okuma kulüpleri gibi faaliyetlere aktarıyordum. Çalışmaktan başka bir şey düşünmeyen arkadaşlarımla arama mesafe koymuştum. Söylememe hiç gerek yok; notlarım istenenin çok altındaydı. Eski arkadaşlarım, yıllar sonra araştırmalarım yayınlanmaya başlayıp da benim bir zamanlar tanıdıkları “o” Kazuo Murakami olduğumu anladıklarında, hayrete düşmüşlerdir. Onlarla bir araya geldiğimiz sınıf toplantılarında, aralarında en fazla benim değişmiş olduğumu hep söylerler.”[1]

Dr. Murakami, insan sırrının mantık ötesi boyutlarına genetik anlamda şöyle değiniyor:

“ Hücreler ve içlerinde bulunan genler, çıplak gözle görülemeyen, mikroskobik bir dünyanın parçalarıdır. Dahası, bedenimizdeki muazzam sayıda genin yalnızca %5-10’u işlev görmektedir. Bilim insanlarının geri kalan genlerin ne yaptığı hakkında hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, içlerinde belki insan gelişiminin tarihini, belki de insanın gelişimini sağlayacak gizil gücü saklamaktadırlar. Ne olduklarını henüz bilmiyoruz. Ben, genlerdeki açma-kapama mekanizmasının bu bilinmeyen bölümle ilgili olduğuna inanıyorum. Sadece ‘mantıklı’ olana odaklanırsak, gerçekliğin yalnızca bir kısmını algılayabiliriz. Mantığın ötesine geçmek, mantığın olmadığı bir âleme girmekten çok, meselelerin geleneksel akıl ya da günümüzdeki bilimle açıklanamayan yönlerinin var olduğunu kabul etmek anlamına gelmektedir.”[2]

Dr. Alexis Carrel ise bakın bu konuda şöyle diyor:

“ Genlerin içinde bizim bilmediğimiz bir ölçüde, aklın kalitesini tayin eden faktörler var.”[3]

1981 yılında kimya dalında Nobel ödülü almış olan Kenichi Fukui, Dr. Murakami’ye, Japon Üniversitelerine giriş sınavlarında sorulan bir kimya sorusunu çözemediğinden bahsetmiştir. Fukui, düşüncelerini açıklamaya şöyle devam etmiştir:

“ Günümüzde öğrenim, sırf ezbermiş gibi görünüyor. Kafaya tıkış-tepiş doldurup, sonra da kâğıdın üzerine çıkarttığımız bir yığın sözcük… Bir insanın yeteneği ya da değeri sadece bununla değerlendirilmemeli! “ [4]

Çocuklar, beynin iki yansını beraber kullandıkları halde, onlara hayal gücü ve hafıza gibi sağ beyin fonksiyonlarıyla ilgili eğitimden çok, mantık ve ezbere dayanan eğitim verilmesi sonucunda bu yetenekleri büyük ölçüde yok olmaktadır. Buna bağlı olarak, ilköğretimin ilk sınıflarındaki öğrencilerin resimlerine bakıldığında, resimlerde hayal gücünün, orijinalliğin, üretkenliğin izleri fazlasıyla görülebilmektedir. Ancak sınıf atladıkça, öğrencilerin çizdiği resimler birbirine benzemekte ve çizilen objeler (ağaç, insan, çiçek, kuş, v.b.) kısır bir standardizasyon kalıpları içerisine hapsedilmektedir. Çünkü çocuklar, okul öncesi ve okul evrelerinin ilk bölümlerinde daha çok fotografik hafızlarını kullanırlar, hayal dünyaları geniştir, renkler ve görüntülerle düşünürler, daha açık, daha farklı fantezilere sahiptirler. Küçük bir çocuğun, elindeki değneği bir ata benzetmesi ve sanki gerçekten ata biner bir durumu yaşaması ve aniden atın, onu gökyüzüne uçuran bir taşıt haline gelmesi gibi ya da buna benzer fantezileri size ya da bir yakınınıza anlattığına şahit olmuşsunuzdur. Ancak biz büyükler, çocukların bu hayal dünyalarını, saçma, yanlış, anlamsız, değersiz, mantıksız gibi değerlendirmelerle farkında olmadan törpülemekte ve sınırlamaktayız. Okullarda da bu türden yapılan davranışlar, çocukların geniş hayal dünyalarını daraltmakta, bastırmakta, kısır bir kafese hapsetmektedir. Böylelikle, çocukların sağ beyinlerini kullanma potansiyelleri köreltilmekte ve sol beyin, her iki kısmın da yükünü omuzlamaktadır. Bunun sonucunda zayıf kalan sağ beyin, çocuklarda birtakım zihinsel ruhsal kusurlara yol açabilmektedir.

Gardner’in, insan zekâsının sadece akademik başarıyla ölçülmeyeceğine dair , “Duygusal Zekâ” nın yazarı Daniel Goleman’a yaptığı şu açıklama kayda değerdir:

“Artık yetenekler yelpazesi hakkındaki görüşümüzü genişletmenin zamanı geldi. Okulun, çocuğun gelişimine yapabileceği en büyük katkı, onu yetenekleri doğrultusunda en mutlu ve yeterli olabileceği bir alana yönlendirmektir. Biz bunu tamamen unuttuk. Bunun yerine herkesi, başarılı olursa, en fazla üniversite hocalığına uygun düşecek bir eğitime tabi tutup bu kısıtlı başarı standardına uyup uymadığına göre değerlendiriyoruz. Artık çocukları notlarına göre sıralamaya daha az, onların kendilerine özgü yetenek ve özelliklerini keşfetmelerine yardımcı olmaya ve bunları geliştirmeye ise daha çok zaman ayırmalıyız. Başarılı olmanın yüzlerce, binlerce yolu var ve hedefe ulaşmaya yardımcı olacak bir sürü değişik yetenek bulunuyor.[1]

Boston Üniversitesi’nden Prof. Karen Arnold ise duruma şöyle bir açıklık getiriyor:

“ Sanıyorum , ‘ itaatkârları’ , yani sistem içinde nasıl başarılı olunacağını bilenleri keşfettik. Okul birincileri de hepimiz gibi hayatta bir mücadele içerisindedir. Bir insanın okul birincisi olduğunu bilmek, onun ancak notlarla ölçülebilen, akademik alanda çok başarılı olduğunu bilmek demektir. Hayatta karşılaşacakları şeylerle nasıl baş edebileceklerini hiç bilemezsiniz.”[2]

Dr. Murakami, bakın aynı konuya nasıl değiniyor:

“ Dünyada bugün geçerli olan, ezberciliğe ve kurallara hiç düşünmeksizin uymaya dayalı eğitim sistemlerini sürdürmek akıllıca bir iş değildir. Zaten bu tip zekâya verilen değer de süratle azalmaktadır. İş dünyasındaki şirketler, kendilerine söyleneni sessizce yerine getiren, kendi başlarına düşünemeyen çalışanlara artık gereksinimleri olmadığını söylemeye başlamışlardır bile.”[3]

“Günümüzde gelişmiş ülkelerin eğitim sistemleri, genlerimizin çeşitliliğine dayanan doğasına aykırı hareket etmektedir. Bu sistemler standart hale getirilmiş testlere ve üniversite giriş sınavlarına odaklıdır. Öğrenciler, belli bir bilgiyi ezberleyip tekrar edebilme yeteneklerini ölçen sabit standartlara göre değerlendirilmektedirler. Ancak, her birey benzersiz ve çeşitlilik gösteren genlerle donanmıştır. Bu genlerin harekete geçirilmeleri için uygulanacak zamanlama ve yöntemler de farklıdır. Bu yüzden, standart hale getirilmiş bir sistemin her öğrencinin yeteneklerini geliştirmesi mümkün değildir.

Yukarıda sözü edilen eğitim sistemlerince üstün başarılı sayılan öğrencilerin, iş bilinmeyeni keşfetmeye gelince kafaları karışmaktadır. Ezberleyebilmek önemli bir beceridir ama her zaman keşif yapma yeteneğine ve yaratıcılığa işaret etmez.” [4]

Dr Alexis Carrel, “Dua” isimli eserinde şunları dile getirmekte:

” Biz batılı insanlara akıl, sezgiden daha üstün görünüyor. Zekâyı, hislerimize daha çok tercih ediyoruz.

Hayatta başarılı olmak için akıl ve madde kadar, maneviyatın da bir ihtiyaç olduğu görülmektedir. O halde zekâdan daha çok, kişiliğe kuvvet veren beyinsel ve zihinsel faaliyetleri kendimizde süratle diriltmeliyiz.”[5]

Bu yazı , eş zamanlı olarak www.gelisimbahcesi.com adresinde yayınlanmaktadır.

[1] Daniel Goleman , Duygusal Zeka , Varlık Yayınları , Çev: B.Seçkin Yüksel , 31. Basım , İstanbul , 2007 , S:66

[2] Age , S:64

[3] Prof.Dr. Kazuo Murakami, Genetik Zekâ –<ı>Yaşamın İlahi Sırları, Kozmik Kitaplar, Çeviri: Nursat Üstüntaş, 1.Baskı, Mayıs 2007 , S: 89

[4] Age , S:87

[5] Dr. Alexis Carrel , Dua , Yağmur Yayınları , Çev:M.Alper Yücetürk , 4. Baskı, İstanbul, 2001



[1] Prof.Dr. Kazuo Murakami, Genetik Zekâ –<ı>Yaşamın İlahi Sırları, Kozmik Kitaplar, Çeviri: Nursat Üstüntaş, 1.Baskı, Mayıs 2007

[2] Age, S:50-51

[3] Alexis Carrel, Başarının Sırları, Hayat yayınları, Editör: Özcan Ünlü, İstanbul, 2006

[4] Prof.Dr. Kazuo Murakami, Genetik Zekâ –<ı>Yaşamın İlahi Sırları, Kozmik Kitaplar, Çeviri: Nursat Üstüntaş, 1.Baskı, Mayıs 2007 S:88


[1] Daniel Goleman , Duygusal Zeka , Varlık Yayınları , Çev: B.Seçkin Yüksel , 31. Basım , İstanbul , 2007 , S: 64-65

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sesimi çok duyurmak istediğim bir konu bu , bir blog yazmalıyım bu konuyla ilgili . Hani bir resim kitapları vardır , içinde resimler , çocuklar onların içini boyar . Bazen boyayacakları renkler bile belirlenmiştir , adıda boyama kitabıdır . yetkili olsam yasaklattırırdım . bırakın çocuk sizin kararınızı boyamasın , hayalini boyasın .

serap53 
 17.08.2008 15:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 63
Toplam yorum
: 64
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1450
Kayıt tarihi
: 20.04.07
 
 

1968 yılında Üsküdar'da doğdum.İlk-Orta öğrenimimi Almanya'nın Hof/Saale kentinde tamamladım.Lise ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster