Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '18

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
421
 

Sadettin Kaynak Nota Yazmaya Nasıl Başladı?

Sadettin Kaynak Nota Yazmaya Nasıl Başladı?
 

Gazanfer ERYÜKSEL

19. yüzyıla kadar geleneksel Türk musiki tarihinde yer alan müzik yazıları (notasyon) özgün buluşlardır. Ebcet yazıları başta olmak üzere Ali Ufki yazısı, Kantemiroğlu yazısı gibi müzik yazıları genellikle belli kişilerin el yazması yapıtlarında kullanılmış, ancak dönemlerinin bestecileri, seslendiricileri vb. arasında yaygınlaşamamıştır.

18. yüzyılın ortalarında Ali Ufki Bey “Mecmua-i Saz ü Söz”ünde ilk kes batı notasyonunu kullanmış, ancak Arel-Ezgi sistemi gibi o da 20. yüzyıla kadar yerleşememiştir. Çeşitli sistemler arasında en çok kullanılanı ise Hamparsum notası olmuştur.

Yüzyıllar boyunca Ermeni müzisyenler “Khaz” adıyla anılan eski Ermeni nota sistemini kullanmışlardır. Ne yazık ki günümüze ulaşamayan bu notalama sisteminin sözcüklerin üzerine yazılan 100’den çok işaretten oluştuğu bilinmektedir.

1768-1839 yılları arasında yaşayan kilise baş mugannisi “Baba” Hampartsum Limonciyan, Khaz sanatının unutulmasından sonra kulaktan-kulağa öğretilen ilahilerin değişikliğe uğramasını önleyebilmek amacıyla, eski “işaretlerden” yedi tanesini seçip Avrupa nota sistemine uyarlar ve porte olmadan kullanılabilecek bir nota sistemi yaratır. Daha sonra kendi adıyla “Limonciyan” veya “Hampartsum” olarak anılacak olan bu sistem hızla yayılarak hem kiliselerde hem de dünyevi müzik alanında kullanılmaya başlanır. Bu nota sisteminin yaygınlaşmasıyla birlikte, o zamana kadar sözlü olarak devredilen sayısız Osmanlı müzik eseri de notaya alınarak muhakkak bir kayıptan kurtarılmıştır. Arşivlerde korunarak günümüze ulaşan hemen bütün müzik eserleri, Hampartsum notalarıyla kaydedilmiştir.

Notistlikle, nota bilmek arasındaki derin farkı anlatmak ne müşkül şeydir diye düşünürken hatırladım okur-yazar olmakla yazı yazmanın da ne denli açık ara bir durum olduğunu.

Duyduğu veya düşündüğü bir ezginin notasını yazmak (notistlik) her müzisyen ve hatta besteci için geniş bir uçurumdan karşıya atlamaya benzer. Musiki tarihimizde nice bestecinin eserleri başkaları tarafından notaya alınmıştır.  

Musikimizde çok uzun yıllar nota ile kayıt yapılmamış ve eserler ustalar tarafından meşk denilen yöntemle, yani dizde usul vurularak öğretilmiştir. Meşk geleneğinde usta-çırak ilişkisiyle eserler kuşaklardan kuşaklara aktarılmıştır. Bu cümleden hareketle beste yapmak için nota bilmek gibi bir zorunluluk hiç olmamıştır. Bu durum 18. yüzyıla kadar sürmüştür. Nota yazısına geçilse de bestecilerin eserleri uzun bir zaman hep başkaları tarafından notaya alınmıştır.

Bu durum Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Örneğin; “Benzemez kimse sana tavrına kurban olayım” (Bayati), “Aşkı seninle tattı hicranla yandı gönül” (Hicaz) şarkıları hâlâ dillerden düşmeyen Fehmi Tokay (1889-1959) nota bilemeyen bestecilerimizdendir. Eserleri Dr. Nevzat Atlığ ve Dr. Alâeddin Yavaşça tarafından notaya alınmıştır. Lemi Atlı (1869-1945) da eserleri hep başkaları tarafından notaya alınan seçkin bir bestecimizdir.

Musikimizin önde gelen bestecilerinden olan Sadettin Kaynak, musikinin alfabesi olduğundan, notaya çok önem veren ve nota bilmeyen sanatkarın, okuma yazma bilmeyen insan gibi görülmesi gerektiğinden söz etmiştir. (Sadettin Kaynak, Hasan Oral Şen, sf. 83, TRT Müzik Dairesi Başkanlığı, Ankara, 2003)

Nota bilmek başka, nota yazmak başka…

Nasıl okuma-yazma bilen her kişinin yazı yazması nasıl zor ise nota bilen herkesin de bir ezginin notasını yazacak mertebede olması kolay değildir.

Sadettin Kaynak’ın önemli sayılacak sayıda eserini notaya alanlardan ikisi ise Udi bestekâr Kadri Şençalar ile kemani Maksut Sazer’dir. İşin ilginç tarafı bu iki sanatçı üstadın eserlerini notaya almasına da vesile olmalarıdır.

Hasan Oral Şen anlatıyor. “Yıl 1975 ya da 1976 idi. rahmetli Kadri Şençalar Ankara’ya gelmiş ve radyoya uğramıştı. Bu arada görevli olarak Ankara’da bulunan rahmetli Ali Rıza Avni de radyodaydı. Bu tesadüf üçümüzü bir araya getirmiş ve çok keyifle geçen bir zamanı içine alan bir akşam yemeğine de vesile olmuştu. Ali Rıza Avni’nin tadına doyulmaz sohbeti, Kadri Şençalar’ın unutulmaz hatıraları ile zamanımızı süslerken, söz Sadettin Kaynak’tan açıldı. Ali Rıza Avni, Kaynak’la ilgili pek çok bilgiye sahipti. Kadri Şençalar ise bu büyük bestekârla, hem film şarkılarının seslendirilmesi, hem de notaya alınması sebebiyle bir süre beraber olmuşlardı. Bu yüzden kendilerine çeşitli sorular soruyor ve notlar alıyordum. Bunlardan bir tanesi yıllar sonra sadettin Kaynak’la ilgili bir bilinmeyenin cevabı oluyordu.

Kadri Şençalar şöyle anlatmıştı:

Kaynak Hoca’nın epey bir eserine, film çalışmalarında da beraber olduğum Kemani Maksut’la (Sazer) birlikte notaya almıştık. Bir gün Hoca’dan haber geldi ve üç dört eserini notaya almamız için bizi evine çağırıyordu. Maksut’la Hoca’ya gideceğimiz saatten birkaç saat önce bir araya gelmiştik. Vakit geçirmek için sohbeti birkaç kadehle de şenlendirmek istedik. Sohbet öylesine koyulaşmıştı ki Hoca’ya söz verdiğimiz zaman da geçti, kadeh sayısı daha da arttı. Neyse, gittiğimizde başımıza gelecekleri tahmin ederek, oldukça gecikmiş olarak Hoca’nın kapısına dayandık. Kapıdan içeri girer girmez, Hoca bize verip veriştirmeye başladı ve demediğini koymadı. Bu arada kocaman bir maşrapa suyu da başımızdan aşağı boca etti ve bize; Ölseniz de bu şarkıları notaya alacaksınız, ondan sonra gideceksiniz ve bir daha da buralara gelmeyeceksiniz, dedi.

Koku belası kendimize gelmeye çalışarak, yanlış hatırlamıyorsam; iki Nihavent, bir de Hüseyni eseri notaya aldık ve evden ayrıldık.

Üç aya yakın bir süre, mahcubiyetimizden Hoca’yı arayamadık, ondan da ses seda çıkmadı. Baktık olacak gibi değil, hem kendisini görmek, hem de af dilemek için ezile büzüle evine ziyarete gittik. Af diledik ve yeni bir şeyler olup olmadığını sorduk. Aldığımız cevap ve gördüklerimiz gerçekten hayret vericiydi. Hoca bu geçen zaman zarfında, bestelerini eksiksiz notaya almayı başarmıştı. İşte bu da Sadettin Kaynak’ın nasıl bir musikişinas olduğunu gösteriyordu.”

İnsanların ve toplumların hayatında krizler radikal çıkışların da eşiği olmuştur.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 211
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 455
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster