Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1199
 

Saf Edebiyatın İzinde; Günden Kalanlar

Saf Edebiyatın İzinde; Günden Kalanlar
 

Bir meslek, erbabını ne kadar insani vasıflarından koparabilir ve yaşamın dışına iter? Her mesleğin kendine ördüğü bir kabuk vardır ama bu kabukların geçirgenlikleri, hayatla kurdukları organik bağlar değişkenlik gösterir. Kazuo Ishiguro “Günden Kalanlar” ile uşaklığın, kabuğu en sert, hayat ile organik bağı en düşük meslek olduğunu ispat ediyor bizlere. Hem de okuru bir uşağın zihnine sokup, her birimizi romanın sonuna kadar bir uşak üniforması ile dolaştırmayı sağlayacak kadar.

İtiraf etmem gerekir ki, Kazuo Ishuguro’nun varlığından, Nobel Ödülü almasından sonra haberdar olan bir kitap okuruyum. Bu da bana okur kalitemi ispatlayan bir gelişme oldu. Hala kat etmem gereken çok fazla yol var. Nobel ödülleri son yıllarda çok fazla eleştiri alan ve edebi değerleri tartışılan yazarlara ödül veren bir ödüle dönüşse de, 2017 Nobel Edebiyat Ödülü tercihi birçok edebiyat eleştirmeni tarafından olumlu karşılandı. Genel yorum Nobel’in yeniden iyi edebiyatı keşfettiği yönündeydi.

Kazuo Ishiguro’nun ilk okuduğum kitabı “Uzak Tepeler” oldu. Kısa bir ve yazarın ilk romanı olmasına karşın benim için etkileyici bir kitap olmuştu. Yazarın kitaplarından ikinci tercihim, yazarın en gözde eserlerinden sayılan “Günden Kalanlar” oldu. Bu eser, yazarın üçüncü romanı ve 1989 yılında yayınlanmış. Türkiye baskısı ise ilk olarak Can Yayınları tarafından 1993 yılında yapılmış ama okurlar tarafından çok ilgi çeken bir yazar olmamış ki, 2000 yılına kadar yazarın başka hiçbir kitabı Türkçeye çevrilmemiş. Bugüne kadar Can Yayınları yazarın iki kitabını, Turkuaz Yayınları iki kitabını, Yapı Kredi Yayınları yedi kitabını Türkçeye kazandırmış. Son yıllarda yazarın Türkiye’deki istikrarlı yayıncısı ise Yapı Kredi Yayınları. Roman olarak tüm eserleri Türkiye’de yayınlanmış ancak henüz yayınlanmamış üç adet öykü kitabı mevcut.

Yapı Kredi Yayınlarının web sayfasında Ishuguro’nun yayınlanan kitaplarının baskı sayılarına baktığımda, ülkemizde en dikkat çeken eserinin “Beni Asla Bırakma” olduğu görülüyor. 2007 yılıda ilk basımı yapılan kitap bugüne kadar 15. baskısını yapmış. Diğer kitapları arasında ise en fazla baskı sayısına ulaşan 5 baskı ile “Günden Kalanlar”. Bu sayılar Nobel ödülü öncesinde de Ishaguro’ya bir ilginin oluştuğu ve kitaplarının dikkat çektiğini gösteriyor.

Okuduğum iki kitabı neticesinde şunu söyleyebilirim ki, Ishaguro bu ilgiyi kesinlikle hak ediyor. Ishaguro saf ve iyi edebiyatın temsilcilerinden birisi. Kitabı sadece heyecan, aksiyon, sürpriz son gibi popüler kriterlerle okumayan, cümlenin ve akışın hazzını almak isteyen okurlar için sakinleştirici niteliğinde bir yazar.

“Günden Kalanlar” bir yolculuk romanı –bir uşağın 6 günlük izin süresince İngiltere’nin güneybatı yönüne yaptığı seyahat - gibi görünse de, yolculuk sadece coğrafi değil, beraberinde zihinsel ve tarihi bir yolculuğu da getiriyor. Başkarakter uşak Steven’ın zihninde, 1. Dünya savaşı sonrasından başlayıp, 2. Dünya savaşının sonrasına kadar geçen sürede, bir Lord Malikanesi merkezinde olduğu bir süreci takip ediyoruz. Bu sürecin içinde, uşaklık mesleğinde kuşaktan kuşağa yaşanan değişim kadar,  İngiltere’nin 1. Dünya Savaşı sonrası yenik Almanya’ya yönelik politikalarından, 2. Dünya Savaşı öncesi Hitler’e karşı ikircikli politikalarına kadar dünya tekerliğinin merkezinde yaşanan değişimler de var. Romanda 6 güne sığdırılmış 30 yılı yaşıyoruz.

Romanı özel kılan şeyin konusundan çok dili, ruhu ve konunun işlenme şekli olduğunu düşünüyorum. Romanın aktarıcısı İngilizlerin uşak geleneğinin saf bir temsilcisi. Ancak bu aktarım bir yazı dilinden çok bir iç konuşma dili şeklinde. Buna karşın, mesleğin gereklerinden dolayı son derece ciddi, kurallı ve şekilli bir dil söz konusu. Aktarım bir iç konuşma olduğu için kendi kapalı mantığını da koruyor. Karşımızda karakterinin doğrularını, yanlışlarını ya da bunları yapma nedenlerini söyleyen bir yazar yok. Aksine her yaptığını kendi mantık dizgesi ile doğrulayan ve hep haklı çıkan saf bir uşakla karşı karşıyayız. Onun zihni ile sürükleniyoruz. O, zihninde işvereni olan Lord’u övdükçe, okur olarak bizler Lord’un iyi birisi olduğunu ve dünyaya adalet getirmeye çalıştığını düşünürken, gittikçe aynı kişinin İngiltere’de 2. Dünya Savaşının sonunda lekeli bir etikete sahip olduğunu öğreniyoruz. Uşak, hizmetkârı olan Lord’un kusurlarını zihninde ne kadar örtmeye çalışsa dahi, aynı zihin uşağın kendini doğrulama girişimlerini boşa çıkarıp gizlenemez anıları ortaya dökmeye başlıyor.

Aynı durum, romanın genelinde, bir tül perde arkasında gizlenen bir duygusal ilişki için de geçerli. Uşağın, 6 günlük gezi programının, malikanede çalışan eski bir hizmetkarın yeniden malikaneye dönmesinin amaçlandığı bir ziyareti kapsadığını da düşünürken, ziyaretin sonunda, gizlenen ve kaybedilmiş bir aşkın peşinden gidilmiş olduğunu da fark ediyoruz.

Romanların kalitesinin, söylediği şeyler kadar söylemeden hissettirdiği şeylerle belirlendiğini düşünürüm. Ishaguro’nun bu eseri de bu seviyede bir roman. Az konuşarak çok derin anlaşan iki arkadaş gibi, okuruna az şey söylüyor ama çok şey hissettirip, anlatıyor.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1728
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster