Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '20

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
44
 

Şafak; Bir 12 Mart Sorgulaması

 Sevgi Soysal, 12 Mart denildiğinde ilk akla gelen yazarlar arasından bir adım öne çıkar. Adalet Ağaoğlu, Pınar Kür, Füruzan, Çetin Altan, Erdal Öz, Oya Baydar … gibi dönemin 12 Mart yazarları arasında onu öne çıkaran, onun isyankar ruhu ve farklı duruşudur. Bir kadın yazar olarak, kalıplara ve kurallara sığmayan yapısıyla, baskıya karşı kalemiyle direnen ve alay eden bir kadındır o.

Doğum soyadını hiç kullanmadan, üç ayrı evliliğinden edindiği soyadları ile kitaplarını yayınlamakta sakınca görmeyen, gerek yaşamı, gerekse yapıtları aydın bir kadının, kadın mücadelesinden izler taşıyan Soysal, darbe karşısında yaşananları devrimcilerin gözünden aktarır. Bu mücadelenin içindeki yanlışlar, kişilerin zaafları ve zayıflıkları, yapılan işkenceler göz önüne serilir. Soysal, işkencelerdeki kadınlık deneyimlerini yansıtırken işkenceyi ön plana almaz.  Gözümüze sokmadan, ama sarsıcı bir biçimde dile getirir.

Şafak, yalnızca bir sürgünün yaşamındaki bir kesit olmakla birlikte, karakterlerin yaşadıklarını, gözlemlerini, çektiği acıları, korkularını birebir yansıtması ve bir gece içine sığdırıldığı halde, geri dönüşlerle geniş bir iç zaman yaratması açısından yazarın diğer eserlerinden farklı bir yere sahiptir.

 Soysal’ın Şafak’ta yaptığı – ya da yapmak istediği- en önemli vurgu 12 Mart döneminde ataerkil ideolojinin kadını aydın ve geleneksel olarak ayrıştırması olmuştur. Aydın kadınlar “kadın” olarak görülmezler. Onlar kimliksizdirler ve devrimci erkeklerin bir uzantısı olarak tanımlanırlar.

Ayrıca önemli bir konuya daha dikkat çeker yazar: romanda  erkekler de kadınlar da “Devleti yıkmak” suçundan sorgulanırlar, ama kadınlar ilave olarak ahlaksız(!) davranışlarından, güç otoritelerinin deyimiyle orospuluklarından peşinen yargılanırlar. İşkence yöntemleri de buna paralel olarak farklılaşır. Genel işkence yöntemlerine, baskıcı güçlerinin çarpık cinselliklerini gerçekleştirdikleri “cop”lar da ilave olur.

Aslında romanda daha da trajik olan, kadınların aydın ve siyasi düşüncelere sahip olmasının başka kadınlar tarafından eleştirilmesi, kabul görmemesidir. Romanda yazar toplumun farklı kesimlerinden aldığı kadın tipleri üzerinden sistemi eleştirirken, 12 Mart sürecinde kadın olmaya paralel olarak bir de devrimci olmanın sebebiyet verdiği suçluluğu ortaya koymuştur.

Yazar, Şafak’ta sadece 12 Mart ile ilgili konular üzerine değil; kadın-erkek ilişkileri, evlilik, namus, sınıf çatışmaları, orantısız güç, otorite kavramları üzerinde de eleştirel görüşlerini romanın iki ana kahramanı olan Oya ve Mustafa aracılığıyla yapmış, 12 Mart dönemindeki tutuklanması ve sonrasındaki Adana sürgününde yaşadıklarını Oya karakterinde canlandırarak okuyucuya sunmuştur.

Oya, fiziki ve siyasi özellikleri bakımından yazara benzer. Uzun boylu ve sarışındır. Evli ve iki çocuğu vardır. Kendini kuşkuları ve suçluluk duyguları arasında kalmış küçük bir burjuva olarak görür. Zira, her ne kadar kendini devrimci olarak nitelendirse de o güzel olana alıştırılmıştır. Güzellik anlayışı içinde yetiştirilmiş bir kişinin, gerçeğin çirkin yüzüne alışması kolay değildir. Baskında ve sorguda sergilediği tavır şaşkınlık ve korkudur. İçine düştüğü çirkin durumla yüzleşme cesareti yoktur. Mücadele etme cesareti olmaması devrimciliğini sorgulamasına yol açar.

 Oya, bir örgüte mensup değildir, ama devrimci hareketi destekler. Yazılarında sosyalizmi övdüğü gerekçesiyle cezaevinde iki ay tutuklu kalır. Ardından Adana’ya sürgüne gönderilir. Kimseyle görüşmeden, çok dikkatli bir sürgün hayatı yaşayan Oya, tesadüfen adliyede tanıştığı avukat Hüseyin’in akraba evindeki davetini kabul etmekte bir sakınca görmez. Nihayetinde sıradan insanlarla yenilecek bir akşam yemeğidir. Oysa bunun sonun başlangıcı olduğunu bilemez. Bir ihbar sonucu eve baskın yapan polisler Oya ile birlikte diğer misafirleri de gözaltına alırlar. Burada vurgulanmak istenen, darbe dönemlerinde sıkça yaşanan ve neyin suç olduğu bile bilinmeyen bir ortamda insanların birbirini ihbar etme olayıdır.  Oya’nın bu konuda hiçbir suçu yokken kendini suçlu hissetmesi,  yaptıklarının ve yapmak istediklerinin ona yaşattığı çelişkili durumdur.

Önce Oya sorguya alınır ve hakarete varan sözlü şiddetle karşılaşır Aşağılayıcı konuşmalardan sonra bir de tokat yer. Bu tokat ona karşısındaki gücün –siyasi otoritenin- kendisine dayattığı sınırlar içine çekilmesini gösterir. Emniyetteki polislerin gözünde kadın, bir fikri savunacak  kimlikte değildir. Bu yüzden Oya sadece siyasi suçlu olarak değil, ahlaksal yönden de suçlu bulunur. Burada sosyal çevre ve geleneksel bakışla, kadının kendi tercihlerinin çatışmasından çıkan sonuç vurgulanır: Kadının sohbet için bile olsa kalabalık bir erkek topluluğu içinde olması suçtur!

Romanın öne çıkan ikinci kahramanı Mustafa, Matematik öğretmenidir. Öğretmenliğinin ilk yılında Diyarbakır sıkı yönetim mahkemesince tutuklanarak İstanbul’a gönderilir ve Selimiye’de on dört ay tutuklu kalır. Mustafa devrimci hareketin içinde olmasına rağmen duruşu ve tavrı yüzünden sürekli kendini eleştirir. Devrimciliğini yüzeysel bulur.

Zira, Mustafa içinden geldiği geleneksel yapıdan kurtaramaz kendini. Devrimci kişiliği onu sınırlarının dışına çıkmaya zorlar. Ailesinin beklentileri ve ideolojisi arasında kalır. Üniversitede okurken evlendiği Güler’in de sol hareketin içinde yer aldığı halde, evlendikten sonra “evinin kadını” olmasını istemesi, ilişkilerinde yarattığı soğukluk da ayrı bir sorundur.

….

Aslında Şafak  bir 12 Mart romanı olmakla birlikte, bir sorgulama romanıdır da. Polis baskını siyasi düşüncelerin tartışıldığı bir eve yapıldığı kadar, kişilerin düşüncelerine, kimliklerine de yapılmıştır. Bu bağlamda Gerek Oya, gerekse Mustafa’nın devrimci kimliklerini ve kendilerini sorgulaması, gerçek bir devrimci, davasına inanan bir insan olduklarından kuşku duymalarındandır.

Mustafa ancak tutuklanıp işkence görünce zayıflığının bilincine varır. İnandığı şeylere sahip çıkamamasının suçluluğunu taşır.Öğretmen olup toplumsal yapıya uygun olarak yaşamayı seçen Mustafa’ya devrimci kişiliğe büründükten sonra alışık olduğu normların dışına çıkmak zor gelmiştir. Her ne kadar devrimci hareketi benimsemiş olsa da geleneksel yapıdan kopmak kolay değildir.

Sonuç olarak Şafak, bir 12 Mart romanı olmakla birlikte, temelinde kadın ve kadın sorunlarına değinen, dönemin siyasi erk ve toplumsal normlarını kadının üzerinden eleştiren, kadının kimlik, varoluş, statü, cinsiyet gibi sorunlarını işleyen ve sorgulayan bir eserdir. Sevgi Soysal bu eseri erkek egemen bir dünyada mücadele eden devrimci bir kadın gözüyle okuyucuya aktarırken, solun kendi içindeki iç hesaplaşmalara da değinir. Bu bağlamda Şafak, devrimcilerin baskıcı güçlerle yaşadığı dış çatışmalardan çok küçük burjuva devrimcilerinin iç çatışmalarına ağırlık verir. Bu durum da Oya ve Mustafa’nın kendileriyle olan yüzleşmelerinde somut bir hal alır. Gecenin sonunda, şafak vakti salıverildiklerinde hâlâ devrimciliklerini sorgulayan Oya ve Mustafa’nın yolu farklı yönlere doğrudur.  İkisi de kendi “Şafak”larına doğru yürürler…

Sevgi Soysal / Şafak / Bilgi Yayınevi 1975

Not: Metnin tamamı: Roman Kahramanları Der. sayı 42/2020 Melek Koç / Şafak: Bir 12 Mart Sorgulaması

 

 

 

 

 

Nizamettin BİBER, Ersin Kabaoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 228
Toplam yorum
: 1821
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2009
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster