Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
630
 

Safiye Valide Sultan

Safiye Valide Sultan
 

Sofia Baffoveya Cecilia Venier-Baffo adıyla 1550'de Venedik'de dünyaya geldi.

Safiye Sultan,

Kanuni’nin torunu ( Sultan İkinci Selimin oğlu)

3. Murad Hana hediye edilmek üzere Manisaya getirilmişti.

Kadınların iktidar hırslarının korkutucu boyutta olduğu bilinir.

Tarih kadınların iktidar için yapamayacakları olayların olmadığını örneklerle bizlere bildirir.

Osmanlı’da:

Kadın iktidar hırsı – Saray iktidar hırsı!

Çok önemlidir…

Kadınlar kendi aralarındaki rekabetten dolayı entrikalara başvurmuşlardır.  

Osmanlı’da harem kadınları; ilk baş kaldırmayı Hürrem Sultanda gördüler…

Ondan önce yokmuydu?

Muhakkak ki vardı. Sadece eksik olan kadınların o dönemlerde, bu kadar cesur olmayışlarıydı…

Hürrem korkusuz bir kadın olarak, kendinden emin, iktidar hırsı için yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını bilen ve etrafına hissettiren bir sultandı…

Kişi modeli olarak da ilgi gördüğünden, onun döneminde ve ondan sonra kadınların iktidar hırsları hep - O - örnek alınarak oldu… Hep sürdü, zamanımıza kadar da geldi… Zamanımızda yokmu? Var elbette…

Sizlere Safiye Sultan’dan söz etmek istiyorum.

Önemli bir sultan…

Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu ikinci Selim’in oğlu 3. Murat’ın eşi…

Çok akıllı biri olduğu muhakkak! İlk başlarda aklı ile değil güzelliği ile dikkatleri çekmiş.

Safiye Sultanın hırsı olmasının temeline bakıldığında çok şaşırmamak gerekli… O yoksul bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmemiş. Tam tersi oldukça varlıklı bir ailenin kızı… Babası Korfu adasının Venedik valisiymiş. Çok iyi bir hayat yaşamış, çok iyi eğitim görmüş.

Sonra başına gelenler bir hayli acı olmuş. On iki yaşında, Akdeniz’de gemiyle selahat sırasında, Osmanlı Korsanları tarafından kaçırılmış.

Korsanlar böyle güzel kızlara dokunmazlarmış, onların iyi para edeceğini bildiklerinden muhafaza eder, satılacağı güne kadar da bakarlarmış. Bu genç kız içinde aynısı olmuş. Tam bir yıl geçmiş aradan;

İstanbul’da köle pazarında satışa çıkarılmış. Fiyat çok fazla olunca alıcıda az olmuş. Kızın güzelliği hemen sarayda duyulmuş. Nurbanu Sultan’a söylenmiş.

Nurbanu Sultan oğlu Murat için çok güzel birini arıyormuş. Bu güzel kızı satın almış. Öyle az bir para ile satın almamış, ciddi bir servet ödemiş.

Onun derdi bu kızı yetiştirmek ve oğlunun karşısına çıkartmakmış.

Nur Banu Sultanın iktidar hırsı çok yüksekmiş, oğlunun pasif yapısından çok dertliymiş. Kendine uyum sağlayacak, sözünü dinleyecek, kendinin yetiştireceği oğlunun da aklını başından alacak birini arıyormuş…

Bu kız çok güzelmiş, ince uzun boylu, sarı saçları beline kadar uzunmuş, bembeyaz teni o dönemler Osmanlı’da en makbul olanmış, iri gözleri bakanları lal eder cinsindenmiş. Nur Banu Sultan kararını vermiş bu kızı tam anlamı ile eğitime aldırmış.

Tam iki yıl haremde ciddi eğitim almış, müslüman olmuş, Sofia ya da Cecilia olan adı Safiye olarak değiştirilmiş.

Sıra takdime gelmiş. Safiye’de on yedi yaşına gelmiş bu arada. Güzelliğine türküler yakılacak, şarkılar yapılacak haldeymiş.

III. Murat genç kızı görür görmez âşık olmuş…

Safiye’nin güzelliği kadar aklı da pek yerindeymiş. Kıvrak zekâsı ona her zaman istediğini yapmakda başarılı kılmış. III. Murat’ı tamamen avucunun içine almış. Tek isteği Sultan Murad ile evlenmekmiş. Cihan devletinin birinci kadını olmakmış isteği…

Bunun için çok uğraşmış. Hürrem Sultanı, rol model olarak görmüş, onun gibi hareket etmiş. Sonunda başarmış.

III. Murat Padişah olunca cihan devletinin birinci kadını olmuş. Onun sözünün üstüne söz söylenmez olmuş.

O dönem çok uğraşmış, ciddi mücadeleler vermiş. Üstelik kendi gibi güçlü kadınlarla uğraşmış.

Kayın validesi Nur Banu Sultan ile karşı karşıya kalmış, hepsinden aklı, parlak zekâsı ile galip çıkmış.

O artık tek kadınmış.

Tam o zamanlarda bir erkek çocuk dünyaya getirmiş.

Bu onun dünyasını daha garantili hale getirmiş.

III. Murat her geçen gün eşine daha düşkün olduğunu gözleyen annesi Nur Banu Sultan, oğluna gelininden habersiz güzel kızlar hazırlatıyor halvete göndertiyormuş.

Safiye Sultan bunlara çok aldırmıyormuş, biliyormuş ki eşi bu gecelerden sonra ona dönecek ve ona yalvaraacakmış.

Üstelik böyle zamanlarda onun isteklerini de kayıtsız şartsız kabul edecekmiş.

Öyle de oluyormuş.

Hepsi ile uğraşmış ve baş etmiş.

Artık dileği Padişah eşi olduktan sonra Padişah anası da olmakmış.

Yani valide Sultan olmak istiyormuş.

Sultan Murat ölünce, büyük oğlu Şehzade Mehmet tahta çıkmış.

Artık gün Safiye Sultanın günüymüş.

Burada bir çok yanlışlar olmuş. Bir çok tatsız olaylar olmuş.

Safiye Sultanı tarih iyi tarif etmiyor.

Onun hediye adı altında rüşveti yaydığını, işlerini rüşvet vererek yaptırdığını yazıyor.

İktidar ve para hırsı yüzünden sevilmeyen biri olarak yaşamını sürdürmeye başlamış.

O kadar ileri gitmiş ki oğluna torununu öldürtmüş. Sebeb olarak senin tahtında gözü var demiş.

Bu olaydan sonra 3. Mehmet annesinin kışkırtması ile evlat katili olduğunu anlamış, hayata küsmüş. 6 ay sonra da ölmüş.

Bu bile Safiye Sultanın hırsını yenik düşürememiş.

Bir şeyler yapmak için yine çok uğraşmış, başarılı olamamış.

Diğer torunlarından medet ummuş ama hepsi kendisinden nefret ediyormuş.

Zor zamanlar geçirmeye başlamış.

2 yıl sonra; 605 yılında ölmüş.

Cenazesi İstanbul Ayasofya Camii'nde III. Murat Türbesi'ne gömülmüş.

Hırsın insanlara neler yaptırdığı ortada.

Hele iktidar hırsı korkunç şeyler yaptırabiliyor. Oysa bir zamanlar Safiye Sultan o kadar söz sahibiymişki, düşüün lütfen:

İngiltere kraliçesi I. Elizabeth dâhil birçok yabancı liderlerle haberleşmiş.

1599 yılında Kraliçe I. Elizabeth'in Safiye Sultan'a bir süslü bir at arabası ve oğlu III. Mehmet'e de bir org hediye etmiş.

Böylelikle Osmanlı Tarihinden bir Safiye Sultanda gelip geçmiş.

 

Nazan Şara Şatana

http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Valide Sultan olarak saray adı altında yarı açık cezaevi gibi yaşamanın sonucunda, her tarafın entrika ve rüşvetle kaplandığı, güvensiz bir ortamda varlık sürdürebilmek gerçekten yürek ister. Padişahların hazin sonunu ihtişamlı makamlarının yanında küçücük şehzade sandukalarıyla tarlaya soğan eker gibi dizili canları ziyaret ettiğimde elim dilim yazmalara varmadı. Ancak tarihçilerin bu kadar rahat yazabilmelerine şaşıyorum. Nasıl oldu da bu çirkin sırlara vakıf oldular. O zamanlar açıklansa hepsinin kellesi giderdi sanırım. Ancak Saray ortamında yetişen son Osmanlıların psikolojilerinin her an öldürülme korkusuyla mahzenlerde gizli saklı büyütülürken bozulması da doğal. Belki de kullarını düşünürken kul olduklarını unutmanın cezasını çektiler. Yİne de girmeye çalıştığımız Avrupa Birliğini çoktan eşleriyle sağladıkları için başarılıydılar sanırım. Allah rahmet etsin ve mekanlarını cennet eylesin.

ütopik 
 01.06.2012 14:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1582
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4845
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster