Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '11

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
426
 

Sağ kalmanın onursuzluğu

Museviler’in entellektüelleri, toplama kamplarından sağ kurtulduktan onyıllar sonra bile intihar ediyorlardı. Bunun nedeni, sağ kalma sırasında maruz kaldıkları aşağılanmaya er veya geç bünyenin kusma biçiminde tepki göstermesiydi: Yaşamı kusarak yaşam / libido vakumunda kalıp intihar ediyorlardı. 

Onlardan bir epsilon öncesinde, hem Museviler’in, hem de Naziler’in tuhaf ve ironik bir biçimde ‘Müslümanlaşma’ dedikleri bir aşamaya gelip, kendilerini öldürtecek eylemleri, örneğin toplama kampının sınırlarına doğru yürümeyi eylemeleriymiş. 

51 yıldır sağım. 51 yıldır onursuzca sağ kaldım. 

Ailemin eğitimsizliği ve fakirliği, doktorların hataları, onlarca hastalıktan dolayı ölüm tehlikesi, işkence, mahkeme, karakol, kışla, okul cehennemlerinde bir marjinal / ayral olarak sürekli aşağılanma, hiçbir biçimde bir insanla eşit ve denk bir ilişkiye girememe gibi olaylar dizisi boyunca, bedensel ve zihinsel 40’ın üzerinde travma atlattım ve bunlar üzerimde olağan olarak ‘post-travmatik stres bozukluğu’ denilen durumu yarattı. 

Çok zeki doğdum. Kendi kendimi çok bilgili olarak eğittim. 3 askeri darbe ve 3 liberalizm döneminde. 

40’ımdan sonra malzeme aşınması belirtileri göstermeye başladım. 50’imde yaşamak için nedenim kalmadı. 51’imde ölmek için nedenim kalmadı. 

Kafka’dan Fassbinder’e erken ölenlerden elimden geldiğince ders edindim. Dersimi iyi almışım ki hala sağım. 20-40 yaşım arasında öleceğime bahse girenlerden en az 20’si mezarda şu an. 

10.000 küsur kitap okudum. 200 küsur kitap yazdım. Kurmaca-dışı dünya kitap yazma rekoru 400 imiş. Onu egale etmeme 5-6 yıl yetecek. 60 ayın 1’ini Nisan 2011’de başarıyla kullandım. 

Gelecekbilimciyim. Benim gibilerin ve diğer marjinallerin yaşayabileceği geleceksel boşluklar imal ve inşa ediyorum. Asimov ve psiko-tarih okuyanlar beni anlar. 

Sonuç? 

Değil Güneş sistemi, Andoremeda Gökadası’nın ötesine gitsem bile içime sinmeyecek denli, ‘insan’ denilenden tiksindim. 

Burada hepi topu 1 yıllık gelecekler tasarlanıyor. Ben yıl 7000 ve tarih-ötesi sonrası dönemleri tasarlayabiliyorum. 

Ancak uymuyor. Acıyor. Büyük ‘A’ ile ‘Acı’. 

Yaşamı kustum. Ölümü de kustum. Geçmişbilim olan tarihi kustum, gelecekbilimi de kustum. 

Sağ kalmanın onursuzluğu, beni intihar bile edemez duruma kilitledi. 

Çünkü ölümsüzlüğün ne ve nasıl bir şey olduğunu ve şu anda dünyada yaşayan 7 milyardan en az 7’sinin 500 yıl ve belki daha çok yaşayacağını ama kendimin, sıksam sıksam 120’de cehennemi boylayacağımı biliyorum. 

Kıskançlık mı? 

Hayır. 

Gelecek 1.000 yıl için bile yazma programım dolu. Yapacaklarım var. Vardı yani. 

Bukowski’nin çok baba bir lafı var: Epeyi insan barış içinde, savaş koşullarından daha zor koşullarda yaşıyor. 

Bunu genişletiyoruz: 

Epeyi insan toplama kamp koşullarından daha zor koşullarda yaşıyor. Öyle yaşayanların bazılarına bunu yaşatanlar, o toplama kamplarından sağ çıkanlar. 

Bu durumda, benim elim yalnızca 7 milyarı öldürür. Bunun da mümkünü yok. 

Sayın yazarlar, şunu bilin ki siz zırvalar yazarken, tarih sizi bilançonun eksi hanesine kaydediyor, artı hanesine değil. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

işin doğası böyle olduğu için böyle. Peki Tanrı mı o zaman suçlu..Hayır, o da değil. Kaldı ki siz zaten varlığına inanmıyorsunuz. Bu doğal akış “var”lık yasası/kuralı böyle gerektirdiği için böyle.Bu bilimsel yasa/kural, akışı da böyle kılıyor.Yani sadece kavramsal anlamda fizik kuralları açısından “var’lık” bütününün kendi var’sal dinamiği gereği böyle olmak zorunda olduğu için bu böyle.Akışın böyle akması iradi veya isteğe bağlı değil yani, zaten öyle olmak durumunda, işin kuralı böyle olduğu için böyle. Anlatmaya çalıştığım şeyin din ile bir ilgisi yok yani.Bilimsel bir şey bu.Özellikle bu husus, direk insan düşüncesinin bir keşif yolculuğu ve keşif sürecinde an gelip, birden ışık çakar gibi, sadece düşünce boyutunda ve ancak idrak yoluyla algılanabilir olduğu için,her ne kadar anlatılabilmesi,hele de bir başkasına aktarılabilmesi neredeyse imkansız denecek ölçüde zor olsa da,deneyeceğim ve bunu da içeren bir kaç yazı yazmaya çalışacağım.

Filiz Alev 
 06.05.2011 17:22
Cevap :
Benimle tartışmayın, yaşamınızı başkalarına aşılayın. Ben zaten ölmem, yani ölmeye niyetim yoksa. Ölmeye yol alarım ama... Bildiğim tek bilgi kaynağı acıdır ve ölümdür. Vurguluyorum: Sağ kalacağım ama doz aşımını deneyeceğim.  06.05.2011 20:49
 

düşünüyorum.Her nekadar, artık bu yaşta bunlar inanç oluşturmuşsa da, bilgi birikiminiz ve yıllar bazında çok sağlam disipline olmuş düşünce sistematiğinizin kazandırdığı çok yönlü bakış kaabileyeti de hesaba katılırsa,kolayca bunu başarmamanız için bir neden göremiyorum. Sadece şunu hiç unutmayın yeter: yanılmayan insan yoktur, çünkü zaten herşeyi bilen insan yoktur.Mesala bir yanılgınızı söyleyeyim, çok net: Siz insanlardan tiksinmiyorsunuz, ama öyle düşünüyorsunuz,öyle inanıyorsunuz.Oysa sizin tiksindiğiniz asıl şey insanların yaptıkları! Arada çok fark var. İnsanlar bu kötülükleri,çirkinlikleri,yanlışları niye yapıyor? Önemli olan o işte. İnsan oldukları için mi, asla.. başka nedenleri var.Başlarda çok az değinmeye çalıştığım doğal akış böyle çünkü.Sebebi doğru teşhis etmek lazım derken, kastetmek istediğim az buçuk buna benzer bir durumdur.Sebep insan değil,insanın bir suçu yok “genel anlamda”; doğal akış böyle olduğu için

Filiz Alev 
 06.05.2011 17:15
Cevap :
Ben sağ kalmak istemiyorum, öğrenmek istiyorum. Öğrenmiyorsam, ölebilirim.  06.05.2011 20:47
 

o nokta veya noktaları tesbit edebilmektir. Şöyle ki: Konulan psikolojik teşhisin adı her ne olursa olsun bu sadece bir sonuçtur. Ve yaşamınız süresince yaşadığınız tüm travmalar da bunun sebebidir.Buraya kadar tamam, bunu herkes biliyor zaten.Ancaaak, işte burda asıl önemli olan “o sebeplerin sebebi olarak sizin neyi teşhis ettiğinizdir”.Sizin neyi ve/ya neleri o sebeplerin/olayların sebebi olarak gördüğünüzdür. Çünkü o sebeplerin asıl“doğru sebeplerini” bilmemekteyse kişi,yanılgı işte zaten orda başlıyor ve psikolojik etkilenmeler ve rahatsızlıklar da bunun üzerine gelişiyor.Çözüm ise:Önce olayın sebebinin ne olduğu hakkında “kendinizce” ne karar verdiğinizi bilmeniz/bulmanız gerekiyor.Bunun sonrasında da, o kararınızı/kanaatinizi/inancınızı gerçekten sebep o olabilir mi diye bu defa farklı açılardan sorgulamanız gerekiyor.Çoğu insan bunları sadece kendi başına başaramaz.Ancak sizin en azından bu safhayı başarabileceğinizi

Filiz Alev 
 06.05.2011 17:08
Cevap :
travma vardır ve çoğunluk iyileştirilemez. Zihinbilimin en büyük sorunlarında biri bu. Benim psikopatimin nedeni bu.  06.05.2011 20:47
 

basit, bu kadar net.Ancak şu da var ki, insanın en kolay başardığı iş kendini kandırmaktır. Hee mesele de orada başlıyor zaten. Üstelik işin tuhafı bu bile yine işin doğası gereği.Çünkü ancak böyle, doğru ile yanlışın, var ile yokun, iyi ile kötünün vs ayrımına varabilip, kendisinin de ne yapması gerektiğini “bilebilme sürecine” girebiliyor.Ve işte insan psikolojisi de, ruhun mutluluğu ve huzuru da bu temelin üzerine inşaa edilmekte. Eğer zeminde var olan o yanılsama potansiyeli, doğruya doğru bir geçiş yaparsa, doğruyu seçebildiği noktalarda sorun çıkmıyor, ancak doğruya geçiş yapamadığı noktalarda yanılgı sürdükçe, bu ruhta gerginliğe ve yanlışlara sebep olduğu için psikoloji de davranışlar da bozulmaya başlıyor.Ve işin kötüsü düşüncede de yine yanılgılı şartlanmışlıklar veya saplantı, ya da yanlış ve/ya yanılgılı inanç veya kanaatler oluşuyor.Ve sonuç: Bütün psikolojik rahatsızlıkların asıl temeli, yanılgıdır. Bunu gidermenin tek yolu da asıl yanılınılan

Filiz Alev 
 06.05.2011 17:03
Cevap :
İnsanların yanıldığını değil, domuzuna yanlış yaptığını ayırsayacak denli gözlemim var.  06.05.2011 20:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 499
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster