Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
297
 

Sağılan Sarı Panzer Almanya Üzerine

Sağılan Sarı Panzer Almanya Üzerine
 

Almanya ve Alman disiplini gerçekten çok ilgimi çeken ülkelerden birisi olmuştur. Disiplini sistemli çalışması, tasarrufu, akılcılığı, dünyaya sattığı birinci sınıf ürünleri ile dikkat çeken başarılara imza atan ilginç, güçlü bir ülke görüntüsündedir.

Bu ülkenin gücün zirvesine, bir üst lige çıkma girişimleri olsa da malumunuz olduğu üzere 1. Ve 2. Dünya Savaşlarından alınan mağlubiyet bu girişimi tersine çevirmekle kalmamış, 2. Dünya Savaşından sonra ortadan ikiye kabak gibi bölünmüş, birinci dilim Amerika ve İngiltere’nin ikinci dilim ise Rusya’nın olmuştur. Resmiyette bu böyle olmasa bile Amerikan üsleri ve askeri varlığı aslında Almanya’yı Rusya’ya karşı korumak, bir başka deyişle işgalin resmi olarak varlığını gizlemek üzere adlandırılmış bir adlandırmadaki nüansa farklılığından kaynaklansa gerektir. 1. ve 2. Dünya Savaşının ortakları olan ABD ile Rusya asla rakip olarak karşı karşıya gelmemiş ülkeler olsa da dünyaya daima rakip olarak adlandırılmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan ve İngiliz işgalinin kara Avrupa’sına müttefik olarak girmesi ile Almanya’ya savaş sonrası yenilenlerin zıddı olarak sermaye verip tekrar ekonomik olarak ayağa kalkmalarını ancak birtakım sanayilerden en azından Almanların dışlandığını daha önce Naziler döneminde var olan şirketlerin Nazilerin Almanya’da yenilip, Hitlerin intiharından sonra şirketlerin aynı şekilde kalması ilginç karşılanması gereken bir durum olması gerekirken Nazi kamplarında kullanılan kimyasalları üreten firmaların tamamı, çelik sektöründeki firmaların tamamı, tank ve silah üreten firmaların tamamı devrededir ve üretim hayatına devam etmektedir. Bu firmaların büyük bir kısmı tüm dünyada tanındığı için burada tekrarlamaya lüzum yoktur ancak normal şartlarda bir ülke böyle yıkıcı bir savaştan sonra kısa sürede toparlanabilmesi hem de Amerikan askerleri ülkede cirit atarken bu mümkün olabiliyorsa demektir ki Almanya’nın ekonomik varlığı ya yok edilmek yerine borçlarını ödemesi için daha da efektif çalıştırılmış demektir. Ben bu durumu düşmanı yendiniz ve gördünüz ki düşmanın çok güzel inekleri var; akıllı iseniz asla onları öldürmez, onların etinden sütünden yağından faydalanırsınız. Almanya da 2. Dünya Savaşı sonrasında savaş tazminatlarını ödemek, nükleer ve uzay sanayiinden dışlanmak, dahası Amerika’nın askeri üsleri ile kendisine verilen ödevleri yapıp yapmadıkları bizzat kontrol edilmiş olsa gerektir.

Bir ülke kendi ulusunun omuzlarında yükselebilir; böyle bir durumda bilimden sanata, sanattan edebiyata birçok insan yetiştirilmiş olması gerekir. Bu ülkenin yetiştirdiği filozoflardan tutun da dünyaya yön vermiş düşünce adamlarının çokluğu ile ölçülebilir. Düşünce adamları, filozoflar yetiştirme anlamında en özgün eserler veren ülke şüphesiz Fransa ve şu anda kaynayan Paris olmakla beraber; Almanya’nın Yahudi olmayan dünya çapında etkili düşünürlerine rastlamak pek olası değildir. Fransa’da yüz Fransız düşünüre karşılık Almanya’daki yüz Alman düşünürün Yahudi kökenli olması ilginç bir durum olsa gerektir.

Bir ülkenin kesinlikle kendi ayakları üzerinde durabilmesinin yolu kendi düşünürlerini bizzat kendi toplumunun yetiştirmesi gerekir. Osmanlı’nın sonunu hazırlayan nasıl ki dünyayı etkileyecek akım oluşturacak Türk olmaması bir yana Osmanlı dahi yokken, Osmanlıdan yüzyıllar öncesinde Türk kökenli düşünürlerin olması ilginç bir tezat oluşturur. Gerçi dünyada para gerçek patron olduktan sonra özgün düşünce eskiye nazaran biraz ortaya çıkmış gibi görünse de özellikle Avrupa’da din ve kiliseye karşı zaferler gündeme gelirken, düşünce bağımsız hale geldi diye düşünüledursun düşüncenin Avrupa ve tüm batı dünyasında yeni patronu para ve tüccar olmuştur. Düşünce tanrı ile ilgili konularda sınırları zorlayabilirken aile hayatından tüketime hemen her konuda başka patronlar bulmakta zorlanmamıştır.

Rönesans Avrupa’da dinin dogmalarına, kiliseye karşı büyük bir zafer kazanırken, birçok düşünce yerle bir olmuş olabilir ancak yeni düşüncenin bizzat herhangi bir düşünsel altyapısı ve öngörüsü olmayan toprağını işleyen çiftçilerin olduğunu düşünmek hayal ürünüdür. Yeni düşüncenin sahibi elbette insanları etkin olarak kullanan, kullanmayı düşünen daha organize ve daha güçlü bir grup olmalıdır.  Rönesans kilise taraftarları ile ellerindeki sermayeyi çok daha etkin kullanacağına inanan ve bunu başaran başka bir güçtür, o güç şu anda dünyayı bizzat yöneten, savaşlara, barışa, toplumsal kurallara, insanların ne giyeceğine, ne yiyeceğine, nasıl yiyeceğine konuyu fazlaca uzatmadan insana dair her şeye karar veren güçtür. Bu güç bazen din adamı kisvesine bürünüp, cüppe takar, bazen pop yıldızı olur bazen de sivil toplum örgütünde yönetici olur. Mevzu Avrupa ve Batı Dünyası olunca insanlar ideal yaşam denince elbette Batı’yı örnek gösteriyor ve onun normlarına göre yetiştiklerinden fizik kanunları gereğince zayıftan güçlüye doğru akış olur. Buharlaşma yukarıya doğru olurken, akış aşağıya doğru gerçekleşir.

Almanya’da düşünce dünyasına etki eden düşünürlerin, bilim adamlarının alayının Yahudi olması, Protestan düşünce ekolünün Yahudilerle ittifak etmesi ve diğer önemli düşünürleri de Protestan-Yahudi karışımı olarak ortaya çıkarması üzerine methiyeler düzülmesine rağmen salt Alman ekolü ortaya koyduğu söylenemez. Evet, Almanlar halen dünyanın en verimli şirketlerine sahip olabilirler, otomobilleri dünyanın her tarafında sonsuz bir beğeni toplayabilir ve herkes bir Alman otomobiline sahip olmayı arzulasa da Amerika ve İngiltere’nin kontrol ettiği Ortadoğu petrollerine muhtaçtır. İnsanda kan neyse; otomobilde yakıt odur ki, benzini biten bir otomobil hatta savaş uçağı ne işe yarar ki?

Toplumların kendi kendine yeterliliği kendi düşüncesini oluşturmuş olmaları ile mümkündür. Kendi felsefecileri ile kendi sosyologları ile kendi düzenlerine manalar kazandıran kendi düşünür veya filozofları olduğu sürece söz konusu toplum diğer toplumlara kendi düşünce ekolünü ihraç edemese de başkasından ithal etmek zorunda kalmaz. Bu açılardan düşünüldüğünde gerçekte Almanlar filozof, düşünür fakiri milletlerden biridir denebilir.  Amerika’da 2. Dünya Savaşının kaderini değiştiren silahları bizzat Almanya’dan ayrılan bilim adamlarının başarması Almanya’yı başarılı değil, bilakis son derece başarısız bir ülke haline sokar ki; Almanlar köleler arasında 2. Dünya Savaşı sonrasında Japonlarla birlikte seçkin bir yere sahiptir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1366
Toplam yorum
: 244
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 197
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster