Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
810
 

Sağlam kazığa bağlanmak!

Sağlam kazığa bağlanmak!
 

Görsel: Adnan Durmaz,"Düzen"adlı tablosu.Boşlukta salınımlar...


İdeoloji, siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel, moral, estetik düşünceler bütünüdür.(1) Daha basit bir tanımla, tarihte belli bir dönemde insanlığın en çok hangi kavrama ve onunla içselleştirilmiş değerler bütününe önem vermesi isteniyorsa, o, ideolojidir.

İktidarın kaynağını gösteren, onun ne olduğunu belirten ideoloji ise tutunum ideolojisidir (adhesion). Din, toprağa bağlı üretim biçiminin tutunum ideolojisidir. Milliyetçilik ise, ulus devletin tutunum ideolojisidir.

Milattan sonraki tarihe damga vuran üretim sistemleri ve tutunum ideolojilerine kısaca göz attığımızda aşağıdaki tablo ile karşılaşırız:

Üretim sistemi: Feodalizm. İktisadi Pazar: Malikhane. Tutunum ideolojisi:Din. Yüce sadakat odağı: Tanrı. Temsil eden kurum: Kilise(ruhban) ve aristokrasi.Ticaret: Yerel ağırlıkta. Çünkü her 30-40 km.de bir ayrı bir gümrük sistemi ve para birimi var.

Bu sistem döngüsünde Tanrı yağmuru (dilerse) yağdırır. Ekinler, bitkiler, meyveler büyür, daha sonra toplanıp yenir,karınlar doyar, artan satılarak insanların ceplerine para girer... Bunları yürüten ve gözeten Tanrı ve temsilcilerine (derebeyi-kral-ruhban) şükran borçlu olunur.

Üretim sistemi: Ulusal kapitalizm. İktisadi Pazar: Bağımsız ulus(al) devlet. Tutunum ideolojisi: Milliyetçilik. Yüce sadakat odağı: Ulus. Temsil eden kurum: Parlamento.

Sanayi devrimi gerçekleşmiş. Buhar gücüne dayalı makinelerle fabrika denilen üretim merkezlerinde üretim gerçekleştirilip ulusal pazarın her noktasına (gelişen ulaşım teknolojisiyle) rahatça ulaştırılıp tüketilecek durumdadır. Yağmur-Tanrı-ceplere giren para ilişkisi bu anlamda artık kritik olmaktan çıkmıştır.Bireysel mülkiyet de serbest ve kutsal (hukuk sisteminin en çok koruduğu şey). Vatan, içinde serbestçe üretim ve ticaret yapılabilen, aynı dilin konuşulduğu, benzer değerlerin hüküm sürdüğü, sınırları belli olan, güvenlikli yurt parçasıdır.

Üretim sistemi: Komünizm. İktisadi Pazar: Proleter devlet. Tutunum ideolojisi: Proleterya enternasyonalizmi (Küresel işci birliği). Yüce sadakat odağı: Emek. Temsil eden kurum: Komünist Parti (Nomenklatura).(2)

İşci emeği her şeyin üstünde en kutsal değerdir. Tüm dünya işcileri kardeş. Hayat standardında “eşitlik”esas. Bireysel mülkiyet yok ya da çok sınırlı! Üretim araçları başta olmak üzere her şey “toplumsal mülkiyet” kapsamındadır.(3)

Üretim sistemi: Uluslararası kapitalizm (Küresel ölçekli üretim). İktisadi Pazar: Tüm dünya. Tutunum ideolojisi, yüce sadakat odağı ve temsil eden kurum: HENÜZ BELLİ DEĞİL! Bu son sistemde tutunum ideolojisi olarak, uluslarüstü (supranasyonal) yönetim yapıları, yüce sadakat odağı olarak birey ve temsil eden kurum açısından da Bilderberg, CFR, İllimunati gibi yarı-gizli uluslar arası ve uluslarüstü yapılar önerilmekte. Fakat öncekiler gibi kesin, genel kabul görmüş ve kanıksanmış konumda değiller.

Olumlu ya da olumsuz bir değer yargısı yüklememeye çalışarak, nesnel bir şekilde yukarıda özetlemeye çalıştığım yarı şematik sunum, insanın dünyayı algılama biçiminin, ekonomiyle, üretim sistemiyle, tarihsel ve toplumsal koşullarla ilgili bölümüdür. Bu algılama, yukarıda belirttiğim çerçeveler dâhilinde açık, net ve belirginse insanda “sağlam kazığa bağlanmışlık” duygusu oluşur! Hem sistem hem toplumlar hem de birey açısından hayat daha kolay öngörülebilir ve öyle yürür. Bu türden meşruiyet zeminlerinde her şeye daha kolay katlanılır.

Bu durum yoksa, meşruiyet ve sadakat odakları belirsizse, zihinlerde çokparçalı bir dünya algılaması belirir. Hem dinlerin hem de ideolojilerin ‘kutsallığından’(olumlu/olumsuz bir değer yüklemeden kullanıyorum) uzaklaşıldığı ölçüde, algılama hiyerarşisi bozulan ve henüz bunun yerine bir şey koyamayan deyim yerindeyse, “sağlam kazığa bağlanamayan" insan zihninin -ve imgeleminin- yaşayacağı kriz, kargaşa hali de son derece doğal bir durum haline gelir.

Diğer taraftan, bütüncül olmayan, tarihsel perspektiften yoksun analizler gerçeğin sadece sınırlı bir bölümünü göstermekten öte bir işe yaramaz. Gerçekleri kendi bakış açılarına tahvil etmek isteyenler, onu oluşturan maddi güçleri (sınıfları), bunları birbirine bağlayan -ya da karşı karşıya getiren- ekonomik, siyasi ve simgesel sistemleri bu çerçeve içinde çözümlemelidirler. Bu türden çaba içinde olup gerçekleri dönüştürmeyeye niyetli olanların taşıdığı sadakatler (bakış açısı-nihai amacı) de büyük önem taşır! Bu gerçeği unutarak analiz ve tanımlamalar yapmak, giderek siyasi tutum geliştirmek, vahim yanlış anlamalara, niyetlerin tam aksi yönde, çok riskli duruş ve eylemsel sonuçlara yol açabilir.

Günümüzün "küresel yeni dünya düzen(sizliğ)i" denilen ortamında insanlığın çoğunun hali de kanımca budur!

Hiç şüphesiz ki; insanın dünyayı algılama ve imgelemlerinin geçmişten miras kalan, simgesel ve mitolojik evrenle de yakın ilgisi bulunmaktadır. İnsanın yaşamında iz bırakan tüm olaylara, mekânlara o simgesel ve mitolojik ‘arkaplan’la birlikte bakan daha kişisel, “içsel” bir yanı da vardır.

İsterseniz bu ‘arkaplan’ da diğer bir yazımızın konusu olsun.

İ.Ersin KABAOĞLU,

15 Haziran 2010,Ankara

Kaynakça ve blog notlar:

(1) İdeoloji kelimesi, Fransızca “ idéologie” sözcüğünden türetmiştir.(idée [bu bağlamda: fikir; düşünce]ve -ologie [ -oloji, yani bilim]). Idéologie kelimesi, Fransız Devrimi süresinde Antoine Destutt de Tracy tarafından ilk kez kullanıldı ve ilk kamu kullanışı 1796 yılında idi.

(2) "Nomenklatura" sözcüğünün aşağı yukarı "isim çağırmak, "ismi söylenenler" gibi bir anlamı vardır. Elit sınıfı temsil eden, eski Sovyetler'deki komünist partinin üst kadrolarındakiler ve politbüro üyeleri için kullanılmıştır.

(3) ATAUM ( Ankara Üniv. Avrupa Topluluğu Araştırma ve Uygulama Merkezi), Uluslararası İlişkiler Ders notları. 2001.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ve kalpten bakan yazılarınıza,sonsuz teşekkür ederim Ersin Bey,iyi ki varsınız,teşekkürlerimle,sevgi ve içtenlikler...:)

Şerife Mutlu 
 29.06.2010 14:31
Cevap :
Keşke sadece yazılarda değil, her yerde, her zaman ve her şeye öyle bakabilen bir durumda olabilsek değerli Şerife hanım. Tıpkı sizin gibi... İçtenlikler, sevgiler ve dostça selamlarımla...  29.06.2010 16:31
 

Siyaset blogunda, niteliksel düşüş öylesi bir noktaya doğru geriledi ki, birkaç değerli yazar arkadaş dışında ürünleri izleme düzeyim, hayal kırıklığıyla birlikte düşüşe geçmişti...Ve magazinsel yazılar dışında, siyasetten pek fazla bir şey ürememeye başlamıştı!... Siz bu blogdaşları eğitici, onların siyaset dağarcığına katkı sunucu yazınızla, bu ezberi de bozmuş oldunuz... Siyasetin güncel ötesinde, önemsenmesi gereken sorunlarını, anlaşılabilir bir şekilde, blogdaşlarımızla paylaşmayı da, bir şekilde başlattınız!... Teşekkürlerimle. Dostça selamlarımla.

zeki etferat 
 16.06.2010 11:03
Cevap :
Sevgili dostum, saygıdeğer ağabeyim aslında siz, blogdaşlarımızı eğitici, onların siyaset dağarcığına katkı sunucu yazılarınızla, kısır, biteviye ezberleri bozma yolunda sürekli ve yılmaz bir çaba içindesiniz! Benimkisi olsa olsa biraz omuz vermek olabilir. Siyaset bloglarının güncelin ötesine -bazı istisnalar dışında- pek geçememesinde; backgraund (arkaplan) bilgilerine güvenememe, onu titiz ve sabırlı okumamalarla besleyememe yoksunluğu yattığı gibi çok okunma (rating) kaygısı da egemen sanırım. Ne yaman bir çelişkidir ki; insanlar, az okuyup çok yazarak bolca okunmak özlemi ve gayreti içindeler. Bu da niteliği ister istemez düşürüyor. Değerli övgünüz, katkınız ve varlığınız için sonsuz teşekkürler ve dostça selamlarımla...  16.06.2010 12:14
 

Tebrikle, fikirdaşlıkla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 16.06.2010 0:48
Cevap :
Ayna tutmuş olalım sizin yazdıklarınıza da... Derin ve sağlam görüntüler yansısın böylelikle ekrana... İçten teşekkürler ve dostça selamlarımla...  16.06.2010 9:57
 

Yaptığınız ayrımlara büyük ölçüde katılıyorum. Ulus devletin tanımı bende biraz daha farklı ve aslında son kategoride saydığınız uluslaraarası arkadaşların tanımları gün geçtikçe yerine oturuyor... Dini güçlerle, Ulusu ümmete dönüştürmeyi toplumculuk sanıyorlar. Proleterya diktatoryasından dem vuranlar, enternasyonalizmle emperyalizmi birbirine karıştırıyorlar... Mücahit olacaklarıdı mütahit oldular ve marksist olacaklarıdı banker oldular... Hayat komiktir böyle... Sevgiler sana ve değerli fikirlerine...

yeşilsoğan 
 15.06.2010 21:49
Cevap :
Bilimin öngördüğü doğruların ve teknoloji ile akılcılığın belirleyici olduğu modernizmden sonra geldiği iddia edilen post-modern bir dönemdeyiz! Bu çağın temel özelliği de; gelip geçicilik, kargaşa ve süreksizlik üçlüsünün egemenliği. Siyahın beyaz, beyazın siyah, yassının dik, eğrinin doğru diye sunulduğu muğlak günlerdeyiz. Bu durum da "korku" ve "endişe"yi egemen kılmakta! İnsanlar doğuşta birbirlerinden -yetenekleri ve hakları açısından- farksızdırlar fakat "ötekileştirme ve meşrulaştırma süreci" içerisinde giderek farklılaşırlar. Burada da korku-iktidar ilişkisi devreye girer. İktidar olgusu sıkıştığında korku-şiddet ikilisini kullanır.Bu da zamanla "sağlam kazığa bağlanmayı" daha da zorlaştırır. Senin de vurguladığın gibi sapla samanın karışmaması, "neye niyet neye kısmet..." tarzı savrulmaların da en az düzeyde olması gerekir değerli dostum. Bunun için de sağlam "bilinç"ler gerekir. Bu bağlamda değerli yorumuna içtenlikle katılıyorum. Yürekten sevgiler ve dostça selamlar sana...  16.06.2010 14:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 350
Toplam yorum
: 3308
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2368
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster