Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '07

 
Kategori
Sağlık
Okunma Sayısı
623
 

Sağlık, sağlıksızlık ve şirvan dönercisi...

Sağlık, sağlıksızlık ve şirvan dönercisi...
 

Sabah ilk işim bilgisayarı açmak olmasın diye direndim. 25 dakika kadar sürdü bu... O 25 dakikayı da odamın içinde anlamsız bir biçimde dolaşarak geçirdim. Yoksunluk belirtileri baş gösterdi mi diye abartarak, kendimi kontrol ettim bir taraftan; ellerim titriyor mu falan diye…

Emekçimiz Sevim Hanım, “doktor bey çay vereyim mi?” diye sordu. “Kan vericem kolesterol için, sonra” dedim. Aslında bilgisayarın yerine bir başka bağımlılığı koymak rahatlatıcı olurdu… “Kan vereyim ondan sonra” diye tekrarladım içimden…

***

Enjektörün kolumda bıraktığı ağrıyla uğraştım bir süre… Kolumu hangi pozisyonda tutarsam ağrının arttığını araştırdım, birkaç dakikalığına en çok ağrı veren durumu tercih ettim. Nedenini bildiğim ve geçeceğinden endişelenmediğim bir ağrı… Yaşadığımız kaygı, arttırıyor bedensel yakınmaları birazda… Bir sabah yok yere böyle bir ağrı ile uyansam neler hissederdim ki?

***

“Sağlıklı olmak” birey açısından bakıldığında subjektif bir olgu. Örneğin kırsalda yaşayan bir anne o an tüm çocuklarda görülen ishalin, kendi çocuğunda da olmasını sıradan görüp bunu hastalık olarak algılamayabilir… Bunun tam tersi en küçük bir şikayetinde bile çocuğunun, sağlığına ilişkin ciddi problemleri olduğunu düşünenler de olabilir…

Elbette evrensel bir tanımı var, “sağlık” kavramının… Ancak sağlık ve hastalık kavramlarının kültürlere ve bireylere bağlı olduğu da bir gerçek… Örneğin ciddi bir sakatlık olan ve kundak yapılan çocuklarda sıklıkla görülen; “doğumsal kalça çıkığı”, bir Kızılderili kabilesi olan Navajo’larda son derece normal karşılanır. Bir kabile düşünün tüm bireyleri topallayarak dolaşıyor!! Ancak bunu bir sağlıksızlık belirtisi olarak algılamıyorlar…

Bir başka çarpıcı örnek de Cumhuriyet dönemine ait; O yıllarda, ülkemizin özellikle kırsal bölgelerinde sıklıkla görülen bir göz hastalığı; "trahom" nedeni ile oluşan körlüğün kaçınılmaz olduğu düşünülürmüş... Yani bu bölgelerdeki bireylerin olağan yaşam seyirlerine ilişkin algısı; "doğdum, büyüdüm, gün gelecek kör olacağım ve öleceğim" şeklinde idi muhtemelen... Bu insanların kader olarak gördüğü trahom, o tarihlerde bile etkin bir biçimde tedavi edilebilen bir hastalıktı... Daha sonraki yıllarda etkili sağlık politikaları ile bunun tedavi edilebilir bir hastalık olduğu o insanlar tarafından da görülmüş oldu...

***

Monitörü, gelen zararlı ışınımları engellemek için düğmesinden kapattım… Hastalarla ilgilenirken bilgisayarım sürekli açık durduğundan bunu rutin olarak uyguluyorum… Şimdi sağ tarafıma koyduğum bu amaçla yapılmış küçük bir masanın üzerinde duruyor, iş yerinde kullandığım bilgisayar… Öncesinde hasta ile karşılıklı oturduğum masanın üzerinde idi… Ben hasta ya da danışan ile konuşurken o da üçüncü bir kişi gibi kuruluyordu masamın üzerinde…

Bir süre sonra, fanın sesi rahatsız edince tamamen kapattım bilgisayarı… “Artık ağrıyan bir kolum ve kapalı bir bilgisayarım var ne güzel” diye düşündüm, Sevim Hanım çayımı tazelerken…

***

Hasta olanlar, sağlıklı olup danışmaya gelenler oldu bir süre… Bir öğrencinin, öksürük şikayetini anlatırken, kulaklarında ve yüzündeki piercingleri saydım; 11 tane idi… "Dövmen var mı?" diye o anki şikayeti ile alakasız görünen soruma şaşırdı bir an… Şaşkınlığını birlikte atlattıktan sonra, bu uygulamaların hijyenik şartlar da yapılmasının öneminden bahsettim. Bunun üzerine kulağındaki küpenin yol açtığı enfeksiyonu gösterdi. Öksürüğünden çok daha önemli görünen bu durumu tedavi edebilmek için gerekenleri konuştuk.

***

Telefonda laborant arkadaşın sesini duyduğumda “umarım canımı sıkacak bir sonuç değildir”, diye düşündüm.

237!!

Yükselmiş yine…

Spor salonuna rağmen…

Saate baktım; 11.45…

Diğer poliklinikteki arkadaşımı arayıp, yürüyüş için biraz erken çıkabileceğimi söyledim.

Yürüyüş güzergahımı belirlerken “Şirvan Dönerci”sinin önünden geçmeyeyim bu kez diye düşündüm.

Önceki yürüyüşümde yayılan kokulara dayanamayıp “nasıl olsa dönerken eritirim” demiş ve geri dönüşü çok daha hızlı yürümek zorunda kalmıştım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet eskiden de Türk toplumunda birinci ölüm nedeni "tüberkülozdu " (verem) sanırım. herkes Türklerin çok duygusal ve iyi kalpli olmasına bağlardı bu hastalığı. İnce hastalık derdi eskiler:))) benim babaannem 29 yaşında ölmüş, babam 3 yaşındayken. Bu devirde ise görülmüyor ya da çok azaldı. Sanırım iyi kalpli bi toplum olmaktan çıktık:)))Şimdi de kanser ve AIDS var. Bence kanser de çok yakın zamanda yenilecek. Zaten yaşam süremiz uzadıkça, yaşlılar toplum için problem olmaya başlayacak. İkincisi ise iyi bence senden kan alınması. hekimler her gün hastalara uyguladıkları rutinleri kendilerine de yapmalılar. her jinekolog, erkek de olsa, bacaklarını açıp o masaya bi kez yatmalı misal:)))). hasta psikolojisini anca öyle anlarsınız. ben kolumdan kan alınırken "acıyo" dediğimde " olmaz bişi" diyosunuz di mi? Sevgilerimle. Şaka bi yana geçmiş olsun canım ya, bu yaşta ne kolestrolü?

Kwan Yin 
 22.11.2007 19:56
Cevap :
Verem, yine çok görülmeye başladı biliyor musun... Kötü hijyen, kötü beslenme, kalabalık havalanması iyi olmayan ortamlar, yoksulluk, sigara vs... Yurtta kalan öğrencilerde rastlıyoruz... Çanakkale'de romanların yaşadığı bir mahalle var o denli yoğun görülüyor ki... Şimdi bi de verem savaş dispanserlerinin işlevsezleştirilmesi söz konusu, para etmeyen sağlık hizmetlerinden olduğu için.. "Hortladı" derler ya o şekilde medyada da yer alması yakındır... Evet ince hastalık.. Bir de "verem edebiyatı" dönemi olmuş di mi... Adam sevgilisine kavuşamayınca kahrından "ince hastalık" olur:) Ne romanlar, ne tiyatro eserleri var buna ilişkin. Bu klişe Dumas'ın "Kamelyalı Kadın"ından esinlenme büyük ihtimal.. Aziz Nesin'in "böyle gelmiş böyle gitmez"inde, annesini veremden kaybedişini okumalısın, ince hastalık diye anılan dönemin aslında niye bu denli veremin yoğun yaşandığına dair çok güzel toplumsal betimlemeleri var.. Güzel yorumun ve temennin için teşekkür ederim. Sevgilerimle Edacım..  23.11.2007 10:32
 

Sevgili Serdar Bey, hani bir laf vardır ya ''terzi kendi söküğünü dikemez''.. Bizim durumlar biraz ona benziyor. Aynı şeyi ben ve hatta daha abartılı olarak ailem de yapıyor.. Hayatımızı , yani hem ruhumuzu hem de bedenimizi önemsemeliyiz..Sağlıksız olmuyor hiçbirşey..Sağlıklı günler dileklerimle, sevgiler..

sevgiii 
 22.11.2007 11:25
Cevap :
Sevgili Sevgiii:) yorumun için teşekkür ederim.. Sağlıklı günler dileğine katılıyorum... Sevgilerimle...  22.11.2007 12:17
 

:)))Öyle bir yürüyüş, bir kebap yememekle düşmez bu kolesterol arkadaşım...yok biliyorsun biliyorum da bir de ben söyleyeyim dedim...sevgiler, maviyle... bir de elma kırmızılarıyla...

derinmavi.. 
 21.11.2007 20:21
Cevap :
Düşmez evet... Bakın aslında bu yazıda ası vurgulamaya çalıştığım sağlıklı olma halinin kişi tarafından algılanışına iyi bir örenek de bu olabilir... Bir çok insan kan yağları yüksek olduğu halde, hiç bir sağlık problemleri yokmuş gibi davranıyorlar... Yani kebapları götürürken benim duyduğum vicdan azabını duymuyorlar:) Sevgilerle...  21.11.2007 22:51
 

Korkarım bir süre sonra tansiyon-şeker,kolesterolü olmayana tuhaf tuhaf bakacaklar. Ne kadar yaygın.Önceden yaşlılık belirtileri sayılırdı. Şimdi "moda" galiba diyorum:)) Dikkat etmek lazım. Aksırıklı, öksürüklü, hastalıklı bir ihtiyar olmamak için ve tabi genç yaşta "hoşçakal dünya" dememek için:) Geçmiş olsun .İlaçsız sporla düşürürsün sen onu.Sevgiler, selamlar.

tijence 
 21.11.2007 19:55
Cevap :
Sevgili Tijen evet ya benim sadece kolesterolüm var şimdilik... Düşürürüm biliyorum:) Teşekkür ederim arkadaşım...  21.11.2007 20:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 303
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1523
Kayıt tarihi
: 17.11.06
 
 

Konuştuğum gibi yazmamalıyım... Yazmak, konuşmaktan farklı ve her zaman onun önünde benim için.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster