Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '11

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
355
 

Sağlıkta devrim aşkı!

Sağlıkta devrim aşkı!
 

Devrim görmesek devrim diye yutturacaklar!

Sağlık Bakanlığı Türkiye’de sağlık hizmetlerinin daha etkin ve verimli kullanılması amacı ile Sağlıkta Dönüşüm Projesi adı altında yeni bir sistem yürürlüğe koymuş. Bu programın en önemli çalışmalarından biride Merkezi Hastane Randevu Sistemi denilen (MHRS) imiş.

MRS; vatandaşların Sağlık Bakanlığına bağlı 2 ve 3. basamak Hastaneler ile Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri için 182 MHRS Çağrı Merkezini arayarak canlı operatörlerden kendilerine istedikleri hastane ve hekimden randevu alabilecekleri bir uygulamaymış! MHRS’nin amacı; Hastanelerde daha iyi bir kaynak planlanması (iş gücü ve teçhizat kullanımının etkin ve verimli planlanması) yapılarak vatandaş/hasta memnuniyetinin artırılması, hastanelerde kuyrukların azaltılması imişşşş.

İlk olarak Erzurum ve Kayseri illerinde uygulanmaya başlanmış. Pilot uygulama boyunca gözlem yapılacak ve ardından tüm Türkiye’ye yaygınlaştırma süreci başlayacakmış. Bu kapsamda 1 Haziran 2010’da Yalova, 1 Temmuz 2010’da da Eskişehir, 26 Temmuz 2010’da Bilecik, Çanakkale, Edirne, Kırklareli, Sakarya ve Tekirdağ MHRS uygulamasına başlanılmış. Bu sistemi ilk uygulamaya başladıkları ilçelerden biri olan Mudanya’da bulunmuştum bundan 3 ay kadar önce, on günlüğüne. Dolayısı ile devrimin ilk meyvelerini orada yemiş, tadına doyamamıştım. (Üç gün boyunca randevu alamayarak!) En sonunda kızmış, öğleden önce olmak şartı ile hastaneye gitmiş, doktor yok denilen Mudanya Devlet Hastanesinde, sanırım Yalova’dan günübirlik gelen bir nevi kiralık doktoru melül melül “hasta gelse de baksak!” pozisyonunda beklerken bulmuş, haline çok üzülmüş, acımıştım!

Düşünsenize… Hasta doktor bekliyor, doktor dört gözle hastayı ama kara talih bir türlü yüzlerine gülmüyor.

Sağlık bakanlığı gidişattan çok memnun kalmış olacak ki aynı meyveyi bir süre önce biz Antalyalılara da yedirmeye karar vermiş. Bir yedik bir yedik ki sormayın, küfrün bini bir para. O derece!

Koskoca sağlık bakanı söyler de yanlış mı söyler diyerek, (biraz da mecburiyetten!) hatta deneyelim bakalım, İzmir’den aratsak randevu alabilir miyiz diyerek ve kardeşime aratarak; 4-5 özel hastanesi ve bir devlet hastanesi bulunan, nüfusu 80 bin kadar olsa da yazları dört beş katı bulan ama, derde derman, yaraya merhem bir kalp damar cerrahı bile bulunmayan Manavgat’tan, sağlık bakanımıza ve yere göğe sığdıramadığı randevu sitemine güvenerek (tabi bir de saat ona aldığımız kapı gibi randevumuza) sallana sallana yola çıktık. Ne olsa beğenirsiniz? Ne randevu var ortada, ne sıra aldığımız doktor. Adı kapı önünde duran listedeb ütün hafta görünmesine rağmen üstelik! Öyle randevuya güvenerek sallana sallana gelir misin? Al bakalım. Kös kös gir şimdi sıraya. Hem de ne sıra. Bütün bölümlerin önünde koridorlara kadar uzayan uzun kuyruklar. (Bütün millet hasta mı ne?)

Girdiğimiz kuyrukta saat oniki olmuş ama biz hala sıra alamamış bir biçimde beyaz bir dosya kağıdına adlarımızı yazarak personelle birlikte zorunlu öğle paydosuna çıktık. Ve 13.45 sıralarında (son anda olmak üzere!) nihayet sıramızı aldık. 13.30 da mesaiye başlaması gereken doktor  da saat 14.15 de nihaye teşrif etti. Kadro tamam! Ve biz, sıkılıp hastaneyi ve sırasını terk eden hastalar sayesinde 15 gibi nihayet muayene olabildik. Bir Kalp grafisi(elektrokardiyogram) ve bir tetkik daha yaptırmak üzere ilgili bölümlerin yolunu tuttuk. Kalp grafiğini iyi kötü çektirdik ama zar zor numara bulduğumuz diğerine sıra geldiğinde sistemde görünenle doktorun elimize yazıp verdiği tetkik adının farklı olduğunu gördük. Bu şekilde çekim yapamayacağını söyleyen personelin uyarısı üzerine koştura koştura tekrar polikliniğin yolunu tuttuk ama; saat 16’yı vurmadığı halde (!) ne doktor vardı ortada, ne sekreter. Çaresizlik içinde ve biraz da delirmiş olarak bulabildiğimiz en kısa başhekim yardımcısının yolunu tuttuk. Ne olsa beğenirsiniz? Adamcağız bizden de dertliydi… Bir de dert dinledik, iyi mi?

“Binlerce şikâyet alıyoruz. Ne yazık ki bu sistem bizi mahvetti. Ne yapacağımızı şaşırdık” diyerek ve sağ olsun yanımıza bir hizmetli vererek bizi röntgenin çekileceği merkeze doğru yönlendirdi ve sistemi es geçip elimizde bulunan yazılı notu dikkate alarak çekimimizi yaptırmasını personele tembihledi. Filmi iyi kötü çektirdik çektirmesine ama daha sonra ne mi oldu? Ne yazık ki yerim doldu. Bekleyin beni anacığım. Haftaya devam ederiz. Nasıl olsa büyüklerimizde devrim aşkı, biz de sürünmek bitmez!

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kapıda"git lan, ne diyon lan" dan başka cümle kuramayan beyaz gömlekli kroyu atlatıp içeri girebilirlerse orada isimlerin yazılı olduğu bir kâğıtla karşılaşırlar. Bir kâğıda bir de etrafa baksalar şaşılacak bir durum vardır. Çünkü kâğıtta 50 isim yazılıdır ama ortada 5–10 kişi vardır. Ancak onlar 51'inci sıraya yazılabilmek için itişe kakışa büyük bir uğraş verirler. Sonra ızdıraplı inlemelerin eşlik ettiği "bekleme saatleri" başlar. Çünkü hastalar gece yarısı gitmiş olabilirler ama doktor hazretleri en erken sabah 10'da geleceklerdir.

Kerim Korkut 
 10.03.2012 22:23
Cevap :
:)) Kaş yapayım derken göz çıkarmayalım Kerim Bey. Sorun doktor ya da personel sorunundan çok, devletin birincil görevi olması gereken eğitim, sağlık gibi alanları kendine gelir getirebilecek ticaret sahası gibi görmesi, sağlığa da alınıp satılabilecek bir meta olarak bakmasından kaynaklarıyor. Performansa dayalı sistem dedikleri ucube sistemin dahi (!) mimarlarında, hastalara kumbaraya para atacak para makinesi, doktorlara ise; kasaya ne kadar çok para sokabilirse o kadar makbuldür düşüncesi hakim çünkü. Hal böyle olunca da ortaya çıksa çıksa böyle bir karışık çıkar ancak. Selamlar, saygılar.  11.03.2012 14:57
 

İşin sağlık hizmetleri yönüne gelince, işin bu yönünde filmlere konu olmuş tam bir trajikomik serüven bizi beklemektedir. Film şöyle başlar. Zaten kendine bakmayı bilmediği için her an her dakika hasta veya hasta olmaya yakın insanımız yani esas oğlan belini, karnını, burnunu tutarak ahlaya ohlaya gecenin bir yarısında yanında belki sedye tutarlar diye en az 2 kişiyle yola çıkar. Kentin bilmem ta neresindeki morg görevlilerinden başka kimsenin yerini pek de bilmediği hastaneyi bin bir güçlükle bulurlar.

Kerim Korkut 
 10.03.2012 22:22
 

:))) şimdi gördüm de bir doktora düşen hasta sayısında azalma yoksa,sağlığı, eğitimi ve sosyal güvenliği devletin asli görevi görmüyorsanız ve ve ve devleti şirket sanıp hastanesini,okulunu bilimum devleti devlet yapan şeyleri postalamaya hazırlanıyorsanız sorunları çözeceğiz diye bir uygulama çıkartırsınız (aslında daha önce yapılan ve çözüm olmayan şeylerdir yeniymiş gibi gösterirsiniz)vatandaşı daha mağdur edersiniz bir bakmışsınız herkes "özelleşsin kardeşim bıktık" diye bağırır.ÖZEL Olursun.Gördünmü devrimi?Al sana Devrim :) saygılarla efendim,emeğiniz hep ışıklı olsun...

GÜNEŞİNSULARI 
 28.12.2011 17:26
Cevap :
Aynen. Aynen de öyle oldu. Hani tanrı sevdiği kuluna önce eşeğini kaybettirir, sonra da buldururmuş ya bu da öyle bir şey galiba. Önce özelleştirmenin tüm koşullarını, zorlayanlarını oluştur sonra oturup seyreyle, keyfini sür. Bu aynen öyle bir şey. Teşekkürler bu güzel katkınız için. Saygılar  28.12.2011 23:46
 

Büyüklerimizde yeşil aşkııııı......Yeşilli ....Devrim öyle mi? Performans yiyen yiyene ....Halkım uyutulmaktan pek mutlu...

Nil ALAZ 
 24.12.2011 12:33
Cevap :
Önümüzde bizi bekleyen ek sağlık primleri var daha... Bugünleri de aratacaklar gibi görünüyor. Bir evde kişi başına düşen gelir 270'li rakamları aşıyorsa (33 ya da 35 TL idi sanırım) ek sağlık primi alınacak. Bu ne demektir. Sağlık özelleşiyor. Daha da yukarı ise 80-100 gibi rakamlar telaffuz ediliyor. Yoksa hastaneye gidip muayene bile olamayacaksın. Ağustosta devreye sokmayı düşünüyorlarmış. Hem de kanunları geri işleterek! Ocak ayından initibaren toplu alacaklarmış biriken prim borçlarını. Bir ara milletin karşısına 50 lira 100 lira 150 lira toplu muayene ücretleri çıkardıkları gibi... En önemlisi ilaçların üstünde fiyat etiketi yok artık. Sistem önümüze ne koyarsa paşa paşa ödüyoruz. Paran yoksa ilaç milaç hak getire. Alamayacaksın. Allah topunun belasını versin!  25.12.2011 0:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1491
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster