Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '15

 
Kategori
Tıp
Okunma Sayısı
163
 

Sağlıkta dönüşüm nereye...

Sağlıkta dönüşüm nereye...
 

Uygulamaya konulduğunda sağlıkta devrim olarak sunulan program halen dönüşmeye ve hizmet alıcıların da başını döndürmeye devam ediyor. Başlangıçta ilaçlara ulaşımdaki kolaylık, istenilen hekime, istenilen hastaneye başvurmak gibi hoşa giden kolaylık parıltıları döküldükçe ve insanların elleri ceplerine katkı payları nedeniyle daha çok gider oldukça elma şekerinin sapı ortaya çıkmaya başladı. Diğer taraftan ilgililerin hekimleri ve sağlık çalışanlarını aşağılayıcı ve hedef gösterici konuşmaları arttıkça taraflar karşılıklı gelmeye başladılar. Bu durum hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik bir şiddeti giderek artan bir ivmelenmeyle gündeme getirir oldu. Öylesine ki, bizim toz konduramadığımız beyaz gömleklerimize onlar kan sıçrattılar!
          
Bir dönüşüm olduğu gerçek! Giderek kendi kaderlerine terk edilen fakülte ve devlet hastaneleri maddi sorunlarla başedemez duruma gelirken, bakıyorsunuz en uç köşelere kadar uzanan bir özel hastane açılımı giderek yaygınlaşıyor. Bu, devletin aradan çekilerek sağlığı bir piyasaya devretme dönüşümüdür. Kuşkusuz bir yetki devridir de aynı zamanda. Oysa yetkinin devri devreden makamın sorumluluğunu kaldırmaz! Bu duruma ek olarak, " Sağlık, eğitim, adalet gibi insanların en temel gereksinimlerini karşılamadıktan sonra, devlet organizasyonu kurmanın amaç ve hedefleri tartışılır hale gelir.
 
Gelişmiş toplumlarla, gelişmemiş toplumlar ya da gelişmekte olan toplumlar arasındaki en önemli fark, geri toplumların gerek teknolojiyi gerekse ideolojiyi ileri toplumlardan almasıdır.   Sağlık alanında ileri boyutlara varan bir teknolojik bağımlılığımız olduğu yadsınamazken,
buna koşut olarak bir de "Sağlıkta Dönüşüm" adıyla başlatılan uygulamanın, ideolojik yönü de dayatılmaya çalışılıyor. Aslında yaşananlar hiç de yeni değil. Nereden baksanız 20-25 yıllık bir geçmişi kapsıyor. Çeşitli hükümetler zamanında Dünya Bankası tarafından dayatılan, proje aşamasına getirilip şu veya bu nedenle gerçekleştirilemiyen ve çoğu Sağlık Bakanlığının tozlu arşivlerinde yerini alan, bu gün uygulaması tamamlanan Sağlıkta Dönüşüm Programı benzeri onlarca program var. Peki, aradaki fark ne? Aradaki fark, bugünkü Hükümet’in programı uygulama kararlığına destek verecek bir meclis çoğunluğuna sahip olmasıdır.
 
Öyleyse başta TTB ve tabip odaları olmak üzere, neden sağlık emekçileri sendikaları ve
diğer çoğu sendikalar, bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler bu uygulamaya karşı tavır alıyorlar?Yapılmak istenilen yalnızca karşı duruş adına tavır sergileme gayreti içinde olmak mıdır?  Birinci olarak, özellikle TTB açısından durum, toplumsal mutabakat sağlanmadan, Üniversiteler ve tıp fakültelerinin ilgili bilim başkanlıklarının görüşü alınmadan veya alınma gayreti içinde olunduğu göstermelikliliğinde uygulamaya konulan programın, doku uyuşmazlığı nedeniyle sonuçsuz kalacağı, tekrar başa dönüleceği, uygulansa bile tıp teknolojisi ve ilaç sektörü alanında giderek geri dönüşümsüz bir dışa bağımlılık yaratacağı kuşkusudur. Ve öyle de olmuştur. Oysa Sağlık Bakanlığı rahattır. Olası bir başarısızlık durumunda bahane dönüşüm programının ilk cümlesi olarak yazılmıştır: ”Bütün dünyada sağlık sorunlarını tam olarak çözümlemiş bir ülke tanımlamak zordur.”
 
Asıl olarak, hekimler ve onların örgütlerinin dile getirmek istedikleri kuru bir rapor tartışması dışına çıkılarak insanı, insanımızı öncelemek, onun ve ülke gerçeklerinin bu bakış açısıyla dile getirilmesini sağlamak. Bu açıdan da Bakanlık rahattır. Çünkü işin başında Çalışma Bakanlığı ile birlikte yüksek oranlı bir proje finansmanı anlaşmasını Dünya Bankası ile imzalamıştır. Öyleyse tutarlı bir karşı duruş sergileyen TTB susturulmalıdır. Çünkü TTB Dünya Bankası raporlarında, programın uygulanmasının önünde bir risk faktörü olarak belirtilmiştir. Onun için  tabip odası seçimleri nedeniyle, özellikle büyük kentlerimizden birisinde aidatları ilaç firmalarına ödettirilen yüzlerce hekim taraflarına oy vermeleri koşuluyla üye kaydettirilmekte, bir diğerinde bir günde beşyüz üye kaydolmakta, çoğu yerde de sağlık müdürlükleri ve hekim milletvekilleri aracılığı ile seçimi alması yönünde gayret sarf edilen yandaş listeler oluşturulmaya çalışılmaktadır.
 
“Bedensel ve ruhsal tam bir iyilik hali olmanın yanında, sosyal ve ekonomik olarak yeterli olmak, ayrıca ilerleyen yaşında yaşamını tek başına sürdürebilecek durumda olmak." Bu cümle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) nün sağlık tanımıdır. Bu tanımdan hareketle, Sağlıkta Dönüşüm projesinde öne çıkan sağlık değil hastalık, toplum ve insan değil, hasta insandır. Çünkü proje hemen tamamına yakınıyla toplum sağlığını yükseltmeyi değil, hastalık ve hastayı ön planda tutmaktadır. Oysa sağlık hizmetleri, ülkede sağlık farklılıkları yaratan pek çok faktörden sadece birisidir. Yalnızca sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi tek başına halkın sağlık düzeyini istenilen, hedeflenen noktaya taşıyamaz. Daha doğrusu beslenme, barınma, çevre, eğitim, geçinebilecek bir iş, yarın güvencesi gibi sağlığın belirleyenlerine ait konularda beklenen gelişmeler sağlanmadan sağlıkta tek başına bir iyileştirme sağlamak olanaklı değildir.
 
Her şeyden önce tüm toplum için belirlendiği söylenen sağlık politikaları, bölgeler arası eşitsizliklere, gelir dağılımındaki bozukluklar ve bu nedenle oluşan hastalık yüklerinin önemli bir bölümünü taşıyan toplumun riskli gruplarına öncelik tanımıyorsa, bu politikaların insan sağlığını yükseltmeye yönelik olduğu söylenemez. Sağlık hizmeti bir kamu hizmetidir ve öyle de olmalıdır. Kamu hizmetleri toplumsal gereksinimleri karşılamak için, ortaklaşa alana sunulan hizmetlerdir. Ortaklaşa alana sunuldukları için rekabete dayanmaz, olabildiğince daha çok insanın yararlanmasını önceler. Bunun karşıtı olarak fiyatını ödeyen yararlanırı getirirseniz, dışarıda bırakmayı getiriyorsunuz demektir. Bu durum beraberinde kamusal alanın yıkımını ve sosyal devlet ilkesinin yaralanmasını getirir. Kabul edilemez olan ve bizim de kabul etmediğimiz budur.
 
Bizim yaptığımız ”bir başkasının şarkısını söylemek değil, kendi kalbimizin şarkısını bilmektir.”
 
 
Akın Yazıcı
Erdek Temmuz 2015
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir yaraya parmak basmak, pansuman yapmak, onun sagaltimini gerçekleştirmek öncelikle doktorların işi! Konu sağlık olunca da bunu yapmak oncelikle yine dürüst, onurlu, deneyimli, hümanist, yurtsever, paraya/pula karnı tok doktorların, sağlık entelektüellerin işi olmalı kanımca...Tıpkı Sizin gibi... Derin saygı ve içten selamlarimla....

Ersin Kabaoglu 
 18.07.2015 14:36
Cevap :
Her şeyle o kadar çok oynadılar ki! Tıp emperyalizminin piyasa koşullarıyla saldırdığı tıp alanı, üzerine sıçrayan çamurlardan kendini korumakta zorlanıyor. Aslında bütün meslekler için geçerli yazdıklarınız. "Her şeyin ederini biliyorlar, ama hiç bir şeyin değerini bilmiyorlar." Saygılarımla...  18.07.2015 15:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 178
Toplam yorum
: 426
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 368
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster