Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '12

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
848
 

Sağlıkta dönüşüm projesi yerli mi yabancı mı?

Sağlıkta dönüşüm projesi yerli mi yabancı mı?
 

Bakan Recep AKDAĞ'ın Sağlıkta Dönüşüm Projesi için bir çağrısı


Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın Sağlıkta Dönüşüm Projesi adını verdiği ugulamaların  'ipliği pazara çıkmış' bulunuyor bana göre. Aşağıdaki bazı açıklamalara göre görülecektir ki Sağlıkta Dönüşüm Projesi ‘yerli malı’ değil. 2003 yılında Sağlık Bakanı Akdağ’ın editörlüğünü yapmış olduğu uluslararası bir sağlık raporu doğrultusunda geliştirilmiş bir projedir denilebilir bu projeye.

'Editor Prof. Dr. Recep AKDAĞ T.C. Sağlık Bakanlığı Yayın No: 839 ISBN: 978-975-590-377-4 Haziran 2011'  künyeli ve TURKEY HEALTH TRANSFORMATION PROGRAM adlı bu raporun Türkçesi ne yazık ki Sağlık Bakanlığı yayın alanında bulunmuyor. Yaklaşık 380 sayfalık söz konusu raporun İngilizce olduğunu anlatmak için (EN) açıklamalı erişimine (sb.gov.tr/EN/dosya/2-1261) alanından ulaşılabilir.

Sağlıkta sular durulmaz

Ülkemizde  giderek sorunlar yaşanılan sağlık işleri gerçekten AK Parti Hükümetince çözülmek istendi. Çünkü sağlık herkesi ilgilendiren bir konu. Çünkü sağlık her şeyin başıdır. Bazı kolaylıkların sunulması gerektiğinden hareketle hizmet sunumu ve ilaç satın alınması konularında az uğraşılmadı. Doktorların toplumun her alanında çalışması için çaba harcandı. Kamu çalışanları yanında sağlık çalışanları içinde bile orantısızlık yapılarak aylıklar arttırıldı.

Ne yazık ki Hükümetin bazı çalışanlar ile eski ve yeni milletvekilleri maaşlarındaki artışlar konusunda da ‘adil’ olunamadığını gördük. Bazı ilaçlarda savurganlık önlendiği gibi belirli oranda ucuzluk da sağlandı. Bazı ihalelere fesat karıştırıldığı,  özellikle SSK Hastaneleri’nde ‘işe adam’ değil ‘adama iş’ anlayışı ile kadroların şişirildiği,  ‘bıçak parası’ gibi kimi rüşvetlerin dal budak saldığı, bebek ölümleri yanında çeşitli mikrop kapmalar ile ‘anestezi’ sorunları yüzünden ölümlerin yoğunlaştığı günlerden geliyoruz.

Sağlık uygulamalarında bazı doğrulara rağmen ‘büyük bir kargaşa’ yaşanıyordu denilebilir.

Hastalar, hastaneler, yenice ortaya çıkan özel hastaneler birer sorundu.

İlaçlar çoğalıyor, fiyatları da attıkça artıyordu.

Kimin eli kimin cebinde belli değildi.

Bana göre bütün çabalara rağmen bu konularda sular durulmuş değil. Peki şimdi durum nasıl, bunu sorgulamak gerekiyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da işin uzmanları eğrisi doğrusu ne ise çok iyi bilir.

Bilindiği gibi siyasiler kimi uzmanlar ile çalışsalar bile ‘oy avcılığı’ yapmaktan kurtulamazlar.

Bu yüzden kimi gerçekeler, sağlığımızla ilgili bile olsa açrptırılabilir.

Nice örneklerde de görüldüğü gibi 'siyaset' gerektiğinde acımasızdır.

Çünkü siyasiler ‘yeniden seçilebilmek için’ her yolu denemeyi sever.

 Prof. Dr. Saltık: ‘Sağlıkta Dönüşüm’ Programı IMF-DB eliyle AB-ABD dayatmasıdır

IMF tarafından çok ayrıntılı olarak hazırlanmış olan bir rapor her şeyi açıklamış da haberimiz yok. Söz konusu rapor yanında TBMM’deki bazı gelişmeleri de eleştiren pek çok yazı ve yorum buldum sanal ortamda. Özellikle Anakara Üniversitesi Tıp Fakültesi ADT Danışmanı ve AÜTF Halk Sağlığı AbD. Prof. Dr. Ahmet Saltık’ın 16 Mart 2011 günü bu konudaki açıklamaları sanırım sağlıkta dönüşüm için başka ne tür uygulamalar yapılacağını da ortaya koyuyor.

Prof. Dr. Saltık  Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı (KHBYT) Türkiye sağlık ortamı için ne ifade ediyor, sorusuna karşılık şu değerlendirmede bulunmuş:

‘Bu yasa tasarısı maalesef, Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş olan bütün hastanelerin satışıyla

elden çıkartılmasını öngörmektedir. İlgili 2 Komisyondan geçmiş, TBMM Genel Kurulu’nda (2007’den beri) görüşülmeyi beklemektedir. AKP hükümeti Eylül’de TBMM açıldığında tasarıyı geçirme kararlığındadır. 7 yıl önce 2003 Haziranında başlatılan, IMF-DB eliyle AB-ABD dayatması ‘Sağlıkta Dönüşüm’ Programı bu yıl tamamlanmak isteniyor. 1. Basamağın özelleştirilmesi amaçlı Aile Hekimliği ile başlayan süreç; SSK’nın beş yüzü aşan tüm sağlık kurumlarına Sağlık Bakanlığınca bedelsiz el konmasından ve SSK ilaç fabrikasının kapatılmasından sonra 1 Ekim 2008’de yürürlük alan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası ile yol aldı. Ocak 2010’da Tam Gün Yasası ile sürdürüldü ve KHBYT ile de noktalanmak istenmektedir.’

‘KHBYT, Sağlık Bakanlığı mülkiyetinde ve yönetimindeki (800) hastanenin (40) ‘Birlik’ çatısında toplanarak hem yönetiminin hem de mülkiyetinin satılarak devrini öngörmektedir. KHBYT, incelendiğinde; 3/d ve 6/ç maddelerinde bunları çok net olarak görüyoruz. 3/d maddesi, KHB Yönetim Kurulu’nun görev yetki ve sorumluluklarını sayarken açıkça ve aynen şöyle yazıyor : Birliğin her türlü araç, gereç, malzeme, taşınırları ile tapuda Birlik adına kayıtlı taşınmazları üzerindeki  yapı ve tesisler ile birlikte satmak, kiralamak, kiraya vermek, devir ve takas işlemlerini yürütmek;  6/ç maddesinde ise Birliğin gelirleri kapsamında satış gelirleri öngörülüyor : ‘Tapuda Birlik adına kayıtlı olan taşınmazların üzerindeki yapı ve tesisler ile birlikte satışı, kiralanması, işletilmesi veya işlettirilmesinden elde edilecek gelirler ile Hazine’ye ait ve Birliğe tahsisli taşınmazların üzerindeki yapı ve tesisler ile birlikte tahsis amacı doğrultusunda kiralanması, işletilmesi veya işlettirilmesinden elde edilecek gelirler.'

Sağlıkta Dönüşüm için Anayasa’ya ve bazı uluslararası hükümlere aykırı uygulamalara gidiliyor

Peki, bu yasa tasarısı halkı, hekimleri ve sağlık çalışanlarını nasıl etkileyecek, sorusuna ise Prof. Dr. Saltık şu cevabı veriyor kısaca:

‘Sağlık Bakanlığı hastaneleri sattığı zaman neler olabilir? Bir örnekle açıklarsak, Hakkari ve yöresindeki Kamu Hastane Birlikleri satılarak şirketlere devredildikten sonra diyelim ki mali bakımdan

zora girdiler. İflaslarını ilan ettiler. Ne olacak? Bu bölgede sağlık hizmetlerini kim sunacak?

KHBYT, kâr etmeyen Birlik’lerin ‘işletme’ statüsünün kaldırılacağını belirtiyor. Yeniden kamulaştırılacak mı?

Ülkenin doğu-güneydoğusunda çok özel koşullar olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla burada piyasa koşulları çalışmıyor, insanlarımız yoksul, sağlık hizmeti gereksinimleri yoğun. Öte yandan, bütün hastaneler A, B, C, D, E diye 5 sınıfa ayrılıyor. Hastanelerin sınıflandırılması ‘herkese eşit sağlık hizmeti evrensel ilkesi’ne  aykırı! Anayasa’mızın 10. maddesi herkesin yasa önünde eşitliğini öngörür. Tasarı dolayısı ile Anayasa’ya da aykırı.’

‘Ayrıca Anayasa’nın başlangıç anlatımı, 2 (sosyal devlet), 56 (sağlık hakkı), 60 (Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayarak gerekli önlemleri alır ve örgütleri kurar.) ve 128.

(Kamu hizmetleri kamu personeli eliyle verilir) maddelerine de açık aykırılıkları söz konusu. Anayasanın 90. maddesi korumasında olan pek çok uluslar arası anlaşma-sözleşmeye de aykırı (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, İHEB, AİHS, AB Temel Haklar Şartı, Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi, ILO Sözleşmeleri vd.)’

‘Nitelikli sağlık hizmetlerine sürekli ve yaygın olarak eşitlikçi biçimde erişmek en temel insan haklarından biri iken, (İHEB md. 25 vd.) yurttaşımız açıkça piyasacı sağlık hizmetlerinin müşterisi olmaya zorlanmaktadır !

Sağlık çalışanları açısından değerlendirirsek; KHB yasa tasarısı gerçekleştiğinde, yönetsel kadrodaki başhekim, hastane müdürü, hemşirelik hizmetleri müdürü ve yardımcıları konumlarını yitirecek, yerlerine sözleşmeli yöneticiler alınacaktır. Başhekim artık yöneten başhekim olmayacak. 7 kişilik Birlik Yönetim Kurulu bir tür ‘Sağlık Holdingi’ nin başında olacak.’ (Kaynak: Halk Sağlığı Uzmanları Derneği  yayın alanı - http://hasuder.org.tr/)

 2007 başında Sağık Bakanlığı Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı hazırlar. Ancak Eylül 2007’de Bakanlar Kurulunda görüşülen  tasarı Başbakanlığın 10.10.2007 gün ve 3868 sıra numarası ile ‘hükümsüz’ saydığı  için ‘yenilenmesi’ amacı ile geri yollanır. (Kaynak: http://www2.tbmm.gov.tr/d23/1/1-0439.pdf ). Ancak  yaklaşık üç buçuk  yıl sonra Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı (KHBYT) adı ile 18 Mart 2011 günü TBMM’deki ilgili komisyondan geçerek yasalaşması gereken tasarı her ne himet ise 663 Sayılı kanun Hükmünde Kararname ile karşımıza çıkar. Anlaşılan o ki Sağlıkta Dönüşüm yanında Sağlık Bakanlığı kuruluş kanununda da bazı değişiklikler yapılması düşünüldüğünden söz konusu tasarı da bu KHK içerisinde yer alır.  SAĞLIK BAKANLIĞI VE BAĞLI KURULUŞLARININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME adını taşıyan bu düzenlemenin 29.Maddesi ile önce Bakanlığına ‘bağlı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu kurulmuştur. İlgili çevrelerce başından beri tartışmalara yol açan Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı, genel hükümler biçiminde 663 Sayılı KHK’nin 30. Maddesinde ‘Kamu Hastaneleri Birliklerinin kuruluşu’ başlığı altında karşımıza çıkar. Böylece Kamu Hastane Birlikleri’nin kuruluş, işleyiş ve personel yapılanmasını içeren ilgili 31- 32 – 33 ve 34. Maddeler gereğince Sağlıkta Dönüşüm içerikli uygulamaların kurumsallaştırılması yoluna gidilmiş olur. Söz konusu yasalaştırma Bakanlar Kurulu’nca 11/10/2011 tarihinde kararlaştırılarak yürülüğe girer. Şimdi bir yıla yakın bir süreden beri bu yasanın; teşkilatkanma, kardolaşma ve diğer hükümlerinin uygulamaları işlemektedir.

Sağlıkta Dönüşüm Projesi’ne rağmen Alternatif Tıp neden gelişiyor?

Bu konuda Şubat ayında yayınlanan Bakan Akdağ'ın sağlık devrimi nedir, başlıklı yazımdaki içerik kadar yorumlamada bulunan arkadaşlarım bir br doktorumuzun açıklaması da sanırım söz konusu dönüşümün amacına ulaşmasının zorluklarını da göstermektedir. Kaldı ki ülkemizde Sağlık Sosyolojisi uygulamalarının ne kadar noksanlar ile dolu olduğunu düşününce sağlık alanında işlerin pek de sağlıklı gitmediğini söyleyebiliriz. Kişilerin daha çok hastalanmaya başlamalarını önlemek konusunda hiç bir çabanın olmaması da başlı başına bir sorun bence. Bu yüzden olsa gerek Alternatif Tıp oldukça gelişmeye başladı ülkemizde.

Sağlıkta tek sorun ‘şişmanlık’ mı değil mi?

Sağlıkta her sorun çözülmüş gibi şimdi yoğun olarak ‘obezite’ ile uğraşmaya başladı Sağlık Bakanlığı. Koruyucu Hekimlik ve ilk yardım gibi sorunlarımız çözülmüş gibi ‘obezite’ spotu ile her an karşımızda Sağlık Bakanlığı. Sağlık Bakanlığı o kadar Batıcı ki en az iki bin yıllık ‘şişmanlık’ kelimemizi çöpe atıverdi maşallah. Kaldı ki sağlık alanında çözülmesi gereken  tek sorunun ‘şişmanlık’ olduğu gerçeğine nasıl ulaşıldığı da beli değil. Kişiler dengeli beslenemiyor, gerginikler yaşıyor, iki yakasını bir araya getiremiyor ise onlara ‘ne olur şişmanlamayın’ demek gibi bir açmaza düşmek sanırım akıl kârı bir iş değil. Söz konusu spot gibi bütün kamu spotlarındaki uzunluk ve yavanlık ise ortada. Bu işleri kotaran iletişim erbabı ile bu işe onay veren makam sahiplerinin estetik kaygılarının örtüşmesi ise oldukça anlamlı olsa gerek. 

Sağlıkta Dönüşüm Projesi gerçekten 'sağlıklı bir uygulama' mıdır?

Bilindiği gibi Sağlık Bakanı Recep Akdağ 2011’de ‘adeta bir devrim gerçekleştirdik’ dediği Sağlıkta Dönüşüm Projesi uygulamaları için çok büyük çabalar harcıyor. Ancak bu işler nasıl yol alıyor az çok görüyoruz.

‘Sağlık Ocağı’ dilimize yerleşmişken ‘Aile Hekimliği’ geldi oturdu kaşımıza. Avrupa’dan esinlenilen bu özellik Sağlık Ocağı adı değiştirilmeden de uygulanabilirdi. Oysa bu yeni ‘açılım’ ile gerekli durumlarda bazan hastalar bitişikteki doktora gittiklerinde azarlanabiliyor ya da oldukça soğuk davranılıyor. Bazı doktorların ‘halkla ilişkiler’ konusunda bilgilendirilmeleri gerekiyor bence.

Bu proje ile yıllardır uygulanan ‘önleyici tıp’tan neden vazgeçildi biliyor muyuz?

Öncelikle seçmen sayısını artırmak olan bu yaklaşımlar Hazinenin paralarını da dağıtımaya başladı.

Kimin eli kimin cebinde biliyor muyuz?

Bu konuda sağlıklı bilgileri nereden bulunabilir değil mi?

Sağlıkta Dönüşüm Projesi özgün bir çözüm olarak çıktı karşımıza.

Doktorlar işlerine daha sıkı sarıldılar. Oldukça çok para harcanarak hastaneler yenilendi.

Daha sık muayene olmaya başladık. Hastalık hastaları çoğaldı. Sayıları azaltılmış olsa da daha çok ilaç tüketilmeye başlandı.Aşağıda sizlere sunacağım konuşmadan öğrendiğime göre ülkemizdeki ameliyatlar (2) katı artmış.

Size çok özgün olduğu söylenen bu projenin (55) ülkede uygulandığını biliyor musunuz?  Sağlık politikaları için 'Teknik bir konu değil, politik bir konudur' diyormuş  IMF Raporu. Oysa Sağlık Bakanı Akdağ, 'Bu proje bizim projemizdir. IMF'nin değildir' dediğini de duymuş olabilirsiniz.

Bu gelişmelere göre Sağlıkta Dönüşüm yerli mi yoksa IMF kaynaklı mı karar sizin! 

Gelecek yazı: Sağlıkta Dönüşüm politik bir projedir 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ulusalcı eğilimdeki batıya şüpheyle yaklaşma eğilimindeki emek kesiminde, diğer çalışma alanlarında olduğu gibi sağlıkta da, sendika- işveren çatışmalarının bir yan sonucu olarak, belirgin sermaye ve uluslararası sermaye düşmanlığı olduğunu sanırım hiç kimse inkar edemez. Oysa, özellikle beyaz yakalı AR-GE personeline istihdam sağlayan yenilikçi tıp teknolojilerini, patent ve marka haklarını çiğnemeden küresel pazara sunabilecek kapasite ve yapıdaki firmalar olmasa, esas o zaman merdiven-altı ve şifacılrın ağına düşen şarlatanların kol gezdiği bir sağlık karmaşası düzeni piyasayı kaplar. İnnovasyonda devamlılık ve kalite güvencesi, tedarik zincirlerinde süreklilik güvence altında tutulacaksa, önce bu köhnemiş, küreselleşme karşıtı tepkilerin toplumun sağlıklı geleceğine verdiği zararın farkına varılmalıdır. Ticaret etik kurallarla yapılmalı, yolsuzluk yasaları (anti-corruption laws) yeniden görüşülmelidir.

Aysegül Akbay Yarpuzlu 
 18.08.2012 16:57
Cevap :
Ayşegül Hanım işte bütün olayın özeti bu!Ne dönüşüm ne yaklaşımların özü ne siyaset ne de ticaret olması gereken etik kurallar düzleminde yürütülüyor.Hiç bir şeffaflık yok.Herşer ticaret erbabına göre ayarlandı.Sağlık Sosyolojisi anlamında ne hastanelerden ne de TÜİK'ten sağlıklı bilgiler alabiliyorum.Kamuoyu her konuda olduğu gibi bu konuda da nice ‘duygusallıklar’ içeren siyaset-ticaret sarmalını biliyor.Herkes nezlesini yenmek yarasını iyileştirmek peşinde.Konuya yakın olanlar ise dertli.Bana yorum yazan doktorlar ile diğer yorumcuların düşüncelerine de bakınız.Uygulanan performans iş yerlerinde küskünlükler yaratmıştır.Benzer durumu 1980’lerde Anap da uyguladı.Kimi memurlara ‘uzman’adı altında ek ödemeler ile az da olsa sus payı verdiler.Batı’ya neden kuşku ile yaklaşmayalım?O Batı Osmanlı’yı iç kargaşalıklar ve savaşlar ile tüketmedi mi?TR bütün Batı ile Çin’in açık pazarı olmuştur,sağlık alanında bile.Protez değişimi 2 yıldan 4 yıla çıkartıldı.Bu mu devrim?Teşekkürler.  22.08.2012 16:17
 

Sağlıkta Dönüşüm Programının Dünya Bankasından ilk fonlandığı yıllarda (2003) bu konuda bir tez projesi yaptırmıştım. Prof.Saltık'la aynı bölümde çalışıyorum. Proje konusundaki eleştirel yorumlarının bir kısmına katılmakla birlikte, sağlığı ulusalcı-emperyalist-anti-emperyalist tartışmasının içine çekmenin yersiz ve anlamsız olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de Sağlık Sistemi, bürokratik çabaların ötesinde siyasal ideolojilerin TBMM'deki ağırlığına bağlı olarak gelişir. Şüphesiz, sağlık sisteminin iyileşmesini sağlayacak adımlar IMF fonlarına bağımlı değildir ve yine de cepten ödemeler konusu pek çok vatandaşın sağlık algısını bulandırmaktadır. Kendimi pek çok ulusalcı sosyaliste göre klasik liberalizmle örtüşen özelleştirme yaklaşımına daha yakın hissetsem de, küçülen devlette herşeye rağmen devletin vazgeçmemesi gereken eşitlikçi denge fonksiyonlarının başında yine de sağlık harcamalarının sosyal ya da piyasa sigorta sistemleriyle bilinçle sahiplenilmesi gereği geliyor.

Aysegül Akbay Yarpuzlu 
 17.08.2012 21:39
Cevap :
Sayın Hocam konuya ilginizden ve katkılarınızdan dolayı teşekkürler.Elbette TBMM içindeki tek yumruk oluşumu her türlü çıkar ilişkisi yanında yeniden seçilebilmek için her türlü yolun mübah olduğunu da veriyor iktidara.2003'ten önce (2) yılda bir olan protez değiştirme hakkının önce (3) sonra ise (4) yıla çıkartılması ticaret erbabına bir yatırım değil midir?Uygulamanın içindeki siyaset ile ticaret açmazlarının varlığı da ortada bence.Her alanda olduğu gibi sağlık alanındaki ihaleler de şeffaf değil.Soruna ya da olası çözüm yollarına ideolojik de bakılabilir.Batıcılık ya da Batı'nın her dediğine sarılanlar ideolojik yaklaşım içinde değiller mi?Bence Koruyucu Sağlık tedbirleri ticari içerikli ilaçlı tedavi yamulma ideolojisine kurban edilmiştir.Bu konuda Şubat ayında yazmış olduğum Bakan Akdağ'ın sağlık devrimi başlıklı yazım ile Temmuzdaki Tam Gün Yasası'nın iptali Aile Doktorumuzu da götürür mü adlı yazılarıma gelen yorumlara da bakmanızı salık veririm. Saygılarımla...  18.08.2012 1:09
 

Tıp bilimi; tıp sektörüne dönüşmüştür. Tıpta gerekçeyi teşhişle tedavi yerine, tespit ve (çoğunda olumsuz yan etki olan) endüstryel ilaç reçetesi yazma (ilaç sektörüne talep doğurma)şartlarına gelinmiştir. Artık ilaca korkuyla yaklaşılmaktadır. Selamlar...

Kadri KANPAK 
 17.07.2012 10:04
Cevap :
Kadri Bey tespitlerinize katılıyorum.Özgün adı 'Sağlıkta Dönüşüm Programı' siyasi olduğu kadar ticari bir yaklaşım ile Sağlıkta Dönüşüm Projesi olarak uygulanıyor.IMF kaynaklı bir program olması çok açıktır ki çok yönlü 'para akışını' da öngörür. Bu program Birleşmiş Milletler'in Dünya Sağlık Örgütü'nün bir öneriler bütünü değil.Özgün adı Program olan bir öneriler demetinin Proje olarak sunulmasının bir başka yönü de şu: Sanırım sermaye kesimine de selam vermek için çok para harcamayı gerektiren bir süreç olarak program Proje olarak sunulmuştur.Gördük ki ortaya çıkan bir kaç eylemden sonra her şey duruldu.Sorun para akışının hızlandırılması,yeni ihaleler açılması,ilaçların pazarlanması ve SB'nın yeniden örgütlenmesi ile çözülmeye çalışılıyor.Bakanlık geniş topluma açık (şeffaf) değil.Program Türkçe değil.Gelir dağılımı baltalanmıştır.Bu yaklaşımı kınıyorum.Saygılarımla...  17.07.2012 13:19
 

Sayfamdaki_____http://blog.milliyet.com.tr/ulkeyi-halki-bolun--doktorlari-bolun----prof-dr-cenk-bilen-in-saglikta-donusum-hakkinda-sunumu/Blog/?BlogNo=370656 ......Prof.Dr. Cenk Bilen'in sunumunu seyretmenizi isterim (seyretmediyseniz tabi) .... Çok teşekkürler yazınız üçün...Saygılar....

Nil ALAZ 
 16.07.2012 11:39
Cevap :
Ortak sorunumuz için gösterdiğiniz ilgi için teşekkürü bir borç bilirim. Dr. Cenk Bilen'in konuşmasını çok güzel özetlemişsiniz. Bence bu konuda çok yazmak gerek. Göz göre göre aldatılıyoruz. Örnek olayları da yazmalıyız. IMF Raporundan Türkiye şartlarına uyarlamaya, ücretten uygulamaya kadar korkunç bir aldatmaca ya da haksızlık içinde Sağlık Bakanlığı. Sezaryen olayının dizginlenmek istenmesi ise başlı başına bir olay.İleride bu konuda Hazine soyuluyor denilmesin diye tedbir aldılar tez elden. TBMM Saşlık Kom. Başkanı Erdöl iki ay önce bu konuyu da gündeme getirmişti Kürtaj Tartışmaları sırasında. Sonra Kürtaj yasaklanması ya da çocuk aldırma süresi kısaltılması bir yana bırakılarak Sezaryen için sıkı bir rapor alam zorunluluğu getirildi. Düşünce dünyamıza katkılarınız için teşekkürler.Saygılarımla...  16.07.2012 16:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 963
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster