Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '14

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
356
 

Şahhüseyinoğlu, "Köy Enstitüleri ile halkın aydınlatılması amaçlanmıştı"

Şahhüseyinoğlu, "Köy Enstitüleri ile halkın aydınlatılması amaçlanmıştı"
 

Şahhüseyinoğlu Konuşma Yaparken (17 nisan 2014, Ankara)


Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu ve Emel Sungur ile 2 Temmuz Vakfı'ndan indiğimizde Nihat Bey de geldi ve GMK Bulvarında bayan sürücü Gülen Temur arabası ile bizi Keçiören İncirli semtinde bulunan Ankara Eğitim Sen 3 Nolu Şubeye vardığımızda saat 18.00 olmuştu. Sendikanın bahçesinde oturduk, sohbet ettik. Akçadağ Köy Enstitüsünü bitirmiş ve bugüne dek 19 kitap yayınlamış olan H. Nedim Şahhüseyinoğlu sendika şubesi salonunda “Cumhuriyet Dönemi Aydın Kimliği Köy Enstitüleri” başlığı altında bir konuşma yapacaktı.

17 Nisan 1940 yılında kurulan ve on yıl sonra da kapatılan köy enstitülerinin kuruluşunun 74. yılını tamamladığı bu günde Eğitim Sen Ankara 3 Nolu Şube tarafından hazırlanan etkinlik sendika yazmanı Güler Temur’un sunumu ile gerçekleştirildi.

Eğitim Sen Ankara 3 Nolu Şube Başkanı Fevzi Yılmaz yaptığı konuşmada konuklara “hoş geldiniz” diyerek köy enstitüleri hakkında kısaca bilgi verdi ve ardından köy enstitüleri ile ilgili bir gösteri sunuldu. Gülen Temur, Süleyman Özerol’un Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu ile ilgili olarak hazırladığı kitaptan yazarın yaşam öyküsünü okudu. Kitabın yazarı Süleyman Özerol ile Şahhüseyinoğlu’nun “Beni dik gömün” diye vasiyette bulunduğu Emel Sungur’un da salonda bulunduğunu belirtti ve Şahhüseyinoğlunu konuşmasını yapmak üzere kürsüye çağırdı.

Köy Enstitülerindeki uygulamalar hakkında...

Köy Enstitülerinin unutulmayanlardan, hakkında dünyanın birçok ülkesinden bilim adamlarının araştırma ve incelemeler yaptığı cumhuriyetin kurumlarından biri olduğunu; günümüze göre değil zamanına göre değerlendirilmesi gerektiğini belirten Şahhüseyinoğlu, konuşmasını enstitüler dönemi ile bu günleri karşılaştırarak sürdürdü. Konuşmadan bazı bölümleri ana hatları ile sunuyorum.

Cumhuriyet döneminde halkın büyük çoğunluğu köylerde yaşıyordu ve okuryazar değildi. Okuryazar olanların büyük bölümü de dinsel eğitim almış, ümmetçi bir yapıya sahipti. Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyet devrimi ile bu halkı aydınlatmayı amaçlıyordu. Elbette ki hala eski yönetimi isteyenler de vardı.

Köy Enstitülerinin eğitim düzeni üretim eğitimine göre kurulmuş ve ülkemizin bölgesel özellikleri dikkate alınarak yapılandırılmıştı. İkinci paylaşım savaşı koşullarında, kıtlık döneminde kurulan 21 köy enstitüsü üretim için eğitimi amaçlamıştı.

Yalnızca okuma yazma değil çocukları, hayvanları, bitkileri yetiştirmek ve eğitim ile ilgili daha birçok konuda programlar hazırlanmıştı. Karadeniz’de balıkçılık, Ege’de üzüm ve zeytin, Akdeniz ve Ege’de narenciye, Doğuda hayvancılık konularında üretime ve pazarlamaya, köylüyü kazandırmaya, kalkındırmaya yönelik çalışmalar da vardı.

Demircilik, marangozluk, dikiş, yemek, sağlık gibi temel konular ve becerilerle yetiştirilen öğretmenlerin köylüye yararlı olması amaçlanmıştı.

Özellikle halk oyunları, türküler ve benzeri konularla bölgelerarası kültür iletişimi ve kaynaşmasını sağlıyordu enstitüler.

Öğretmenlerin gittiği köyleri aydınlatması, derleme ve araştırmalarla coğrafi, tarihsel, kültürel konuların derlenmesi ve kültür haritası çıkarılması hedeflenmişti.

Okuma alışkanlığı kazandırılması... En önemli konulardan biri buydu.  12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki kitap düşmanlığını anımsayınız. Öğretmenler kitap oku ve özetle diye çocuklara ödev veriyorlar, “politik olmasın” diyorlar. Kitap politiktir, çünkü belli düşüncelere göre yazılmıştır.

Köy Enstitülerinde okul başkanı müdür yardımcısı ile aynı yetkilere sahipti, yönetim toplantılarına katılıyor ve kararlarda söz hakkı vardı. Şimdi bir öğrenci düşüncesini söylemeye kalksa polis, hatta MİT’e kadar uzuyor konu...

Düşünceyi tanımak, uzağını ve tuzağını görmek önemli…

Halk ile ilişkileri doğrudandı, paylaşım vardı. Köy düğünlerine ekipler gönderilirdi, uygulamalar köylerde yapılırdı.

Köy Enstitülerinin kapatılması ve yasaklar...

Bütün bunlar sürerken Köy Enstitüleri kapatıldı.

Niçin kapatıldı?

Köy çocuklarının okumaması için...

Halkı baskı ve kontrol altında tutmak yeni bir konu değil. Selçuklu veziri Nizamülmülk, “Halk ayı gibidir, serbest bırakırsan, sahibine de saldırır” diyerek halkı ayıya benzetir. Bugün de böyle düşünülüyor ve halka baskı uygulanıyor.

Dünya üç bloğa ayrılmıştı. Kapitalist, sosyalist ve bağımsız... Türkiye kapitalist blokta yer aldı. DP, Kore’ye asker gönderdi, karşı çıkanlar vatan haini ilan edildi. Başarısızlıklarını gölgelemek için 6-7 Eylül olaylarını düzenledi.

Halkın kültürel yapısını inceleyen, araştıran, derleyen Halkevleri kapatıldı.

Yüksek Öğretmen Okulu kapatıldı.

TÖS kapatıldı.

TÖB-DER kapatıldı.

Öğretmen okulları kapatıldı.

EĞİTİM-SEN kapatılmak isteniyor...

Her şey yasaklanıyor, adı da ileri demokrasi oluyor.

Öğretmenlerin sorumluluğu...

Bütün bunların yanında öğretmenlerin de sorumluluğu var...

Öğretmenler okumuyor ne yazık ki...

Öğretmen okumalı, dimdik durmalı. Özellikle de dünyayı, gidişatı ve halkı iyi tanımalı.

Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu konuşması boyunca anılarından ve yaşantı örneklerinden, fıkralardan örnekler verdi. Bunlardan Bozuk Düzende Yaşam kitabında ve hakkında yazılan Dirençli Eğitimci Örgütçü ve Araştırmacı H. Nedim Şahhüseyinoğlu kitabında yer alan birini örnek olarak veriyorum.

Talaş ve Kadayıf

Akçadağ Köy Enstitüsünün birinci sınıfında öğrenciydik. Okulun tüm sınıfları, birer hafta nöbet tutarlardı. Okulun nöbet sırası bizim kümedeydi. Öğle yemeğine gittiğimizde, karavana içinde bir yemek türü vardı. Kuru ve tel tel idi. Talaşa benziyordu. Böyle bir yemeği ilk kez görüyorduk. Ne olduğunu tartışırken, bina nöbetçisi Bekir Aslan geldi. Ve “Aman yemeyin, marangoz atölyesinden bu talaşı telisle ben getirdim. Yarısını binaların koridoruna bıraktım. Geri kalan yarısını da mutfağa götürdüm. Bu yemek o talaştır” dedi.

Nöbetçi, arkadaşlarımızla birlikte kaşıklarla tabaklara vurmaya, bağırmaya başladık. Diğer masalardaki ağabeylerimiz bakıp gülüyorlardı. Bize, “arkadaşlar buna kadayıf denir, bakın biz yiyoruz” diyorlardı. Ne mümkün, bağırmaya, tepki göstermeye devam ettik.

Program sonu...

Program sonunda sorular yanıtlandı. Şahhüseyinoğlu’na teşekkür edilerek çiçek sunuldu. Şahhüseyinoğlu kitaplarını imzaladı.

Şube Özlük İşleri Yazmanı Tahir Göktürk bağlaması ile türküler çalıp söyledi. Süleyman Özerol’un Arguvan türküleri çalıp söylemesi ile program sona erdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 561
Kayıt tarihi
: 03.12.12
 
 

1953 yılında Hekimhan-Ballıkaya (Mezirme) köyünde doğdu. Akçadağ İlköğretmen Okulunu 1972'de biti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster