Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
223
 

Sahilde sohbet (3)

Sahilde sohbet (3)
 

Bizim Ada’nın iki kafadarı Varol ve Selim, kendileri ile ilgili yazdığım öyküler çok hoşlarına gitmiş olmalılar ki, geçen Pazar beni buldular, sohbet etmek amacıyla kahvaltıya götürdüler.

 

            Arabaları Kuşadası’nın organik meyve ve sebzeleriyle ünlü Kirazlı Köyü’ne giderken yoldan sarp bir tepede bulunan kahvaltı sofrasına saptı. Belen Çoban Sofrası. Oturduk. Çay ve kahvaltılarımızı söyledik. Uçurum manzaralı dağ sofrasında sohbetimize başladık.

 

- Halil abi, hep biz konuşuyoruz, biraz da sen anlat. Konuyu sen seç. Neler konuşulacak sen belirle, seni dinliyoruz.

 

Düşündüm düşündüm. Aklıma o anda zamanın gençliği ve dünya edebiyatı konusu geldi.

 

- Arkadaşlar, dedim. Bizim gençliğimizde sanat, edebiyat değeri çok yüksek olan eserler basılır ve okunurdu. Bu kadar çok kitap yoktu ama, basılan eserler çok değerliydi.

 

- Haklısın abi, dedi Varol. “Şimdiki arkadaşlarımız Drakula, Frankestein, Sherlock Holmes, Vampirler gibi konulara çok düşkünler…”

 

- Bu böyle olmamalıydı dedim. “Ortada yüz-yüzelli yıldan beri yazılan klasik eserler var. Mesela bir Rus Edebiyatını ele aldığımızda Dostoyevski var. Adam müthiş ruh çözümlemelerine girişmiş. Karamazof Kardeşler, Ezilenler, Kumarbaz, Ecinniler, Budala gibi eserleri var biliyorsunuz. Savaş ve Barış’ın yazarı Tolstoy, güzel öyküleri ile Anton Çehov ve diğer Rus yazarları Gogol, Gorki, Turgenyev, Puşkin gibi…”

 

- Amerikan Edebiyatında da böyle kuvvetli yazarlar var mıydı Halil abi, diye söze girdi Selim.

 

- Vardı tabii… Jack London müthiş bir yazardı. Tam hayat adamıydı ve gerçekçilik tümüyle romanlarına yansımıştı. “Cennetin Doğusu”, “Gazap Üzümleri” isimli kitapların yazarı Steinbeck, “İhtiyar Balıkçı”nın yazarı Hemingway, “Tom Sawyer”in yazarı Mark Twain, güzel öyküleri ile Erskine Caldwell, O.Henry bizim çok okuduğumuz edebiyatçılardandı.

 

Üç kişi bir an için durduk, etraftaki ilginç manzarayı seyrettik, sonra tekrar

kahvaltımıza koyulduk.

 

            Varol ve Selim’e bizim edebiyat dünyamızı anlatmaya devam ettim.

 

            -Arkadaşlar en çok eser veren edebiyat Fransız edebiyatı… Çok sayıda yazar ve

             şairleri var Fransızların. Victor Hugo’nun “Sefiller”i müthiş bir eser biliyorsunuz.

Flaubert’in Madam Bovary’sini, Balzac’ın Goriot Baba’sını, Emile Zola’nın

Nana’sını, Stendhal’in Kırmızı ve Siyah’ını duymuşsunuzdur. Maupassant’ın öyküleri,

Prosper Merimee’nin Carmen’i, Musset’in, Daudet’in, Maurois’in, Proust’un eserleri

meşhur.

 

Edebi eserlerle, dünya edebiyatı ile ilgili konular Alman, İngiliz, İtalyan, İskandinav, İspanyol edebiyatına da sıçradı. Varol ve Selim beni dikkatle dinliyorlardı. Bir ara Selim bu kadar meşhur edebiyatçılar arasında bir Türk edebiyatçının olup olmadığını sordu.

 

- Var tabii Selim, diye cevapladım. Cengiz Aytmatov var. Dünya çapında çok önemli bir Türk yazarı. Selvi Boylum Al Yazmalım, Cemile, Beyaz Gemi, Gün Uzar Yüzyıl Olur gibi çok güzel kitapları var.

 

- Küçükken ben polisiye romanları çok severdim diye söze girdi Varol. Agahta Christie’nin, Alfred Hitchcock’un kitaplarını okurdum. Bir de Jules Verne’yi çok severdim. Denizler Altında Yirmibin Fersah, Kip Kardeşler, Dünyanın Merkezine Seyahat.

- Varol, bir de Pardayanlar var seri halde. Fransız edebiyatında Michel Zevaco’nun müthiş macera serisi.

- Evet Selim duydum ama okuyamadım, diye cevapladı Varol.

 

Bir yandan karnımızı doyuruyorduk, çayımızı içiyorduk, bir yandan tertemiz dağ

havasını içimize çekiyorduk; bir yandan da koyu bir edebiyat sohbetine dalmıştık, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık.

 

 

- Arkadaşlar, dedim. Dikkat ediyorum bizim zamanımızda bu ünlü dünya edebiyatçılarının bir çok kitabı dilimize çevrilmişti. Çevrilmeyenlerin ise son yıllarda ülkemize kazandırıldığını görüyor ve mutlu oluyorum. Eksiklikler gideriliyor. Kazancakis’in yirmi eseri olsa ancak üç tanesi çevrilmemiş olsa bu bizim için eksikliktir. Albert Camus’un, Andre Gide’nin, Franz Kafka’nın, Marquez’in, Kundera’nın, Coelho’nun, Knut Hamsun’un, Panait Istrati’nin, Thomas Mann’ın, Stefan Zweig’in, Dickens’in, Goethe’nin bir tane kitabının bile bize çevrilmemesi insanlarımız için bir kayıptır.

 

Konuşmalarımız bir müddet daha sürdü. Ortalığın kalabalıklaştığını fark edince artık gitme zamanımızın geldiğini anladık. Üç arkadaş edebiyat dolu bir gün geçirmiştik. 2014/51
          

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 137
Kayıt tarihi
: 09.03.14
 
 

1958 yılında Söke'de doğdum. Esnaf çocuğu olarak ilk, orta ve lise eğitimimi Aydın ili Söke ilçes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster