Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '19

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
87
 

Sahip Olmadan Sevebilmek

"Aşk, sahip olmadan sevmesini bilenlerin ruhunda hayat bulur."

                     Neoliberal ekonomiler paranın serbest dolaşımını ve kazancını dünya üzerinde planlarken küresel ekonomileri de oluşturdular . Hayatlarımızı da bu kar ve dolaşım üzerine şekillendirdiler. Neoliberal ekonomiler bir bisiklet gibi kesinlikle durmaması gerekir.  Durması sistemde bunalım yaratır. Bunun olmaması için insanların yaşamlarına girerek onların algılarını, değerlerini,  önceliklerini,  ihtiyaçlarını belirleyerek  hiç durmaksızın yaratılan ihtiyaçlara uygun tüketim yapmalarını sağladılar. Tüketmek,  tüketmek durmadan tüketmek sistemin yaşaması,  ayakta durması,  pedalların dönmesi buna bağlı bu yüzden insanların yaşamlarında farklılık oluşturuldu. Temel felsefe daha fazla şeyinin olmasıydı. Zamanı geçeni atmalı yenisini herkesten önce almalısın. Yeni ihtiyaçlara öncelik oluşturularak bunlara sahip olmazsan eksiksin imajı yaratıldı. Yani her şey tüketimdi.  Bu insani değerleri parça parça onun elinden aldı. Onu tüketirken hayali bir varlığa dönüştürüyor.  Yalan üzerine kurulan hayatlar, yapay ilişkiler doğal olmayan çevreler.  Elindekiyle ölçülen arkadaşlıklar. Öylesine her şey dijitalleşti ki insan ilişkilerinin en güzel değerlerini sevgiyi ve aşkı  kaybettik.  (öldürdük demiyorum bu çaresizlik olurdu) sevginin ve sevdanın fakiri olduk. Sevmeyi sevilmeyi bilmeyen toplum, sevdasını yaşayamaz. Sevgi fakiri toplumda nefret,  bencillik,  kin yetişir toplumda narsis eğilimler artar. Sevgi ve aşkın fakirliği diğer fakirliklere benzemez insanı insanlığından çıkarır. Sevgi ve aşk fakirliği bilgisiz cinsellikle birleşince kendini oluşturamayan, üretemeyen, insanlaştıramayan kişiler  bencileşerek saldırgan, acıma değerlerini kaybetmiş,  şiddete yönelen bir yapıya kavuşur. İnsan davranışlarını belirleyen toplumsal ilişkiler ve yaşam koşulları, bunları belirleyen üretim ve tüketim ilişkisi yani ekonomik modeldir.  İnsanların ihtiyaçları sistem çıkarlarına göre oluşturuldu. Bu da insanları değiştirdi. "İnsanlar tutumlarını ve davranışlarını çıkarları değiştiği oranda hızla değiştirirler."Arthur Shopenhauer  yaşam bilgeliği üzerine S.34

                        Ekonomiler dünya kaynaklarını tüketerek yeniden üretim yapıyorlar .İnsanların alışkanlıkları da buna göre şekillendirilerek "kullan, tüket ve at " biçimine dönüştürülüyor. insanlarda sahip olma dürtüsü harekete geçirilerek , insanları da eşyalara dönüştürüyor. İnsan ilişkileri sahip olmacı bir karakter kazanıyor.  R. H. Tawney "Sahip Olmak  güdüsünün temeli  Kazanç Toplumları."Yani yeni olan güzeldir. Kazan, elde et, kullan, at. Bu kültür insanda olma anlayışını öldürerek sevgi fakirine dönüştürüyor. Değiştirdikçe bu kazanca bağlı olan denetleme ve sahip olma gücüyle mutlu olduğunu kabul ediyor.  Bu insanları ilişkide olduğu kişilere de sahip olma duygusu içerisine sokuyor. "Sahip olmak ilkesinde, kişi ile onun sahip olduğu  şeyler arasında canlı bir ilişki yoktur. hem kişi hem de o şeyler birer nesnedirler ve kişi, o şeyleri kendi denetimi altına alma imkanını bulduğu için, o şeylere sahip olmuştur" Erıch FROMM Sahip Olmak ya da Olmak S.105.  İlişkisi biten insanların elinde olanı benim olanı kaybetme duygusuyla yaklaşmalarından dolayı  birbirlerine nefretle yaklaşmaları hatta intikam almaları öldürmeleri bu sahip olma duygusundan kaynaklanmaktadır. İnsanlarda sahip olma duygusunu geliştiren tüketim toplumunda kaybolan ve eskiyen sevgi de aşk da bu toplumsal yapıya uyarlanmaya çalışılmakta insanlar bu değerler açısından iyice fakirleştirilmektedir. Sahip olma duygusuyla her şeyi mülkiyete dönüştüren ,  bunlara sahip olma isteği insanları şiddete ve sömürüye yöneltir.  Sevgiyi ve aşkı kaybeden insan ilişkileri yapaylaşarak ölüyor. Sevgi iki tarafa da hayat veren bir hazdır. Birbirlerini besleyerek var eder ve doyururlar. Sevginin değerinden soyutlanması sahiplenilmesi  birinin diğer tarafın bütün canlılığını emmesi sömürmesiyle son bulur. Değerinden soyutlanan sevgi anlam ifade etmez insanları mutlu edemez. Sahip olma duygusu insanda  nefret eğilimini geliştirir. Ne kadar çok şeye sahip olsa da insan,  yinede sahip olmanın sınırı yoktur. Bu da mutsuz sevgisiz bir toplum yaratır.

                  Sevgisiz toplum ayni zamanda aşk fakiridir de neoliberal ekonomilere uygun düşen dijitalleşen yaşam gerçek ilişkileri karartarak yapay zenginlikler ve ilişkiler yaratmaktadır. Bu ilişkiler içerisinde aşk bir söylemden öteye geçemeyen kimin sahip olacağı üzerindeki anlaşmaya,  yalana dönüşmektedir. Sevginin ve aşkın yalana dayandığı toplumlarda cinselliğin anlamlı yaşanması beklenemez . Sevginin sahte olduğu bir cinsellik de yalan haz üzerine ve sahip olma üzerine kurulur. Cinsellik insanların hayatı var etmesi, hayatın anlamını oluşturması kendini bir başkasında var ettiği gibi başkasını da kendinde var etmesidir. İçinde aşk olmayan bir cinsellik bunu başaramaz. "Aşk öyle bir deneydir ki, bununla bütün benliğimiz, tıpkı kuraklıktan çıkmış bir bitki gibi canlanır, tazelenir. Aşksız bir cinsellikte bunun zerresi bile yoktur" Bertrand Russell Mutluluk Yolu S.37Eril tahakküm sahip olma üzerine kuruludur. Bir tarafın sahip olma üzerine kurduğu bu ilişkide sevgide aşk da fakirleşir. Fakirleşen bu kavramlar insanlarda kendini olgunlaştırmanın, tanımanın en güzel anların ve mutluluğun yaşanması gereken  cinselliği öldürür. "Çünkü cinsellik seksten çok daha fazlasıdır. Cinsellik hazzın ötesinde, her bireyin kendi kültürel gurubunun içinde kimliğini inşa etmesini, belli bir olgunluğa varmasını, ötekinin farkının bilincine varmasını ve bununla birlikte itkileriyle başa çıkabilmesini, eksikliklerini ve sınırlarını kabul etmesini sağlar." Ghislaine Paris Cinselliğin Önemi S.16

                    Sahip olmadan sevmeyi  ve sevilmeyi öğrenen insanlar mutluluğa ulaşmanın yolunu da bulacaklardır. Sevgi ve aşk fakiri, sahip olma isteğiyle çırpınan insanlar kendi içlerinde büyüttükleri öfkelerinin,  bencilliklerinin, nefretlerinin oluşturdukları  hapishanelerinde her zaman mutsuzluğu yaşarlar.

 

Özkan ŞANAL

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 361
Kayıt tarihi
: 11.08.16
 
 

Anadolu Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği mezunu, otuz sekiz senelik öğretmenim.  Eğitim, öğretim f..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster