Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Nisan '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
9965
 

Sahip olmak ya da olmak...

Sahip olmak ya da olmak...
 

Kavramın yaratıcısı, Erich Fromm (*)

Fromm’un bu muhteşem yaklaşımını ele almadan önce birkaç soru soralım kendimize:

‘Sahip olmak’ mı daha değerlidir, yoksa ‘olmak’ mı?

Nelere sahibiz ve neler bize sahip?

Doğu felsefesi ile öpüştüreceksek bu fikri; balık tutmayı bilmek mi, yoksa tutulan balıklara sahip olmak mı?

Sahip olduklarımız kadar mıyız, yoksa OLduğumuz kadar mıdır varlığımız?

Soruları çoğaltmak mümkün. Çünkü temelinde arzu edilene (genellikle bir bedel ödeyerek) sahip olmak ya da arzu edilen ne ise onu olmak yatıyor.

Fromm; “Mala, mülke, şöhrete, insana, bilgiye, sahip olmak demek, onları ele geçirmek, kendine mal etmek, onlara egemen olmak ve dilediğince kullanmaktır” diyor.

Oysa, “Olmak, sahip olmak’ın karşıtıdır. Olmak, her şeyi kendi bütünlüğü, canlılığı, kendi gelişimi içinde sevmek demektir” diye devam ediyor. (**)

İki kavramın yarattığı çağrışım bulutları öyle çok ki; hayatın her alanına yansıtmak mümkün. Bilmek ile inanmak kavramları arsındaki boyut farkından; ezberlemek ile öğrenmek farkına, hatta oradan da sevmek ile sevilmeyi sevmek saplantısına kadar uzanıyor.

Kaldı ki; bilmek işinin içinde bile sahip olmakla, olmak arasındaki uçurumlar kadar nüanslar var. Kimi, kuru bilgiyi ezber eder ve onun rehberliğinde yaşar. O ezber bilginin, fener ışığı mesafesi kadardır görüş alanı. Ki; saplantılar, tutkular, öğrenilmiş çaresizlikler, önyargılar vs. bu mecradan beslenir.

Kimi ise; bilgiyi kendi düşünce sistemine göre analiz ve sentez ederek içselleştirir ve kişilik oluşumunda yapı taşı olarak kullanır. Düşünürler, bilgeler, büyük sanatçılar, dehalar bu kaynaktan gelirler.

Ve maalesef…

Maalesef, geçmişten günümüze, dünyanın felsefesi sahip olmak üzerine kuruludur. Bu nedenledir, o kanlı - katliam savaşlar… Faşizmin, diktatörlüğün, feodal yapının, ağalık sistemlerinin temelinde sahip olmak yatar. Kapitalizm, sahip olmanın dayanılmaz bencilliğinden hortlamış canavardır örneğin.

Tüm hukuk, yönetim, eğitim sistemleri “sahip olmak” kültürünü besler ve oradan da beslenirler.

Ülke sınırlarının korunmasından, iki dönümlük arazi sınırları yüzünden kafa kol koparan hırstan tutun da; yarım ekmeği paylaşamayan aç gözlülüklerin temelinde sahip olmak yatar.

Oturduğu koltuktan bir türlü kopamayan, kopmamak için her türlü rezilliğe katlanan, onursuzlukları kaldırabilen o ruh, sahip olmak saplantısıyla kirlenmiştir.

Tüm bu sistemler, “olmak” kültüründen beslenmiş olsaydı, dünya ne kadar da yaşanası bir yer olurdu düşünebiliyor musunuz?

Hani o şarkılarda özlenen, “Kaldırın sınırları” nağmeleri, anlamlı olmaz mıydı? Nietzche’nin “İnsanlık henüz ilkel zamanlarını yaşıyor. Töreler ve dinler devri” dediği dönemi kapatmış olmaz mıydık?

Olurduk!

Çünkü olmak’ın içinde, önce kendine yetebilen, öğrenebilen, öğrendiklerini içselleştirip; üretebilen ve bir birey olarak, ‘kendine’ değil; tüm insanlığa ve doğaya fayda sağlayan kimse var. Ve temel öge üretebilmekte… Slogan, “Tüket, daha çok tüket” değil; “Üret, daha çok üret ve paylaş” olmalıydı…

Ve ikili ilişkiler…

Dostluklar, arkadaşlıklar, eşler, sevgililer…

“Sahip olduğum en değerli varlıksın” dendiği anda, kendine mâl edişin başladığı ilişkiler… Oysa, “olmak” kültürü ile beslenmiş olsaydı, ancak birbirine değer katan ilişkiler bütünü yaşanmaz mıydı? Sömürmek yerine, katkıda bulunmak; acıtmak yerine, yaraları sarmak; tökezletmek yerine, yeri geldiğinde eline âsâ olmak… Kıyamamak ve karşılıksız ve beklentisiz sevmek… Ve aynı şekilde de karşılık bulmak mümkün olsaydı, yitirilir miydi aşk?

Ne dersiniz? Sahip olmak mı, yoksa OLmak mı?

 

(*) Erich Fromm : http://tr.wikipedia.org/wiki/Erich_Fromm

(**)Kitabın Özeti: http://www.altinicizdiklerim.com/ozetler/SahipOlmakYaDaOlmak.pdf

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şansınıza da bugün bu blogunuzu okuyasım tuttu. Erich Fromm bana göre kavramları hem yeterince analiz edememiş hem de birbirine karıştırmış. "OL" ve "SAHİP OL" birbirini zorunlu kılan, birbirini tamamlayan iki ayrı EMİR'dir. OL'madan SAHİP OL'unmaz ve SAHİP OL'madan da tekâmül edilmez. OL'dan kasıt OL ve öyle kal değildir, OL ve kendini geliştir mükemmelleştirdir. Yani sahip olmaya devam et. Evrimin ilk adımı iki bağımsız hidrojen atomunun sahip olma güdüsüyle birbirleriyle birleşip bir hidrojen molekülü oluşturmasıdır. İki hidrojen molekülü de kaynaşarak bir helyum atomu oluşturur ve bu hikâye bu güne kadar Emine Supçin'e kadar uzar gider. Sahip olmak kapitalizmi çağrıştıran ve değersiz hatta kötü görünen bir eylemmiş gibi görünür ama sahip olma güdüsü olmadan da BİLGİ sahibi bile olunulmaz. Bence her güdü değerlidir. Sanki üreme güdüsü hepsinden kıymetliymiş gibi görünür ama öbür güdüler de olmadan samanlık bile olmazdı. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 10.07.2014 22:15
Cevap :
Öncelikle teşekkür ederim yorumunuza. Harika özetlemişsiniz. Çok da güzel açıklamışsınız. Fromm'un kastettiği sahip olmak kavramı içinde açgözlülük, hırs, insanın insanı yeri geldiğinde yem, yeri geldiğinde basamak olarak kullanmasını içeren ve "insan olmak" kavramına zarar veren düşünce. Siz bütün bakıyorsunuz, o ayrıntıdan söz ediyor gibi sanki. Tekrar teşekkürlerimle...  12.07.2014 16:15
 

"Sahip olmak" fikri, insanın kendi yaradılışına vurduğu bir kelepçedir diye düşünüyorum. Belkide en azından sahip olana kadar taktığı at gözlüğü. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 03.05.2011 19:43
Cevap :
Vurucu yorumların ustası Değerli Osman Bey, olay budur işte. "İnsanın kendine taktığı kelepçe." Çok teşekkür ederim zeka dolu yorumunuza, var olasınız. Selamlar, saygılar size.  04.05.2011 9:22
 

bir kafa ile okumak lazım ya bu yazıyı. Şöyle özümseye özümseye. Sonra bidaha okumalıyım aslında. Ama ilk okuyuştaki izlenmimi de şöyle iletmeliyim. Sorduğunuz soruya "sahip olmak" diye cevap verecen olur mu acaba? Hele ki bu kadar açıklama yapmışken. Elbette "olmak" bir birey olarak, üretmek için "olmak". "Olmak" kabulunden sonra,sonucu "sahip olmayı" getirir gibi geldi.

Nilay Yıldırım 
 02.05.2011 16:40
Cevap :
Can Siyah-i Mor'um, dingin kafa ile okumak lazım demişsin, güya dingin olmayan kafa ile okuduğundan bile çıkardığın şu yorum ne kadar kıymetli farkında mısın? "Olmak"ın da aslında "sahip olmaya" götüren bir devinimi olduğundan söz ediyorsun. Ve öyle düşündürdü ki beni, çıkardığım sonuçta; "olan" kimsenin aslında, yüce değerlere "sahip olan" insan olduğuna geldim. Hakikaten de öyle.. Keşke hepimiz bu anlamda ol-a-bilsek... Sevgimle, saygımla, içtenliğimle sana gönlü ve beyni güzel insan...  03.05.2011 0:18
 

Ama bu yaşıma geldim ne yazık ki ben de "olamadım" Emine'ciğim...Olabileceğime dair umudum da yok doğrusu (:...Egolarımız bir yanda...Sahip olmanın dayanılmaz hazzı öteki yanda...Savunduğum, doğruluğuna inandığım ama bir türlü gerçekleştiremediğim karşılıksız ve beklentisiz sevmek durumu...Çelişik...Karışık...Zor...Bu durumda ne denir ki? Biraz demode olacak ama..."To be or not to be" bütün mesele bu...:)) Sevgilerimle...

fatma iyibilgin 
 01.05.2011 23:31
Cevap :
:))) Sonuç itibari ile, "olabildiğimiz kadar" diyelim barim :)) Çok teşekkür ederim bu içtenlikli ve de değerli yorumuna İyi Bilgin'im beniiiim :) Sevgilerimle sana :)  01.05.2011 23:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 3783
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2982
Kayıt tarihi
: 23.07.08
 
 

Eğitim sürecinin bazı bölümleri Almanya ve İngiltere'de olmak üzere en son PAÜ'den eğitim uzmanlı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster