Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
865
 

Sahnelenmeyen trajedileri yaşamın !

Sahnelenmeyen trajedileri yaşamın !
 

Cama tutunmaya çalışan damlaların arasından otoparktaki arabalara, koşuşturan insanlara baktı. Nefesiyle buğulanan camı elinin tersiyle sildi. Neden orada olduğunun cevabını bilen tek kişiye doğru başını kaldırdı. Varlığından bir gün olsun şüphe etmemişti. O iyi bir Katolikti. Tanrı bunu neden göz ardı etmişti.

“Tatlım, lütfen oturur musun artık!”

40 yıllık hayat arkadaşı Daisy’nin sesiyle koptu düşüncelerinden. Berbat bir şubat günü -NHS Bristol Hastanesi’nin üçüncü katında- hakkında verilecek hükmü bekleyen mahkûm gibiydi.

Son bir aydır iştahı oldukça azalmış, halsizleşmişti ve karın boşluğundan sırtına yayılan bir ağrı vardı. Daisy’nin zoruyla hastaneye gelmişlerdi. Çeşitli kan testlerinin yanı sıra batın tomografisi, endoskopik ultrasonografi, retrograd kolanjiopankreatografi ve biyopsi de yapılmıştı ve Dr. Moore sonuçları görüşmek üzere onları hastaneye çağırmıştı.

“Bay ve Bayan Mc Hill, oturun lütfen.”

“Apandisitim mi alınmalı doktor?”

“Keşke öyle olsaydı Gary! Size verecek iyi haberlerim yok ne yazık ki.”

Kocasının elini tuttu Daisy. Buz gibiydi. “Sessizliği ilk kim bozacak”ı sınamakta kararlıydılar sanki.

“Olabildiğince açık konuşacağım Gary. Abd CT, ERCP, EUS ve biyopsi sonuçlarına göre pankreasının baş kısmında duktal adenokarsinom saptadık! Yüksek CA19-9 ve CEA seviyeleri de bize kanserin üçüncü evresinde olduğunu gösteriyor. Derhal tedaviye başlamalıyız. Öncelikle Pankreatoduodenektomi ve sonrasında da adjuvan kemoterapi uygulayacağız. Sizin anlayacağınız şekilde söylemem gerekirse; pankreasın baş ve gövde kısmını, etrafındaki lenf bezlerini, midenin bir kısmını ve safra kesesini alacağız. Safra kanalını da ince barsağa direkt bağlayacağız. Ameliyat sonrasında da -Faz 3 hastalarında etkileyici klinik yanıt sağlayan- Folfirinox rejimine başlayacağız. Aslında bu çoklu ilaç rejimini -yan etkileri nedeniyle- genç hastalarda kullanmayı tercih ediyoruz; ama senin dinç yapına güvenerek denemek istiyorum. Metastaz ya da nüks olmazsa iki yıl ömrün var diyebiliriz. Zor bir sürece giriyorsunuz ve psikolojik rehabilitasyona da ihtiyaç duyacaksınız. Güçlü ve her şeye hazırlıklı olmalısınız.”

El ele indiler aşağıya. Delice yağan yağmura aldırmadılar. Arabada da konuşmadılar. Daisy ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Haykırarak ağlamak istiyordu; ama Gary’nin dimdik duruşundan çekiniyordu!

“Çok güzel günler geçirdim seninle aşkım. Mutluluğun en güzel tarifisin benim için. Harika bir evlat verdin bana. Kızım da dünya tatlısı bir torunla mükâfatlandırdı bizi. Yetmişime geldim neredeyse, onca sıkıntıyı hem kendime hem de size iki yıl daha yaşayabileyim diye mi çektireceğim!”

“Öyle deme hayatım! Tabii ki tedavini olacaksın. Tıp nasıl hızlı ilerliyor biliyorsun. Senin kazandığın zamanda belki de çaresini bulacaklar hastalığının!”

“Şu dediğine kendin inanıyor musun Daisy? Mary’i ara da gelsinler bu akşam. Onların da bilmesi gerekiyor.”

Yağmur durmuştu. Ayağa kalktı, cama doğru yürüdü. Castle Park her zamankinden yeşil görünüyordu. St. Peter's Kilisesi’nden kaçırdı gözlerini. “Bahar gelse bir an önce de otursak çimenlere.” dedi. Daisy eliyle ağzını kapayarak içeri kaçtı. Hıçkırıklarının duyulmasını istemedi.

Teşhisten bir hafta sonra ameliyata alındı Gary. Beş saatlik ameliyatın sonunda Dr. Moore çok başarılı geçtiğini, kanserli dokuları tamamen temizlediklerini ve Gary’e kalitesi yüksek ve uzun bir yaşam vermek için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

Öyle olmadı! Üçüncü günde ateşi yükseldi ve karın bölgesinde ağrı başladı. Anastamoz kaçağı nedeniyle tekrar ameliyata alındı.

Hastanede kaldıkları 3 hafta boyunca Daisy hayat arkadaşının yanından hiç ayrılmadı. Gary'i zorlayan belirgin toksisite nedeniyle Folfirinox’tan vazgeçildi, Gemcitabin'e başlandı.

7 hafta süresince her hafta hastaneye giderek kemoterapi aldı. Gözlemlediği nüks eğilimine bağlı olarak Dr. Moore -birer hafta arayla- üçer haftalık dört kür daha uygulanmasına karar verdi. Oldukça zayıflamış, nefes darlığı çekmeye başlamıştı. Çok az yemesine rağmen bulantısı kesilmiyordu. Tansiyonu da hiç olmadığı kadar yüksekti. Kemoterapinin en sevdiği yan etkisi dökülen saçları ve kaşları olmuştu! Çünkü torunu, dedecim ne güzel olmuşsun deyip kel kafasından öpüyordu!

Daisy çok yıpranmıştı. Oysa ne kadar güçlü olursa Gary’e o kadar çok yardımcı olabileceğini biliyordu. Aklına kötü sonu hiç getirmiyordu. Gary’den gizli psikiyatr desteği de almaya başlamıştı.

Her ikisi de Bristol’da doğmuştu ve şehirlerinden hiç ayrılmamışlardı. Evlerinin hemen yanı başındaki Castle Park’ı, içindeki tarihi kiliseyi ve Floating Harbour kenarında oturmayı çok severlerdi. Zor da olsa birkaç kez gittiler parka. Çimlerin üzerine oturup piknik de yaptılar. Pek bir şey yiyemedi Gary; ama Dean’in çimenlerin üzerinde yuvarlanmasından büyük keyif aldı.

Ameliyatın üzerinden 14 ay geçmişti. Gary artık çok zor yürüyordu ve evde gece-gündüz bir hemşire bulunuyordu. Tetkikler için hastaneye ambulansla gidiyorlardı. Bazen de Dr. Moore ziyaretlerine geliyordu. Evin bir odasını Gary’e ayırmışlardı. Eve sinen kesif koku belki de itiraf etmeye korktukları gerçeğe hazırlıyordu!

Psikiyatri seansı sonrasında Dr. Moore’a uğradı Daisy. Moore sabahtan aramış ve öğleden sonra onu beklediğini söylemişti.

“Gary’nin son PET/CT kontrolünde hastalığın karaciğere ve böbreküstü bezlerine sıçradığını gördük Daisy! Artık son evredesiniz ve 2 ya da 3 ay ömrü kaldı. Kendinizi acı sona hazırlamalısınız! Bu süreçte palyatif önlemler alarak yaşam kalitesini yükseltmeye çalışacağız. En büyük görev de sana düşüyor!”

Dr. Moore’un bakışlarında Gary için artık yapılacak bir şey yok ve sen önemlisin Daisy ifadesi vardı. Ağlamadı elbette! Anlıyorum sizi doktor demekle yetindi. Eve girmeden doyasıya ağladı. Kıpkırmızı gözlerini Gary’den nasıl kaçıracaktı! Kaçıramadı. Karısının elini tuttu Gary, gözlerini kapadı.

Ağrıları dayanılmaz hale geldiği için analjezik Fentanil bant kullanmaya başlamışlardı. O da ancak iki gün idare edebiliyordu.

Bir akşam çorbasını içirmeye çalışırken, “Bırak şu kaseyi de beni dinle.” demişti cılız bir sesle!

“Daisy hayatım, ölümün sinsice yaklaştığını hissediyorum. Hastalığım süresince senin de nasıl yıprandığını, geceleri gizli gizli ağladığını bilmediğimi mi sanıyorsun. Benim de ömrüm bu kadarmış! Senden son bir isteğim var ve itirazsız kabul etmeni istiyorum. Ve konuştuklarımız aramızda kalacak.”

“Sensiz bir hayat düşünmek istemiyorum aşkım. Söyle, ne istersen yaparım.”

“Artık ölüyorum ve ben bu acıları daha fazla neden çekmeliyim! Hepiniz de benimle beraber kahroluyorsunuz. Dr. Moore’un teşhisi yüzümüze söylediği günü hatırlıyor musun? Aylarca bu sıkıntıyı neden çektim ki, sonuç değişti mi, kansere çare bulundu mu?”

Daisy başını önüne eğdi. Ne kadar haklıydı Gary. O’nu ondan iyi kim anlayabilirdi. Acıları çeken de ölmek üzere olan da oydu.

“Ben daha bilmem kaç gün ya da ay bu acıları çekmek, çektirmek; ne zaman öleceğimi düşünmek istemiyorum! Kendi yaşamımı kendi istediğim zamanda sonlandırmak istiyorum! Bunun da tek çaresi ötanazi.”

“Bu da ne demek Gary, sen ne dediğini bilmiyorsun! Ayrıca, ötanazi ülkemizde yasak. Kilise de gömülmene asla izin vermez!”

“Biliyorum tatlım! Unutma, ne istersem yapacağını söyledin. Şimdi beni iyi dinle! Hatırlarsan, Thomas'ın babası da iki sene önce kanserden öldü. Peki, nasıl öldüğünü biliyor musun? Alpler'de hem de mışıl mışıl uyuyarak! Ötanazi, İsviçre’de “Assisted Suicide - Destekli İntihar” tanımıyla serbest! Bu konuda çalışan yasal dernek ve klinikler var. Yaşama veda yolculuğunun her aşamasında yardımcılar. Onların hazırladığı zehri içerek hayatına kendin son veriyorsun! Ben öldükten sonra kiliseye laf anlatmana da gerek yok çünkü cesedimi yakıp küllerimi -porselen vazoda- sana teslim edecekler! Sen de şöminenin üzerine koyarsın! Neyse, bu konuyu kimse bilmeyecek. Hemen Thomas’la konuş ve kliniği ayarlayın! Tabii, havaalanına kadar özel ambulans ve uçak biletlerini de organize etmen gerekecek. Çocukları da gitmeden son bir kez göreyim.”

“Ama Gary!..”

Bu konuşmadan 8 gün sonra alaca karanlıkta Zürih’e uçtular. Komşuları fark etmedi. Göl kıyısında bir otele yerleştiler. Otelin doktoru ziyaretlerine geldi. Çok hasta bir adamla karısının Zürih’e neden geldiğini anlayabilecek kadar deneyimliydi; ama “Bu manzara ve temiz hava size çok iyi gelecek.” dedi.

Bir gün erken gelmeyi Daisy istemişti. Uçaktan inip ölmeye mi gidilirdi !

Tekerlekli sandalye ile balkona çıktılar. Yaz geliyordu. Gary için değildi !

“Yanımda sen, hava ve manzara harika. Ölmek için bundan daha güzel bir yer olabilir mi Daisy! Benim aklıma gelmese, o kasvetli şehirde ölmeme izin verecektin! Bak, şimdi ne kadar mutluyum!”

Rahat etmesi için Gary'nin sırtına yeni bir Fentanil bant yapıştırdı. Son gecelerini anılarla sarmaş dolaş uyuklayarak geçirdiler. İkisi de gözyaşlarını saklamadılar!

Sabah 09:00’da otelden ayrıldılar. Taksinin arka koltuğuna uzandı Gary. “Ambulansla gelmezseniz iyi olur.” demişlerdi. Sonradan anlayacaklardı ki gittikleri yer normal bir apartmandı. Bina girişinde tekerlekli sandalye ile biri bekliyordu. Son derece kibardı ve birlikte yukarı çıktılar. Oldukça sade döşenmiş, huzur veren bir daireydi. Gary’i aldıkları odanın perdeleri kapalıydı; ama endirekt aydınlatma ortamı inanılmaz derecede yumuşatıyordu. Duvardaki tablo dikkat çekiciydi.

“Bay Gary sizi önce yasal prosedür hakkında bilgilendirmek istiyorum. Size oral solüsyon halinde arka arkaya iki ilaç vereceğiz. İlki ikinciye karşı midenizi hazırlamak için. Sonrasında yarım saat bekleyeceğiz ve size son ilacınızı vereceğiz. Son aşamayı -İsviçre resmi makamları için- videoya kaydetmek zorundayız. Böylece yetkililer ilacı kendi isteğinizle içtiğinizi görecekler yani kendi isteğinizle öleceksiniz ve ilk ilaçtan sonra kararınızı değiştirmekte, bekleme süresini uzatmakta, dilediğinizi sormakta serbestsiniz. Söylediklerimi anladıysanız ve kabul ediyorsanız ilk ilacınızı hazırlamaya gideceğim.”

“Evet, sizi anladım, kendi isteğimle ölmek için buradayım.” diyerek “Gönüllü Ölüm Deklarasyonu”nu da Daisy’nin yardımıyla imzaladı.

Hazırlanan ilk ilaç bardağını titreyen eliyle zor götürdü ağzına! Tadı çok acıydı, meyve suyu istedi.

Karı kocayı baş başa bıraktılar.

“Çok mutlu ettin beni Daisy. Seni hep çok sevdim. Biraz daha yaşamak, Dean’in büyüdüğünü görmek isterdim. Yine de Yüce İsa benimle olsun, tanrı günahlarımı bağışlasın. Mary’e, böyle davrandığım için beni affetmesini söyle. Acılarımdan bir an önce kurtulmak isteyişimi anlayacaktır. Onlara iyi bak, sevgini eksik etme.”

“Sen her zaman mükemmel bir eş, baba ve dede oldun Gary. Hayatım boyunca sadece seni sevdim ve son nefesime kadar da öyle olacak. Belki bedenen aramızda olmayacaksın; ama inan, seni hep yaşatacağız!"

“Son ilacımı içmeye hazırım bayım!”

Yüksek doz sodyum-pentobarbital'in hazırlanması uzun sürmedi.

“Bay Gary, bu ilacı içmeniz durumunda öleceksiniz! Beni anladınız mı?”

“Evet, anladım!”

“Şimdi eşinizle vedalaşabilirsiniz.”

Öptü yanaklarından kocasını Daisy. Bekle beni, geleceğim dedi.

Ölüm şurubunu da -gözlerini Daisy’den ayırmadan- ufak yudumlarla içti. Meyve suyunu unutmadı.

Derin bir uykuya daldı önce. Huzura kavuşması uzun sürmedi.

Sessiz ve acısız!

Krematoryum için hazırdı.

Güne başladıktan 4 saat sonra kocasının külleri elindeydi Daisy’nin!

Gary ile gelmiş, Gary ile dönüyordu!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Varlığından pek keyif almasam da çevremin ısrarı ve ana sayfadan gerilere düşmesi nedeniyle belgesel niteliğindeki bu blog'umu -anlayışınıza sığınarak- tekrar yayına alıyorum!

Ata Kemal Şahin 
 04.12.2014 16:56
 

Oldukça dokunaklı.Acılı ve acıklı insanın bahtı bazan ruhun sınırlarını dahi zorlar.Okumuşsunuzdur mutlaka:Genç werter'in acıları geldi aklıma;acıdan,hastalıktan ve açlıktan kıvranan esirlerin artık ölüme sevgi duyma duygularının gelişmiş olması...Üzüldüm ve aşırı duygulandım.Kim bilir siz yazarken hangi duygulara girip çıktınız.Zor bir konu ötenazi.Ne çok titiz davranıp nasıl da ipincecik elekten geçirmişsiniz konuyu...Elinize,yüreğinize sağlık Ata Kemal Şahin bey dostum.Öylesi hüzünlere salmayın be abi kendinizi...Selam ve saygılarımla sağlıcakla kalın inşallah.

Abbas Oğuz 
 27.09.2014 17:06
Cevap :
Ve sadece 4 gün dayanabildim blog'un varlığına! Neler düşündüm neler kurdum bir bilseniz dostum. Hadi ben gri sevdalısıyım ve yazarken yaşadığım travmalara da dayandım; ama siz dostları üzmeye ne hakkım var:( "Ben yazarım, kalemime pranga vurulamaz." desem de mantığım gerekli hallerde yönetime el koyabiliyor! Okuyanlar arasında hasta olanlarımız olabilir; eşleri, dostları, akrabaları hasta olanlar olabilir. Öyküyü yurt dışında kurgulamış olsam da incinenler olabilir. İşte ben günlerdir bunun muhasebesiyle yedim durdum kendimi:( Lafın özü, bu öykü fazlasıyla ağır kaçtı dostum! "Ben yaptım, oldu!" demiş olmamak için de şu an yayında; ama yarın olmayacak! Teşekkürler, sevgiler.  27.09.2014 19:03
 

Araştırma,bilgi,öneri,sevgi,aşk yok yok yani mis miss emek ve mis mis hüzün acı..günümüz hastalığı artık migren gibi geçenlerde bende kendi kendime böyle bir hastalıktan gidecek olduğumu öğrensem çocuklarım ardımdan ne yapmalı ki en azından az üzülsünler diye düşündüm bazen böyle garip düşüncelerim olur gerçekten acı veren duygular...ama hayat ötenazi...selam ve saygılarımla.

Tülay EKER 
 27.09.2014 14:48
Cevap :
Artık o kadar çoğaldı ki o melun hastalık, yaşa filan da bakmıyor:( Bence "sağlıksız beslenme" en büyük etken. Yazarken de okurken de çok üzüntü veren bir blog oldu Tülay Hn! O nedenle yayından almaya karar verdim. Ama yapılan tüm yorumlar öykünün word'deki backup'ının altında duracak:) Teşekkürler, sevgiler.  27.09.2014 17:18
 

"Bu şiir-i Sitembol ki bî-misl ü bahâdır/Bir dizesine yekpare Blog mülkü fedadır"...demişti Nedim,bir zamanlar :)))...hatırlar mısın,bilmem...

nedim üstün 
 26.09.2014 16:34
Cevap :
Demişsindir de silmişsindir sen o şiirini:( Manidarmış dizeleri. Demek ki MB feda etmemiş mülklerini:)  26.09.2014 17:09
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8314
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1121
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster