Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '08

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
1221
 

Sahnelerden bir yıldız kaydı...

Sahnelerden bir yıldız kaydı...
 

Çizim:Ardahan Akad


BERNARDA ALBA’NIN EVİ

Geçenlerde Üsküdar’dan geçerken İstanbul Şehir Tiyatrolarının afişine takıldı gözüm. “Bernarda Alba'nın evi” adlı oyun sahneleniyormuş. Otuz yıl öncesinden bilirim o oyunu. Kandilli Kız Lisesinde yatılı okuyordum o zamanlar. Akşamüzeri dersler bittiğinde her öğrencinin bir faaliyete katılmasını isterdi öğretmenler.

Ben folklor ekibindeydim. Haftada iki gün folklor çalışması yapardık. Diğer günlere de bir şeyler bulma arayışına girdiğimde bir tiyatro çalışması yapıldığı haberi kulağıma çalındı.

Koca bir salon dolusu insanın karşısına çıkmak, sahnede kendinden emin rolünü oynamak, oyun bittiğinde çılgınca alkışlanmak… Hiç fena görünmüyordu. Hemen gidip görevli öğrenciye adımı yazdırdım. Daha önceden sahne tecrübem (!) olduğunu da söylemeyi ihmal etmedim. Tecrübe konusunu biraz abartmış olabilirim ama şimdi konumuz o değil.

Elemelerde üzerime düşeni yapıp seçilmeyi başardım ve gruba dahil oldum. Provalar günlerce sürdü. Sonunda beklenen an geldi ve perde açıldı. Salon tam da benim istediğim gibi hıncahınç doluydu.

Ve oyun başladı. Sıram gelene kadar sahne gerisinde heyecan içinde bekledim. Devamlı ağzım kuruyordu. Su içmeye gidip sahne sıramı kaçırmak istemiyordum. Ellerim terlemeye, dizlerim titremeye başlamıştı. Biri bir şey sorduğunda çıkardığım çatlak sese inanmıyordum. Heyecandan son nefesimi vermek üzereyken oyunu yöneten öğretmen başıyla işaretini verdi. Sıram gelmişti. İşte şimdi müthiş performansımı gösterme zamanıydı.

Ama bir aksilik vardı. Bacaklarımı oynatamıyordum. Öğretmen geçmem için perdeyi aralamış, kaşıyla gözüyle işaretler yaparken bir yandan da “hadiii, hadiseneee…” diye sessiz çığlıklar atıyordu. Sahnede anne rolündeki arkadaş yalnız kalmış ve ne yapacağını şaşırmıştı. Birden bir el sırtımdan itekledi ve ayaklarım yerden kesildi, sahneye doğru savruldum.

Kendimi toparlayıp başımı kaldırdığımda yüzlerce gözle karşılaştım. İçimden “Oyun öncesi salon bu kadar büyük değildi, ne zaman büyütmüşler?” diye geçirirken kulağıma anne rolündeki arkadaşın sesi geldi. Kim bilir kaçıncı kez bana bakarak repliğini tekrarlıyor ve benden cevap bekliyordu. Kulaklarımdaki uğultu kesilse tabi ki ona cevap verecektim. Sonunda gözümü zorla salondan ayırıp arkadaşa bakarak repliğimi söyledim.

O da ne? Ses yok… Sesim çıkmıyordu. Hemen bir deneme daha yaptım. Faydasızdı…

Ağzım Ali Gülcü’nün yakaladığı balıkların ağzı gibi açılıp açılıp kapanıyordu ama ses çıkmıyordu.

Sonrasını ne ben anlatayım, ne siz sorun.

Hayal meyal perdenin aralandığını, öğretmenin beni kolumdan tutup sahneden aşağı çektiğini ve “Alt tarafı bir ‘evet’ diyecektin, yıkıl karşımdan” diye bağırdığını hatırlıyorum.

Şimdi düşünüyorum da ne vardı ki o kadar kızacak? Gerçi bütün rolüm, anne olan arkadaşın sorduğu soruya “evet” deyip sahneden ayrılmaktı ama ben sahneye itilerek çıkarılmış, çekilerek indirilmiş yine de o “evet”i söyleyememiştim.

Her şeye rağmen sahne tozu yutmuş biri olarak diyorum ki, beni tiyatro grubundan atmakla hata ettiler. Yeteneğim su yüzüne çıkamadan köreldi gitti.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sahne deneyiminizin ne kadar ileri düzeyde olduğunu tüm bloggerlar olarak görmüş olduk. Bu konuda hemfikiriz. İzleyici fobisi sorununu da dahiyane bir şekilde çözmüş olduğunuza göre, ümidinizi bir kez daha söndürmemek için, ikibinyirmisekiz yılı tiyatro sezonumuzdaki ilk oyunumuzda YILDIZ OYUNCU olarak sizi aramızda görmekten onur duyacağımızı ifade etmek istiyorum. :) Saygı ve sevgilerimle

Behram Su 
 01.12.2010 15:34
Cevap :
Bu bir tekliftir ve teklifin iyisi kötüsü olmaz! Sonunda keşfedildim! Teşekkür ederim :)) İkibinyirmisekiz yılı benim yılım olacak, sahnelerde fırtına gibi eseceğim... O güne kadar sağlıcakla kalın.  01.12.2010 22:27
 

Başka bir bloğunuzdaki yorumuma olan cevabınızdan beni buraya yönlendirdiniz. Kaldı ki ben bu bloğunuzu çok daha önceleri okumuş ama üstün yeteneğinizden(!) bahsedip sizi şımartmamak için bir yorum yapma gereği duymamıştım. :)) Öğretmeninizin yerinde olmayı hiç istemezdim. Ben hala kendi oyunlarımı izleyemiyorum. Öğretmeninizin stresini çok iyi anlıyorum. Size gelince, izleyici fobisi olan bir çok oyuncu vardır. Bende de vardı bu fobi. Zamanla geçti. Fakat ilk sözümü söyleyene dek hala kalbim GÜM GÜM çarpar. Ancak ben oyuncu yiyen bir seyirciye rastlamadım hiç. Sizin, bizim gibi insanlar onlarda. Korkmak yersiz :) Şaka bir yana, özgüvenle ilgili bir durumdur bu. Bu da tecrübe ile yerine geliyor. Keşke bir kez daha sahneye çıkmayı deneseydiniz. İkinci denemenizde başarılı olurdunuz sanırım. (Beklediğiniz oyunculuk teklifini size yapmayacağım. Hiç heveslenmeyiniz:-))

Behram Su 
 29.11.2010 11:18
Cevap :
Sizi bu yazıya yönlendirme nedenim tekliflere açık olduğumu göstermekti. Gördüğünüz gibi sahne deneyimi olan biriyim! "İzleyici fobisi" denen sıkıntıyı aşmamın yolu basit... Boş salona oynarsam sorun çözülmüş olur. "Keşke bir kez daha deneseydiniz" dedikten sonra "Hiç heveslenmeyin oyunculuk teklif etmeyeceğim" demişsiniz. E ben şimdi ne yapayım? Sizden de böyle bir yanıt aldıktan sonra tüm ümitlerim söndü. Neyse.. Yine de yeteneğim olduğu konusunda ısrarcıyım, bu değerlendiremeyi yapamayan tiyatro camiası beni kaybetti!  29.11.2010 20:44
 

Bir söz vardır... 'yazmak cehennem, okumak cennet' diye ben onu tiyatroya uyarlıyorum 'izlemek cennet, oynamak cehennem' :) sevgilerimle

vi/dan 
 13.05.2008 17:15
Cevap :
Atın ölümü arpadan olsun sevgili Öykü. Yazalım cehennemi cennete çevirelim. Tiyatroyu da erbabına bırakalım onlar yansınlar biz tadını çıkaralım. Keyifli yorumunuz için teşekkür ederim.  13.05.2008 22:30
 

tozu fazlasıyla yutmuş biri olarak ben; salonun hıncahınç dolu olduğunun farkına, oyun sonunda seyircileri selamlama sırasında varırdım. Oyunun büyüsüne öyle kapılıyor ki insan, oyun neyi kapsıyor, hangi zaman ve mekanda geçiyorsa orada oluyorsun. Çok güzel anılarım, bir kaç perdelik oyun gibi geçtiler gözümün önünden şimdi. Geç de olsa "Anneler Günü"nüzü kutlarım. Hoş; Ardahan en güzel kutlamayı, yazınıza resim çizerek yapmış. Bunun üzerine bizlerin kutlaması ne anlam ifade eder, bilemem ya şimdi: gene de kabul buyurun efenim. sevgilerimle

MuDo 
 13.05.2008 15:07
Cevap :
Sevgili Mudo, demek tiyatro deneyimin var. Bize de anlatır mısın anılarını? Biraz da gerçek tiyatro hikayeleri okusak senden ne güzel olur. Anneler günü kutlaman için teşekkür ederim. Ardahan bana verilmiş en güzel hediyedir. Böyle özel günlerde onun kutlamasının yanı sıra sizlerin kutlaması da çok değerlidir benim için. Çok teşekkür ederim değerli yorumuna. Sevgiler efenim.  13.05.2008 22:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 1166
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2327
Kayıt tarihi
: 24.01.08
 
 

17 yaşımdaydım yazmaya ilk başladığımda. Dünyayı tanımaya çalışırken kendimi de tanıdım zaman içinde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster